ABD: Yeni dönem başlarken – Max ZİRNGAST

Share on Facebook6Tweet about this on Twitter

Beklenmedik bir şekilde Donald Trump -milyarder inşaatçı, ırkçı, seksist ve narsist aday- 8 Kasım 2016‘da ABD başkanı seçildi ve 20 Ocak 2017‘de göreve başlayacak. Böylece Brexit referandumunun ardından Anglo-Sakson emperyalist merkezlerde 2016’da ikinci bir siyasi şok yaşanmış oldu. Trump her ne kadar Amerikan devlet ve toplum yapısı ve sınıf savaşımları tarafından belirleniyor olsa da, kendi özgünlüğü de özel sonuçları yaratacak.

İlk önce cevaplanması gereken sorular ise: Bu sonuç nasıl ortaya çıktı, neyi ifade ediyor? Ve bu siyasi depremler hangi etkiler yaratacak, bundan sonra neler değişecek?

Trump’ın zaferi mi?

Aslında Trump kazanmadı, Clinton kaybetti. ABD’nin en büyük şirketlerinin neredeyse hepsi Clinton’u destekledi. Keza ana akım medyanın büyük bir kısmı da öyle. Örneğin, genel olarak tarafsız görünmeye çalışan New York Times bu sefer Clinton’u tasdik eden bir başyazı bile yayımladı. Üstelik Trump kendi parti elitlerinin birçoğunun da desteğini alamadı.

Trump, seçim kampanyasında ABD toplumunun farklı kesimlerine, özellikle kadınlara küfretti. Böyle birine karşı bu koşullarda kazanamamak elbette ayrı bir yetenek gerektiriyor.

Bunu Trump’ın bir başarısı olarak okuyacaksak, bu başarının önemli faktörlerine değinmek lazım. Statükocular ve liberal elitler hemen ırkçı ve seksist beyaz isçileri suçlamaya kalktı.  Gerçektende yeni-faşist gruplar ve Ku Klux Klan gibi ‘geleneksel’ ırkçı-faşist örgütler de Trump’ın destekçileri arasında. Keza, Trump’a oy verenlerin bir kısmının bunu ırkçı ve seksist niyetle yaptığı da doğru. Ama gerçekten seçim sonuçlarını ve siyasi gelişmeleri açıklayabilir mi bu yaklaşım?

Trump nasıl kazandı?

Aslında Demokrat Partinin adayı Clinton Trump’tan üç milyona yakın fazla oy aldı. Cumhuriyetçi adayı Trump oyların %46’ısını, Clinton %48’ini aldı. Fakat ABD’nin tufandan öncesine ait seçim sistemine göre Trump kazandı (2000 seçiminde de Al Gore da George Bush’tan fazla oy almıştı).

Hangi aday kimlerden oy aldı? Birkaç ilginç veriye bakalım. Beyaz seçmenler bütün seçmenin %70’ini oluşturuyor. Trump beyaz seçmenin %58’inin oyunu aldı. Diğer bütün etnik toplulukların çoğunluğu Clinton’ı destekledi. Cinsiyetçi söylemlere ve tavırlara rağmen Trump beyaz kadınların %53’ünün desteğini aldı. Çok önemli bir veri daha var: Senelik 50 bin doların altında geliri olan seçmen çoğunlukla Clinton’a oy verdi. Yıllık 50 bin dolar üzerinde geliri bulunan bütün kategorilerde Trump öndeydi.

Bu rakamlardan şunu çıkartabiliriz: Trump beyaz işçi sınıfının bir kısmının oylarını almış olabilir, ama onun zaferini garantileyen kesim en altta bulunan insanlar değildi. Louis Bonaparte gibi, Trump da sözde elit karşıtı bir isyankâr karakter olarak özellikle şoven küçük esnafın ve küçük burjuvazinin desteğiyle ve unutmayalım çok zenginlerin -ki çoğu beyaz- desteğiyle kazandı.

Yükselişin nedenleri

Trump’ın yükselişi, beklenmedik de olsa, istisnai değildir. Bütün dünyada benzer karakterleri görüyoruz. Avrupa’da yeni-sağ/sağ-popülizmin yükselişi, Filipinler’de Duterte, Hindistan’da Modi, Rusya’da Putin.

Bütün bu sağ-popülist dalganın ana nedeni son 30-40 senelik neoliberal saldırganlık. Finans kapitalin hegemonyası altında bütün dünyada işçi hakları, sendika hakları, refah mekanizmaları vs. kısılıp, bir kemer sıkma politikası uygulandı. Kısaca, toplumsal güç dengeleri emeğin aleyhinde değiştirildi.

Bu gelişmeler tabii ki ABD’de de yaşandı. Zaten 2007/8 krizi ABD’de başladı. Yoksulların ve işçilerin gündelik hayatı metalaştı. Ev ipotek kredileri nedeniyle finans balonu patladı. Obama dönemi bir kriz dönemini kapsıyordu. Bu dönemde istihdam yaratıldı, fakat büyük oranda güvencesiz ve yarı zamanlı çalışma şeklinde. Son 30-40 senede ekonomik eşitsizlik dünyada ve özellikle ABD’de oldukça arttı.

Bu ekonomik arka plan ve artık birçok insanın siyasette hayal kırıklığına uğramış olması Trump’ın yükselişinin ana temelleri. Kendini statükoya karşı olan bir aday olarak göstermeyi başardı ve belli ki liberal elitler – Clinton o elitin istediği temsilcisiydi – ülkedeki öfke ve kırgınlığı hafife aldı.

 

Trump’ın iç ve dış politikaları

 

Trump hükumetinin nasıl bir politika yürüteceğini kestirmek güçtür. Çok önemli konularda belli bir plan ortaya koyulmadı. Çoğu zaman aynı konu hakkında birbirine uymayan söylemlerde bulunuyor.

Kabaca Trump’ın muhtemel dış politikası üzerine iki uca savrulan tez var: 1) Trump başkanlığında hiç bir şey değişmeyecek, çünkü siyaseti zaten sermaye ve Amerikan derin devleti belirliyor. 2) Artık her şey değişecek, ABD’de bundan itibaren açık faşizm var. Her iki ekstrem de yanlıştır.

Elbette, yüzeysel baktığımızda köklü bir yenilik olmayabilir. İçte neoliberal kapitalizm ve dışta emperyalist saldırganlığını hiç şüphesiz önümüzdeki süreçte de göreceğiz.

Kabine: komutanlar, zenginler ve faşistler

Seçimden önce Trump defalarca “siyasi elit bataklığını kurutacağını” söyledi. Ayrıca Hillary Clınton’u çoğu zaman Goldmann Sachs adayı olarak tanımladı. Bunun bir gerçek yanı var elbette. Ama Trump’ın kabinesinde ve danışmanları arasında birtakım eski Goldmann Sachs ve başka Wall Street bankalarının yöneticileri, şahin saldırgan eski ordu komutanları ve genel olarak kadın düşmanı muhafazakâr bakanlar olacak. Yeni kabineyi birleştiren bir diğer nokta İslam karşıtı ırkçı söylemler. Ve hepsi de küresel iklim değişikliğinin olmadığı konusunda hemfikir.

Ekonomi politikası

Diğer alanlarda olduğu gibi, Trump’ın ekonomik programı da belirsiz ve çelişik. Fakat üç temel ayağı görebiliriz. Birincisi, Trump ABD’de bulunan sanayi üretimini korumak niyetinde. Bu amaçla 1970’lerden itibaren daha yüksek kâr oranların peşinde Çin ve Doğu Asya ve Meksika olmak üzere başka ülkelere taşınmış olan fabrikaların bir kısmını geri getirmeyi vadetti.

Bunu nasıl başarmak istiyor? Yurtdışından, özellikle Çin (ve muhtemelen Meksika’dan) gelen ürünlere yüksek bir ithalat vergisini koymak istiyor. Çin’den gelen ürünlere dair %45’lik bir vergi oranından bahsediliyor. Bu çok mümkün bir plan gibi gözükmüyor. Çin’den veya başka ülkeden gelen ürünler aslında çoğu zaman zaten Çin malı değil. Çin’de ABD ya da Avrupa sermayesinin fabrikalarında üretilen ürünlerdir.

Yani, böyle bir hamle Amerikan sermayesini de direkt vurur. Trump’ın bunu yapma niyeti ve gücü büyük ihtimalle yoktur. Bu yüzden en fazla göstermelik birkaç hamle yapabilir. Mesela fabrikaları ABD’de tutmak için sermayeye vergi indiriminde bulunabilir.

Neoliberalizme devam

İkinci olarak Trump, büyük bir altyapı planını hayata geçireceğine söyledi. ABD’de gerçekten ciddi bir altyapı problemi var. Birçok köprünün çökme riski yüksek, yollar bozuk, setler büyük bir sele direnebilecek durumda olmayabilir. Birçok kamu binası çok kötü durumda, vs.

Bernie Sanders de bir altyapı yatırımı planı vadetmiş ve büyük destek görmüştü. Trump da bunu sıkça dile getirdi. Ama Trump’ın planı büyük bir kamu yatırımı programı değil. O, kamu-özel ortaklığı denilen modelle yol almak istiyor. Yani özel sermaye vergi indirimiyle ‘teşvik edilecek’, kalan parayı devlet ödeyecek.

Üçüncü olarak Trump – özellikle şirketler için – büyük vergi indirimlerinin sözünü verdi. Görüyoruz ki, Trump’ın bütün ekonomik planı vergi indirimleri üzerine kurgulanmış. Bu sermaye için kuşkusuz şölendir, ama kamu borçlarının artacağı da muhakkak.

Sertleşen iç çelişkiler

ABD’de ekonomik koşullar gittikçe kötüleşiyor, toplumsal şiddet artıyor. Irkçılık ve polisiye tedbirler de öyle. Ama buna karşı direnen hareketler de artmaktadır.

2011’de Occupy Wall Street hareketinde, son senelerde yükselen siyahi harekette ya da Kuzey Dakota yerli halkların direnişinde bunu gördük. Trump’ın otoriter karakteri sertleşen toplumsal çelişkilerle beraber sermayenin ve egemenlerin tercih edebileceği bir tavır. Trump ile gelen önemli bir değişimi şimdiden de izleyebiliriz: ABD toplumunda önceden de bulunan birtakım aşırı sağcı ve ırkçı gruplara yol açılıyor. Onlar şimdi siyasi ve kültürel yaşamın uçlarından merkeze doğru yol almaya başladılar. Daha doğrusu, merkez gittikçe sağa doğru sürükleniyor.

Trump, Black Lives Matter (Siyahi Hayatlar Değerlidir) hareketine karşı sert bir tutum sergiledi. Aynı zamanda, istihbarat örgütlerinden Trump’a en yakın olanı muhtemelen FBİ’dır. FBİ’ın görevi ‘iç güvenlik’. CIA ve FBI arasında Trump konusunda çatışmalar da buradan kaynaklı olabilir. Belki de önümüzdeki süreçte dünyada rejim değişiklileri ikinci plana düşüp, içeride sermaye rejimin güvenliğini sağlamak ön plana geçer.

Trump ve dünya düzeni

Bütün dünyada merakla sorulan soru tabii ki Trump hükümetinin nasıl bir dış politika izleyeceği. Henüz net olmasa da, Trump’ın söylemleri ve atamalarından kimi çıkarımlarda bulunabiliriz.

Birinci olarak, Trump kesinlikle izolasyonizm (yalnızcılık) yanlısı değil. Bazen öyle söylemler kullanmış olsa da, emperyalist politikalar mutlaka devam edecek.

İkincisi, Ortadoğu politikasında Obama’dan iki konuda net olarak ayrılıyor. İsrail’e destek daha net ve İran’a karşı daha sert bir tavır sergilenecek.

Üçüncü olarak, Trump hem Obama’yı hem Clinton’u ‘İslami terörizm’ tehlikesini hafif almakla suçladı. Kabinedeki açık İslam karşıtlığı da göze çarpıyor. Dış politikada Bush dönemindeki gibi daha açık bir ‘terörle mücadele’ye dönüş olabilir. Fakat açık açık tekfirci çeteleri destekleyen Körfez monarşileriyle ilişkisini kesmesi pek de muhtemel değil.

Rusya ile ilişkiler

Trump’a ilişkin en çok konuşulan mevzularından biri, Putin ve Rusya ile olan ilişkisi. Anlaşılan, Trump Rusya ile açık çatışmak istemiyor ya da en azından çatışma noktalarını azaltmak istiyor. Fakat Rusya politikasına Çin politikasıyla birlikte bakmak gerek.

ABD, 1970’lerde Sovyetlere karşı Sovyet-Çin anlaşmazlıkları kullanarak Çin ile anlaşmalar yapmıştı. Belki de şimdi tersine bir hareket görebiliriz. Çin’in ekonomik gücünü daha büyük bir tehdit olarak gören Trump, Rusya-Çin işbirliğini engellemek isteyebilir.

Sonuç olarak, spekülasyonlar bir yana, bütün bu tartışmalar kuşkusuz şunu ifade ediyor: ABD imparatorluğu dünyayı eskisi gibi yönetemiyor. Yavaş da olsa, ABD imparatorluğunun zayıfladığını görüyoruz. Fakat başka bir dünya düzenine geçiş döneminde yaşlanan hegemonik güç daha saldırgan da olabilir. Bunu yakında göreceğiz.

Share on Facebook6Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir