ABD’nin Ortadoğu politikası ne kadar “realist”? – Evrim MUŞTU

Share on Facebook7Tweet about this on Twitter

“İlk yurtdışı ziyaretini” Suudi Arabistan’a yapan, aynı zamanda İran’a karşı kurulan Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi’ne katılan Başkan Trump, İslam dünyasına seslendi. Yaptığı konuşmaya göre bölgedeki siyasetinin ana amacı, “İslami Terörizmi” ve bunu finanse edip örgütleyen unsurları imha etmektir. Bu kavramın içeriğini ve esnek sınırlarını tabii ki kendisi belirliyor.

Trump, hedefine ulaşabilmek için, önceli olan Obama’nın sergilediği “dehşetli” siyasetin yerine, ortak çıkarlara dayalı olan realist bir politika getirecekmiş. Ana amacın ironik, hatta alaycı olmasından öte; aslında realist bir politikayı belirtmek için ortak çıkarların var olduğu zaman değil – orası kolay – olmadığı zaman nasıl bir yaklaşım sergileneceğini söylemek gerekiyordu. Fakat Trump bununla ilgili mesajını vermemiş değil: “Bizimle olanlar pişman olmayacaktır”. Olmayanlar pişman olacaktır demek ki!

Ortak çıkarlar ve siyasetin geleneği

ABD’nin Ortadoğu’daki temel çıkarları ezelden beri bellidir; bir yandan enerji kaynaklarına erişim ve nakliyat yollarını kontrol etmek, öbür yandan da İsrail devletinin emniyetini sağlamak, yani Filistin halkına zulüm etmektir.

İlki her halükarda aşikâr. Fakat ikincisi 1948’den bu yana, Başkan Truman tarafından şöyle dile getirilmişti: “Seçimlerde birçok Filistinli değil, Yahudi seçmeni dikkate almam gerek”. Bugün ki hükümetin en yüksek mertebedeki görevlilerine bakarsak, bu durumun sadece seçmenle sınırlı kalmadığı anlaşılır.

ABD için bu çıkarlar sabit olmakla birlikte tartışmaya açık değildir. Böyle bir tutum sadece kendisini “süper güç” ve “efendi” sanan birinden gelebilir. Demek ki “ortak çıkarların” var olabilmesi için, kalan aktörlerin bu gerçeği kabul etmeleri gerekiyor. Aksi halde, er ya da geç, düşman ilan edilebilir, kaderine “imha” yazılabilir. İcabında gücünü dayatarak, ya direkt savaş açar veyahut da regime change (Türkçesi rejim değişikliği) taktiğini – yani CIA tarafından organize edilen bir darbe – uygular. Nasıl olsa CIA ilk adımlarını Ortadoğu’nun çöllerinde atmıştı (1953’te İran’da Musaddık’a karşı yapılan darbe gibi). Yani pişman etmesini iyi bilir.

Trump’ın gidişatı: çekiç ile çivi mottosu

Trump ABD’nin geleneksel dış siyasetinin çerçevesini değiştiremez. Ortadoğu’daki hareket alanı artık kısıtlı, bu her şeyden önce Suriye’de belli oluyor. Bir siyasetçi, hareket alanı kısıtlıyken onu diplomasiyle genişletmeyi bilir. Fakat Beyaz Saray ekibi siyasetçilerden değil, patronlardan oluşuyor. Göründüğü gibi sabit çerçeve içerisinde olan siyasetlerini yeni muhafazakârların (Neoconservatives) Körfez Savaşlarında uyguladıkları “Çekiç ile Çivi” mottosunun etrafında tasarlıyorlar. “Elindeki tek alet çekiç ise, her problemin çiviye benzemesini sağlaman gerek”.

Bu takdirde çivi “İslami Terörizm” anlamına geliyor: İran, Suriye, Hizbullah, hatta Hamas bu “terörizmi” oluşturup, idare ediyor. Çekiç ise füzeler fırlatmak, uçak vurmak ve benzerleridir.

Fakat bölgede artık çekici olan başka aktörler de var. O halde çekici sallamak ne anlama gelir? Bunu Rusya Dış İşleri Bakanı yardımcısı Sergei Ryabkov dile getirdi: “Bu bir saldırı eylemi değilse, o vakit nedir?“ Trump gerçeği kabul etmeden, alıngan bir çocuk gibi “Hayır, bir tek benim çekicim olabilir, onu da gösteririm size” demeye devam ederse, Ortadoğu’daki çekişmeler artacaktır.

Share on Facebook7Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir