AKP’nin Çıkmaz Sokakları – Meral Çınar

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Dünya finansal bir çöküşün kıyısında… Kapitalizminin girdiği bu kriz öncekilere göre daha da derinleşerek ilerlediği için, sürekli bir durgunluğun devam ettiği ve bunun karşısında halkın çıkarlarının sisteme kendini dayattığı bir süreç yaşanıyor.

Bu krizin, merkez ülkelerden daha kırılgan ekonomileri olan çevre ülkelere -Güney Afrika, Brezilya ve bunların içinde de en kırılganı olan Türkiye’ye- yayıldığı ve hiç de teğet geçmeyeceği, ekonomide şişirilen balonlar günü gelip sönünce daha iyi anlaşılacak.

Ekonomik krizin Türkiye’ye etkileri, lokal düzeyde ya da ortaklaşarak görülen, ama sermayeye sarsıcı etkilerde bulunan işçi direnişlerinin (MESS’e diz çöktüren metal işçileri gibi…) tarih sahnesine çıktığı; Gezi direnişi ile belirginleşen halkçı-antikapitalist dinamiklerin de sokakları sardığı bir biçimde kendini gösteriyor.

Yanı başımızdaki Ortadoğu’yu savaş coğrafyasına dönüştüren egemenlerin hegemonya savaşlarının içinden Rojava Devrimi’nin yükselmesi, ardından gelen Kobane Direnişi de, Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor ve etkiliyor.

Ah, elbette bir de 7 Haziran öncesi hızla faşizme doğru giden bir AKP iktidarı gerçekliğimizi de unutmayalım. Hiç bitmeyecekmiş gibi geçen 13 yıl ve kan kusturan bir hükümetten bahsediyoruz.

Lafın kısası, Gezi isyanıyla bir devri kapatıp yeni bir tarihsel dönemi açtığımız, bir türlü durulmayan sular gibi güncel ve tarihsel politik gelişmelerin yaşandığı, siyasi ve toplumsal dengelerin bozulduğu ve yeni dengeler kurmanın gittikçe daha da zorlandığı hızlı ve gergin bir dönemi tarifliyoruz.

Böylesi bir dönemin en büyük aktörü olan AKP için ise, işler iyice sarpa sarıyor.

Her İktidar Bir Gün Bitermiş

Hiç bitmeyecekmiş gibiydi oysa… Ama her iktidar bir gün biter… Sen bitirmezsen o seni bitirir.

AKP tam olarak iktidarının bittiğinin farkında mı bilinmez, ama büyük bir şok etkisi yaşadığı gerçek. Şaşkın, dengesiz, basireti bağlanmış gibi sağa sola saldırma peşinde.

İç politikadaki gerginlikler ve Ortadoğu merkezli dış politikada yapılan hataların getirdiği yalnızlık, AKP’nin 13 yıllık iktidarını temellerinden sarsmaya ve gittikçe hata payı artan politik hamleler yapmaya itti.

Gezi ve 6-7 Ekim olaylarıyla “katil”, 17 Aralık operasyonuyla “hırsız” bir iktidar olduğu açığa çıktı.

Kendi içinde önce Cemaat kanadının kopması ve sonrasında da bir türlü kendisini yeniden konsolide edememesi ise, daha büyük hataların önünü açtı.

Gelelim 7 Haziran’ın hemen öncesine…

AKP, ordu-sermaye merkezli eski rejimi tasfiye ettikten sonra, kurduğu sermaye merkezli yeni rejimi anayasal güvenceye kavuşturmak için istediği “Başkanlık Sistemini” kuramayacağını görünce aptalca hamleler yapmaya başladı. Kurucu elemanları birbirine girdi, Arınç ve Gökçek’in seviyesiz tartışmalarını, Davutoğlu’nun onlara verdiği ayarı hep birlikte izledik. Kurucu bazı öznelerin ayrılışını da… Dengir Mir Fırat gibi…

“Devrimci Halk Şavaşı” süreciyle başlayan, Rojava ve Kobanê Direnişi ile devam eden; parlamenter alanda HDP ile kazandıkları güç alanıyla Erdoğan ve AKP Hükümetine sert tokatlar atan KÖH de, bu aptalca hamlelerden payına düşeni aldı.

Seçimlere giderken “Çözüm Sürecine” saldırmalar, kaybedilen inisiyatifi kazanmak uğruna patlayan bombalar, kontrgerilla güçlerinin devreye sokulması, şimdi de Suriye’ye müdahale planları, çok açık ki, giden başkanlık hayalleriyle gerilen güç dengelerinin açığa çıkardığı bir durum.

İşte, sonuçta, AKP ve yeni rejim, sermayeyi rahatsız edecek bir konuma kadar geldi.

Ateş Topuyla Oynarsan Sonunda Tutuşursun

7 Haziran’dan hemen sonra bu kadar sarsılmalarının, şaşkın olmalarının ve durumu kavrayamamalarının sebepleri, bahsettiklerimizle doğrudan alakalı. Karanlık bir gelecek onları beklediği için gittikçe daha korkak, daha dengesiz ve daha saldırgan bir hale geliyorlar.

Öyle ki; herkes kendisini kurtarma peşine düştü, diğerinin kuyusunu kazıyor. Erdoğan da bu çapsızlıktan payına düşeni alıyor.

Erdoğan’sız bir AKP söylemlerinin seçimlerin ertesi günü konuşulmaya başlanması, Gül’ün bundan faydalanmak adına beceriksizce (Asistanının çıkardığı Gül’ü “aklara” boyayan kitabı gibi…) yaptığı hamleler, “dört bakanı yargılayarak” yolsuzluklarını aklama isteği olanlar vd.

Erdoğan, parti içinde kaybettiği inisiyatifi, kendi güç alanını yeniden yaratarak kazanma derdinde.

Biz çocukken “Dallas” adında bir dizi vardı. Sonrasında, “Dallas”, hep böyle durumlar için kullanılan bir deyime dönüştü. Oralarda olup bitene de, “AKP Dallası” demekte bir beis görmüyorum.

Şimdi, işledikleri cinayetlerin ve hırsızlıkların faturasını ödemektense, gerekirse “iç savaş” çıkartıp, binlerce askerin ölmesinden bile çekinmezler.

En nihayetinde basit bir iktidardan düşme olmayacak onların ki…

Finansal Times’ın seçimlerden hemen sonra attığı manşeti hatırlayalım. “Deprem… Ne tercih ederse etsin AKP Hükümeti ve Erdoğan için bu bir kumar olacak.”

Bir erken seçim hayaliyle paçalarını kurtarma derdine düştüler de, şunun farkında değiller…

7 Haziran öncesi AKP’yi sarsan tüm dinamikler hala ayakta…

Şimdi sokakları yeniden saracak bir ateşin desteğiyle meclise girmiş olmak, yani Gezi’yi, Kobanê’yi ve işçi direnişlerini merkezine alarak ilerleyecek bir Meclis grubu, ellerindeki ateş topunun onları yakması için bir fırsata dönüştü.

İşimiz seçimlerle bitmedi, asıl şimdi başlıyor.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir