2018 yılında sınıfın gündemi ekmek kavgası – Volkan YARAŞIR

Çin-Vietnam rejimi olarak tanımlanabilecek olan yeni emek rejimi sistematik esnekleştirme, güvencesizleştirme ve kuralsızlaştırma üzerinden şekilleniyor. Sınıfın tarihsel kazanımlarının gaspı, emeğin sürekli tahakküm altına alınması ve her düzeydeki örgütlenme ve direniş zeminin yok edilmek temel strateji olarak şekilleniyor.

Sermaye birikiminin ve sermaye dolaşımının temel güvencesi olan devlet, çıplak bir tahakküm ve zor aparatına dönüşerek, bir nevi predatör konumuna geliyor.

Sınıftan yükselecek her tepkiyi boğmak, iktidar ve tahakküm ilişkilerini içselleştirmek ve sınıf içinde sürekli yıkım ve tahribat yaratarak onu felç etmek arzulanıyor.

Özgün bonapartizm

En başta sınıfın paternalist düzenlemelerle atomize edilerek şekilsizleştirilmesi amaçlanıyor. Paternalist ve özgün bonapartist uygulamalarla yeni rıza mekanizmaları inşa ediliyor. Çünkü her şey sınıfın kontrolüne bağlı.

Sermaye fraksiyonları arasında “lanetli pay” da ancak sınıfın tahakküm altında tutulmasıyla olanaklı. Grevlerin bakanlar kurulu kararınca basit nedenlerle ertelenmesi, yeni iş yasaları, OHAL uygulamaları bunun en somut göstergeleri oluyor.

İşçi sınıfının bilincinde ve kimliğindeki aşınma, örgütlenme ve eylem kapasitesinde zaafiyetler sınıfın bir özne olarak konumlanmasını engelliyor.

Total devlet

Sendikal örgütlenmelere yönelik sistematik saldırılar, her direniş ve eylemin OHAL gerekçesiyle engellemesi, temel haklarının gasp edilmesi artık günlük vakalara dönüştü. Devlet bu süreçte en ufak hak talebini şiddetle boğuyor. Kısaca devletin yeniden yapılanarak total devlete dönüşmesi sürecin ayrılmaz parçası olarak işliyor.

Yeni rejim, yeni emek rejiminin kurulması üzerinden ancak kendini var edebilir. Yani ucuz ve kölece çalışmayı koşullayan emek rejimi yeni rejimin varlığını belirliyor. Bu manada sınıfın kadavraya dönüştürülmesi stratejik önem taşıyor.

Sınıf mücadelesi ve bu mücadele içinde şekillenen sınıfın otonomisi her şeye rağmen son derece önemli olanaklar sunuyor.

Sınıfın otonomisi

İşçi sınıfı tarihinin en karanlık döneminden geçiyor. İşini, ekmeğini ve geleceğini kaybetme riskini yaşıyor. 8 saatlik iş günü, kurallı çalışma, emeklilik, sosyal güvence, sosyal ve ekonomik haklarının gaspıyla karşı karşıya. Finans kapital büyük bir soğukkanlılıkla sınıfı kötürüm ve köle haline getirip, onu ucuz işgücü nesnesine çevirmek istiyor.

Her şeye rağmen sınıf gelişmelere karşı ısrarlı bir şekilde örgütlenerek, saldırılara karşı direnerek varlığını koruyor.

2018 Kavga yılı

Havzalarda ağırlıkta sendikalaşmak için, işten atılmalara ve ücret gasplarına karşı gerçekleşen lokal eylemler sınıfsal öfkenin en somut biçimi olarak dikkat çekiyor. Şark Mensucat, Doubleem Tekstil, Sumimoto, Eren, Soler işçilerinin eylemleri son dönemde öne çıkan eylemler oldu.

Ayrıca metal işçilerinin içinde olduğu TİS süreci ise olağanüstü potansiyeli içinde biriktiriyor. Kent ve havza grevlerinin nesnel zeminleri bu süreçte açığa çıkabilir.

Sınıf her eylem ve direnişten öğreniyor, öğrenerek yapıyor. En başta ekmeği ve işi için, geleceği ve varlığı için otonomisine dayanarak harekete geçiyor. 2018 yılının işçi sınıfı için bir mücadele ve kavga yılı olması kaçınılmaz.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir