AB’nin askerileşme ajandası – A. KAYSERİLİOĞLU

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

AB, 1999’da ilk askeri kapasite nüvelerini oluşturmaya başlamış, dönemin AB Dışişleri sorumlusu Solana tarafından “askeri güç Avrupa” projesinin “ışık hızında” ilerlediği vurgulanmıştı. Bağlı olarak, 2003’de ilk kez bir Avrupa Güvenlik Stratejisi (ESS) ilan edilmiş ve askerileşmenin temel yapıtları 2009 Lizbon Anlaşmasıyla kurulmuştu.

Ancak AB’nin askeri kapasiteleri potansiyel seviyesinde, yani çoğunlukla kağıt üstünde kalmıştı. İngiltere, askeri kapasitelerin birleştirilip derinleştirilmesini engelliyordu.

Bunun nedeni ise, bilindiği gibi İngiliz emperyalizmi kendisini Avrupa’dan daha bağımsız tutup ABD’yi ana ittifak gücü olarak görürken; tam tersine, Alman ve git gide Fransız emperyalizmin ve yandaşlarının, AB’nin ancak bağımsız bir güç odağı olmasıyla kendi emperyalist çıkarlarının daha iyi korunacağı düşüncesiyle hareket etmesiydi.

Brexit’ten sonra

Zaten Brexit referandumundan önce de, AB’nin askeri kapasitelerinin ve siyasi karar merkezlerinin birleştirip derinleştirilmesini savunan ülkelerin bakanları öbür ülkelerden bağımsız görüşmeler almaya başlamıştı. Brexit referandumun çıkış lehine sonuçlanmasıyla da, önceden hazırlandığı belli olan bir strateji ve propaganda saldırısı gerçekleşmişti.

Oylamadan hemen sonra, Avrupa’nın önemli bakanları ve AB’nin karar merkezlerinde oturan önemli siyasi kişilikler, askerileşmeyi ve merkezileşmeyi savunup öneren stratejik veya ideolojik belgeler yayınlamıştı.

Başlangıcı, Alman ve Fransız sosyal demokrat Dışişleri Bakanları beraber yazdıkları bir makaleyle yapmıştı, onları yine sosyal demokrat ve Alman AB Komisyonu Başkanı Schulz ve Almanya İktisat Bakanı Gabriel ikilisi, İtalyan AB Dışişleri Komiseri Mogherini (hristiyan-sol/sosyaldemokrat) ve Alman ve Fransız Savunma Bakanları Le Drian (sosyaldemokrat) ve von der Leyen (hristiyan demokrat) ikilisi takip etti.

Bu belgelerin özü hep aynıydı: AB’nin artık git gide küresel bir güç olmasıyla beraber, içindeki ve etrafındaki risk unsurlarının da muazzam çoğaldığı, bu yüzden de AB’nin gücüne ve konumuna layık hem de karşı karşıya kaldığı risklere uygun bir şekilde cevap verme kapasitesi kazanmaya mecbur kaldığı vurgulanıyordu.

Yani, askeri kapasitelerinin pompalaması gerekiyordu.

Askerileşme ajandasına destek ve karşıtlık

Görüldüğü gibi, AB’nin merkezileşme ve askerileşme çabalarını en çok engelleyen İngiltere’nin AB’den çıkış kararıyla beraber, özellikle Almanya, Fransa ve İtalya liderliğinde ve burjuvazinin “sol”unu ve “sağ”ını da kapsayan, iyi örgütlenmiş ve sahnelenmiş bir askerileşme ajandası lanse ediliyordu.

Alman Şansölyesi Merkel gibi böyle bir askerileşme saldırısını desteklemesinin şaşırtmadığı önemli siyasetçiler dışında, normalde derinleşen bir AB’ye karşı hep tavır alan ve faşistlerin desteğiyle iktidarda olan Macaristan Başbakanı Victor Orban da bu askerileşme ajandasını destekledi.

İtalyan ve Fransız bakanları askeri bütçelerin neoliberal kemer sıkma politikalarından muaf tutulması gerektiğini vurgularken, Polonya, Çekya ve Avusturya da bu hamleyi destekliyordu. Slovakya olaya daha şüpheli bakarken, henüz AB’den çıkmamış olan İngiltere, topyekün muhalefetini dillendiriyordu.

Daha Eylül sonunda, İngiltere Dışişleri Bakanı Fallon, ulusal hürriyeti ve NATO’nun öncülüğünü tehlikeye attığı için bu tarz eğilimlere karşı çıkacaklarını ve İşveç, Hollanda ve Baltık devletlerin de bu işi böyle gördüklerini ifade etti. İlginç olanı ise, NATO’nun genel sekreteri Stoltenberg’in AB’nin ve NATO’nun bir birinden bağımsız güçlü “savunma” kapasitelere sahip olmalarının bir çelişki olmayacağını vurgulaması.

İngiltere ve onun Avrupa’daki müttefiklerinin orta vadede kaybedecekleri ve AB’nin lider emperyalist güçleri tarafından ön görülen merkezileşme ve askerileşmenin hızla ivme kazanacağı aşikar.

Bratislava ajandası

Askerileşme sürecinde en yeni hamleyi AB Komisyon Başkanı Juncker ve Merkel ikilisi liderliğinde gelişti.

AB’nin Bratislava’daki 16 Eylül özel zirvesinden önce Juncker, 14 Eylül’deki AB’nin güncel durumuna dair demecinde “artık sadece yumuşak güç yetmez, Avrupa’nın güç göstermesi lazım” diyordu. Juncker, AB’nin bir dışişleri bakanı, birleşik askeri üssü, birleşik askeri birlikleri, birleşik askeri bir bütçesi ve AB içinde merkezileştirmeyi/askerileştirmeyi isteyen ülkelerin öbür ülkelerden bağımsız olarak mekanizmalar yaratabilme yeteneklerinin oluşturulması gerektiğini vurguluyordu.

AB’nin Bratislava özel zirvesinde ise, Merkel, Juncker’ın sözlerini selamladı ve doğru vurgular yaptığını söyledi.

Zirvenin sonunda, “Bratislava ajandası” onaylandı: Buna göre, Ekim ve Aralık’taki olağan zirveler askerileşme planlarını kabul edecek, Şubat 2017’deki özel zirve detaylarla uğraşacak ve Mart 2017’deki olağan zirve askerileşmeyi hızlandırmak için o zamana kadar oluşturulmuş somut reform programını onaylayıp uygulayama koymaya başlayacak!

Her ne kadar özellikle göçmenlik konusunda AB’yi farklı ulusal çıkarlar üzerinden parçalayabilen güçler ön plana çıktıysa da, askeri kapasiteleri geliştirme, karar mekanizmalarını merkezileştirme ve gerekirse “isteyenin” “istemeyenlerden” bağımsız olarak siyasal ve askeri birliği de inşa etme planları başarılı bir şekilde uygulayama konuluyor.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir