AKP’nin demokrasisi savaş demektir – Kader Ortakaya

Özgürlükçü Gençlik Dergisi, sayı 12, Kasım 2011

Türkiye 12 Haziran seçimlerinden sonra AKP’nin “ustalık” dönemine girdi. Yeni dönem gerek burjuvazi açısından gerekse işçi sınıfı ve ezilen halklar açısından yeni sonuçlara işaret ediyor.

AKP-Ordu Çekişmesi

AKP ve Ordu arasındaki çekişmenin bir sonucu olarak, AKP’nin kazanımlarıyla oluşan yeni durum “yeni rejim” olarak okunabilir. Burjuva demokrasisine göre konumlandırılmaya çalışılan ordu, elindeki iktidar mevzilerini bir bir kaybetmektedir. İktidarı kimse ile paylaşmak istemeyen sermaye, fırsatını yakaladığı anda ordu gibi elindeki silahlı gücüyle burjuvaziden haraç alan iktidar ortağını alaşağı eder.

Ergenekon tutuklamalarından bu yana orduya yönelik hamlelerinde avantajlı konumda olan AKP bu kazanımlarını ordunun birçok alandan çekilmesi ve yerine polislerin yerleştirmesiyle hayata geçiriyor. AKP kazanımlarını anayasa ile hukuki olarak da meşrulaştıracaktır. Polis, ordunun alanlardan çıkartılmasıyla daha da inisiyatif sahibi olacaktır. Ordu, iktidar ortağı olmaktan çıkıp, sadece kırda bir savunma gücü olma yolunda epey mesafe kaydetmekle beraber, diğer taraftan NATO’ya daha pahalıya pazarlanmak için de daha güçlü silahlarla donatılmaktadır.

Komşuları Talan Politikası

2011 seçimlerinden sonra “Ortadoğu’nun da kazandığını” söyleyen AKP, Ortadoğu’da sadece finanskapitale kazandırıyor.

Emperyalistlerin müdahaleleriyle “emperyalist bahara” çevrilmeye çalışılan “Arap baharı” ndan önce “komşularla sıfır sorun” politikası güdülüyordu. Bu politikanın özünde, Ortadoğu’nun TC güdümünde kapitalistleşmesi ve neo-liberal dönüşümlerin yaratılmasıyla TC’nin bölgesel bir güç olma yolunda “model ülke” olması hedeflenmekteydi. Ortadoğu halklarıyla gerek dinsel gerekse kültürel ortaklıklarını kullanarak oradaki burjuvaziyi destekleyerek hegemonya kurmaya çalışan hükümet, kendi çapında Ortadoğu’da bağımsız bir yol çizmeye ve bölgesel hakimiyetini kurmaya çalışıyordu.

AKP, Libya’ya NATO müdahalesine destek vermediği takdirde gerek ABD’nin kendisine Ortadoğu’da rol vermemesinden ve Libya’da NATO müdahalesinden sonra pay kapamayacağını görünce anında rotasını değiştirdi ve Libya’ya müdahaleyi destekledi. Emperyalistler, kendi çıkarları doğrultusunda TC’nin her türlü rolü oynamasını istemektedirler. AKP hükümeti bu noktada emperyalistlerin verdiği her türlü rolü yerine getirmek için çabalamaktadır.

Suriye’deki halk hareketlerinde “USTACA” davranan AKP, Suriye’yle, halk hareketi başladığından bu yana gergin ilişkiler kurmaktadır. Şam yönetimine verdiği nasihatlerle ve Hatay’a yerleştirdiği mültecilerle elini güçlendirmeye ve olası bir Suriye’yle savaşa zemin hazırlamaktadır.

Türkiye egemenleri, Ortadoğu Projeleriyle bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda dizayn etmek isteyen emperyalistlerden rol kapmaya ve bölgesel hegemonya olma konusunda yitirdiği konumunu askeri müdahalelerle yeniden kazanmaya çalışmaktadır. Bu doğrultuda diğer emperyalistlerin izni/ onayı doğrultusunda Suriye’ye askeri müdahalede bulunacaktır.

Suriye’ye askeri müdahalede bulunmak İran’la da karşı karşıya gelmek, Ortadoğu’da azımsanmayacak miktarlarda sermayeleri olan Çin’le ilişkilerin bozulması demektir. Ortadoğu’daki durum birçok açıdan yorumlanabilir. TC, Suriye’ye müdahale ederse artık Ortadoğu-ABD ve diğer emperyalistlerle siyaset dengeleri değişecektir.

TC’nin bölgesel hegemonya olma yolunda en büyük hamlesi hepimizin bildiği “one minute” ti. Erdoğan Davos’tan sonra genelde Ortadoğu, özelde Filistin fatihi rolü oynamıştı. Mavi Marmara saldırısı, bölgenin askeri gücü olan İsrail’in Türkiye’ye öyle kolay kolay Ortadoğu’da bölgesel güç rolünü kaptırmayacağının bir mesajıydı. Bildiğimiz gibi TC ve İsrail’in askeri ve ekonomik ilişkileri vardır ve devam etmektedir. Bu politika Türkiye’nin Cumhuriyet kurulduğunda da, savaş devam ederken de uyguladığı kapitalizmin politikasıdır, “savaş başka, ticaret başka”dır. TC’nin İsrail’e yönelik “efe” tavırları bir tiyatro oyunundan ibarettir.

Bu tespit Füze kalkanında somutlanmaktadır. Füze kalkanının teknik boyutu emperyalistlerin bir ülkeyle savaşı sırasında, savaşılan ülkenin füzelerinin hedefi vurmasını engelleme görevidir. Böyle bir durumda ilk hedef füze kalkanının olduğu yer yani Malatya-Kürecik olacaktır. Füze kalkanının Türkiye’ye kurulma sebebi Ortadoğu’ya yönelik müdahalede TC’nin hem emperyalist işbirlikçi bir ülke olması hem de coğrafi olarak Ortadoğu’ya yakınlığıdır. İsrail’in Ortadoğu’ya yönelik işgaline kalkan olmak için yapılmaktadır. Bu durumda AKP’nin iki yüzlülüğünü ortaya koymaktadır.

“Komşularla gerginlik” politikasının bir diğer adresi ise Kıbrıs’tır. Güney Kıbrıs’ın Akdeniz’de petrol ve doğalgaz aramaya çalışması yapmak istemesi TC’yi harekete geçirmiştir. Sanki bugüne kadar Akdeniz’de petrol aramak akıllarına gelmemiş gibi hemen Akdeniz’e gemi gönderdiler.

Arap Baharını fırsat bilip bu ülkeleri sömürgeleştirmeye, talan etmeye çalışan emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda hareket eden TC politikasını, sözde “Yurtta sulh, cihanda sulh” anlayışına dayandırıp emperyalizm ve kapitalizm için “Yurtta harp, dünyada harp” demektedir. Egemenler her zaman yaptığı gibi, kendi çıkarlarını halkların çıkarı gibi gösterip meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Bu savaşların faturasını ise savaşlardan hiçbir çıkarı olmayan işçi- emekçi çocuklarına canları pahasına ödetiyorlar.

Ve Kürtler…

Türkiye’de on yıllardır temel hak ve özgürlüğü için mücadele eden Kürt özgürlük hareketi bugün Türkiye’nin gerek iç gerekse dış politikasında kuracağı ilişkilerde belirleyici olma noktasına ulaşmıştır.

Kürtler için inkar, imha ve asimilasyon; baskı, tutuklama, faili bilinen politikalar AKP döneminde de devam etmektedir. PKK- MİT, Öcalan-Devlet görüşmelerinde Kürtlerin temel hak ve taleplerini içeren maddeler kabul edilmiş olsa da, TC tarafından bunlar sözde kalmış ve savaş devam etmektedir. Bu bir devlet geleneğidir; kendisine isyan edenlerin kafasını koparmaya alışmıştır. Hiç başka bir yol denemeye razı olur mu? Tabi Kürt Özgürlük Hareketi bu duruma direnişle karşılık vermektedirler. Kürtler, Demokratik Özerkliğin kabul edilmesi için zorlamaktadırlar. Bunun için iki yol gösteriliyor. Bunlardan ilki ve öncelikli olanı barıştır. Barış karşılık bulmadığı takdirde ise Devrimci Halk savaşını devreye koyacağını söylüyor.

Kara harekatı tezkeresini eline alan AKP, şimdi Irak, Suriye ve İran’la müdahalede ortaklık arayışına girecektir. Lakin bu noktada bu ülkeler nezdinde destek bulma olasılığı zayıftır. Ve yapılacak bir kara harekatı havadan yapılan saldırılar kadar basit değildir daha risklidir, tehlikelerle doludur.

Kürt Özgürlük Hareketi İran ile ateşkes halindedir, bu durumda tüm savunma güçlerini kullanacaktır. Burada İran’ın rolü önemliydi. İran, TC ile ortak sınır ötesi harekata katılarak TC’yi ABD-NATO bloğundan kendi tarafına çekmek istedi, bunu başaramayınca da PKK ile ateşkes yapıp müzakere sürecine girdi.

Emek, Özgürlük ve Demokrasi Blok’u seçimlerden sonra 36 milletvekilini meclise taşımayı başarmış, tutuklu vekillerin serbest bırakılmaması meclise gitmeme alternatifini hayata geçirmiştir. Blok şimdi meclistedir. Hükümetin ise bu demokratik tavra verdiği cevap KCK adı altında Türkiye’nin her yerinde tutuklama ve gözaltı olmuştur.

Kürt Özgürlük Hareketi 12 Eylül referandumu ve sonrasında 12 Haziran seçimlerinde Türkiye sol hareketiyle birlikte hareket etmiştir. Oluşturulan Halkların Demokratik Kongresi devrimci demokratik dönüşümler için cephe niteliği taşımaktadır.

Yeni Rejimin Sonuçları İtibariyle…

AKP’nin demokrasi anlayışı burjuvazinin iktidarını güçlendirmektir ve bu yolda AKP için her yol mübahtır. Yeni rejim “ileri demokrasi” dir. İleri demokrasi ise;

▶ Ortadoğu’da kapitalizmin daha da gelişmesi için Ortadoğu’da savaş demektir.

▶ Türkiye’de ezilen tüm halklara baskı, zulüm, asimilasyon demektir.

▶ İşçi sınıfı için gerek Türkiye, gerek dünya işçi sınıfının mücadeleriyle kazanılan hakların gasp edilmesi demektir.

▶ Sosyalistler için komplolar kurup hapishaneye atmaktır.

▶ Kadınların tecavüzcüleriyle evlendirilip yargı yükünü azaltmaktır.

▶ Öğrenciler için katlanan harç zamları demektir.

AKP’ye şunu sormak gerekir, “bu ne yaman çelişki?” Türkiye’de her gün onlarca insan KCK operasyonu adı altında tutuklanmakta, demokratik taleplerini dile getiren her kesim sokakta gazla, copla yıldırılmaya çalışmaktadır. Bu anlamda Türkiye’nin bu durumu karşısında, AKP Ortadoğu’ya özgürlük götürmek adı altında savaşı meşrulaştırmaya çalışmaktadır.

Kapitalizm yaşadığı ekonomik krizlerin faturasını işçi-emekçi ve ezilen bütün unsurlara ödetmektedir. Bugün Ortadoğu’da hakların demokratik taleplerini istemelerinin oluşturduğu durumdan maksimum fayda sağlamak için, içine düştüğü krizi daha önce ABD’nin Irak işgalinde olduğu gibi bugünde Ortadoğu’yla savaşlarla atlatmak istemektedir. Bugün hem dünya ölçeğinde hem Türkiye’de savaşa karşı barışı, Ortadoğu ve Kürt halklarına özgürlük! şiarını haykırma günüdür.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*