ABD, Qui vadis? -Hasan Feramuz

Seçildiği günden bu yana ABD’li diplomatların ve askerlerin Suriye’den çekileceğini söyleyen Başkan Trump, bu sözünü gerçekleştirdi. ABD Savunma Bakanı Mattis’in çekilme kararnamesini imzalanmasıyla süreç resmen başladı. Trump bu “sürpriziyle”, bir süredir Suriye’deki kısmi stabilizasyonun “keyfini çıkaranların” tadını kaçırmış oldu.

“Sürpriz” mi?

Trump’ın kararı her ne kadar sürpriz olarak görülse de; gerek ABD’nin Irak ve Afganistan işgallerinden aldığı “yenilgi”, gerekse de kapitalizmin yapısal krizinin bir sonucu olarak ABD’nin yaşadığı hegemonya krizi, ABD’nin Suriye’deki varlığının “etkili” fakat sınırlı olacağına işaret etmekteydi.

Nitekim kapitalizmin yapısal krizi ile birlikte hegemonya krizinin yüksek şiddeti, ABD’yi bir imparatordan çok mahallenin kabadayısı olmaya itti. Üstelik mahalleye yeni yetme delikanlıların gelmesi de bu kabadayının gücünü zorlamakta. Fakat bu yeni yetmeler taze güce sahip olmalarına rağmen mahalledeki statükonun devamı için bu kabadayıya muhtaçlar. Yani hem kapitalizmin krizde olsa da devam edebilmesi için hem de Rusya, Çin, Almanya gibi yeni hegemon güçlerin statülerini sürdürebilmeleri için ABD’nin gücüne ihtiyaçları var. ABD’nin de bu gücünü ihtiyatlı bir şekilde kullanmaya… Dolayısıyla “askeri” gücünü kullanma sınırına varan ABD’nin bir “es” vermesi “sürpriz” değil.

Müttefikler ileri!

Şahin kanattan Savunma Bakanı James Mattis ve IŞİD ile Mücadele Koordinatörü Brett McGurk’un çekilme kararının hemen ardından istifa etmeleri de askeri gücün “şimdilik” bir adım geriye çekilmesine işaret.

Öte yandan Erdoğan’ın IŞİD bitirme vaadi ve Fransa’nın askerlerini çekmeyeceğini söylemesi üzerine, Trump’ın “kendileri bilirler” cevabı da sahnenin “emin” ellere bırakıldığını gösteriyor. ABD’nin müttefikleri aracılığıyla bir boşluk oluşmasını engellediği ya da kendisine tekrar “ihtiyaç duyulacak” bir ortamın tekrardan var olabileceğini de gözettiği görülüyor.

“Yeni” statüko

Başta Rusya, İran ve Suriye olmak üzere “ABD karşıtları” bu geri çekilmeden “memnun” olsa da oluşacak yeni statüko karşısında endişeliler. Rusya ve İran Esad’ın yenilmemesini sağlamış olsalar da, yeni bir statüko oluşturacak güce sahip değiller. Üstelik Astana’da “tavladıklarını” düşündükleri Türkiye’nin, ABD ile birlikte çalışmaya yönelmesi de önemli bir handikap.

Bu yüzden oluşacak yeni durum, Rusya, İran ve Suriye için yıpratıcı ve tehlikeli bir süreç olma olasılığını barındırıyor. Dolayısıyla bu üçlünün yerel güçlere, özellikle Kürtlere yönelik dayatmalarında sınırlılıklarının olduğu ve bu güçlerle çoğunlukla “anlaşma” yoluna gitmeleri gerektiği gözüküyor. Fakat halklara yönelik uyguladıkları baskıcı ve zalimane politikalarla sicillerini kabartan bu ülkelerin ne kadar “anlaşmaya” çalışacakları da şüpheli.

Kapitalizmin yapısal krizi ve Orta Doğu’daki “savaş hali” de başta emperyalistler olmak üzere bölgesel güçlerin var olma nedenini sağlıyor. Bu “savaş hali” ve kapitalizmin yapısal krizi devam ettiği sürece ABD’nin pek de uzağa gittiği söylenemez.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir