31 Mart ve iktidarın fay hatları -A.Küçük

Türkiye 5 yıl içinde 7 kez sandığa gitti.

Her dönemeçte ülkenin önüne yeni bir seçim takvimi koyulması tesadüf değil.

Erdoğan öncülüğündeki iktidar bloku, inşa etmeye çalıştığı rejimin meşruiyetini, seçimler yoluyla sağlamaya çalışıyor.

Her seçim dönemini de devletin tüm imkanlarını kullanarak, tek elinde topladığı medya gücüyle ve türlü manipülasyonlarla yürütmeye, krizi fırsata çevirmeye çalışıyor.

Kriz zemini

16 Nisan ve 24 Haziran ile yasal bir dayanak kazanan ve hızla inşa edilmeye çalışılan başkanlık sistemi resmi bir statüye kavuşmuş olsa da garanti altına alınamıyor, toplum nezdinde yeterli meşruiyeti üretemiyor.

İktidarın, tek başına ülkeyi yönetmeye gücü yetmiyor.

Özellikle 15 Temmuz ile açık bir hal alan devlet krizi de çözülebilmiş değil.

Devlet krizinin yarattığı boşlukları onarabilmek ve iktidarda kalabilmek için, yeni ittifaklara yönelerek, şimdi azılı düşman ilan edilen eski iktidar ortakları ile birlikte yargıladıkları Ergenekoncular ve MHP ile oluşturduğu “kutsal ittifak” ekseninde süreci ilerletmeyi deniyor, ama görünen o ki, tek başına kutsal ittifak da yeni dönemi garanti altına almaya yetmiyor.

Beka propagandası ile, milliyetçilik duygularını harlayarak, rıza üretmeye çalışıyorlar.

Ancak Cumhur ittifakının seçim grafiğinden de görüleceği üzere, ittifakın ana propagandası olan taktikler, AKP’den ziyade MHP’ye yaramış, 24 Haziran’da görünür olmaya başlayan AKP’den MHP’ye oy geçişleri 31 Mart’ta daha da artmış durumda.

Ayrıca şimdilerde kutsanan Cumhur ittifakının kalıcı bir birlikteliği kuramayacağını, tarihsel çatışmaları dolayısıyla, fırsatını buldukları anda birbirlerine karşı hamle yapabileceklerini de biliyoruz.

Dış politikada da, ciddi bir eksen krizi yaşayan ve sermayenin çıkarlarıyla da kimi zaman çelişen Erdoğan iktidarı, gelinen noktada sermaye güçleri için de güvenilir bir ortak olmaktan çıkmış durumda.

AKP’de çatlak sesler

Açığa çıkan meşruiyet krizi, diğer kriz dinamikleriyle de iç içe geçerek iktidar mekanizmalarını sarsıyor ve zorluyor. O sarsılma halinin yarattığı basınç AKP içinde farklı seslerin yükselişine, parti içi bir kriz denklemine de sebebiyet veriyor.

Muhalefetin ve özellikle de kadın hareketinin yükselen isyan eğilimleri ve yarattığı meşruluk alanı iktidarı zorluyor.

Öyle ki; 8 Mart’tı “ezan” manipülasyonlarıyla bertaraf etmeye çabaladılar, ama tutmadı. Üstüne iktidar odaklarının ikircikli söylemlerine tanıklık ettik. Bir kesim, saldırıyı tırmandırmak isterken, birilerinin de ezan yalanını aşikar edip, tansiyonu düşürmeye çalıştığını gördük.

Yerel seçimlerde de özellikle büyük şehirlerin kaybedilmesiyle AKP içinde farklı tutumların devamına tanık olduk. Bu seslerin çatallanması kendiliğinden durumlar değil elbette.

En büyük rant kaynağı olan İstanbul’un kaybedilmesini kabullenemeyen AKP’de güçlü bir kesim seçimlere şaibe karıştığını öne sürerek, oyların yeniden sayımı, hatta seçimlerin yenilenmesini talep ediyor. Kaybetmemek için her türlü gerilimi göze almış görünüyorlar.

Fakat, AKP içinden bir diğer kesimin, bu konuda ılımlı yaklaşarak, sonuçların kabullenilmesi gerektiğini söylemesi dikkat çekiyor.

Pastadaki büyük dilimin kaydedilmesi, çıkarları için AKP’de yer alan geniş bir kesimin çıkar çatışmalarına girmesi, çatlak seslerin ve kopuşların artması ihtimalini güçlendiriyor.

Rejiminin ihtiyaç duyduğu meşruiyetin sandıktan devşirilememesi, gerilimin başka mecralara sıçramasına yol açabilir.

Seçim sonuçlarının kabullenilmemesi, Türkiye’de çoklu bir kriz ekseni içerisinde olan iktidarın tümden meşruiyetinin kaybedilmesi anlamına gelebilir.

Bu durum; ekonomik krizin yarattığı öfke ve hareket halinde olan kadınlar, Kürtler, Aleviler, işçilerin mayalanan direnme eğilimleriyle de birleşince, iktidar için kritik bir fay hattına dönüşebilir.

İktidar bunu göze alsa bile küresel sermaye başka alternatifleri değerlendirmek isteyecektir. Nitekim, TÜSİAD ve ABD’den gelen açıklamalar da bu görüşü destekler nitelikte.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*