AKP’nin her ‘zaferi’ bedelleri ağırlaştırıyor – Hasan Feramuz

Büyük bir şovenist ve milliyetçi dalga eşliğinde gerçekleştirilen Barış Pınarı Harekâtı, AKP’nin “zafer” çığlıklarıyla şimdilik sona ermiş gözüküyor. Ancak çığlıkların şiddetinin azalmasıyla birlikte kazanılan “zaferin” niceliği ve niteliği hakkında soru işaretleri ortaya çıkıyor.

Askeri başarısızlık

Harekât başlamadan önce, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda gösterilen haritada belirtildiği üzere, Cerablus’tan Irak sınırına uzanan bölgede 30 km derinliğinde güvenli bölge oluşturulması ve yaklaşık 2 milyon Suriyeli mültecinin buraya yapılacak bahçeli dubleks evlere yerleştirilmesi planlanmaktaydı.

Harekât başlangıcında Girê Spî (Tel Abyad) ve Serêkanîyê (Resulayn) üzerinden bölgeye girilmiş, fakat ABD ile yapılan anlaşmaya kadar sadece Girê Spî ve çevresindeki birtakım köyler ile Serêkanîyê çevresindeki birkaç köy alınabilmişti. Bu da hedeflenen bölgenin anca yüzde 15’ine denk geliyordu. Dolayısıyla anlaşmaya kadar süren onca bombardıman ve saldırıya rağmen askeri başarının sağlanamadığını gördük.

Ağır bedel

Bununla birlikte önce ABD, sonrasında Rusya ile varılan anlaşmayla TSK ve Suriye Milli Ordusu (SMO) Serêkanîyê merkezine girebilmiş ve Girê Spî (Tel Abyad) ile Serêkanîyê arasındaki bölgede 30 km derinliğinde bir bölge edinilmiş oldu.

Elde edilen bölgenin, hedeflenilene kıyasla küçük olmasının yanı sıra bedeli de büyük oldu. SMO askerlerinin sivillere yönelik işlediği savaş suçlarının bütün dünyada izlenmesi ve bu suçlardan Türkiye’nin sorumlu tutulabileceğine dair iddialar, ileride iktidarın önüne konulacak bir “şantaj”  malzemesi olacaktır.

Öte yandan Ankara’nın, ABD ve Rusya ile yapılan anlaşmalarla, “terörist” dediği YPG’nin belkemiğini oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri(SDG)’ni de fiilen tanımış olması ve SDG komutanı “General Mazlum’un” Trump ve Lavrov ile görüşmesi de Türkiye’nin Rojava’daki varlığının uluslararası düzlemde gayrimeşruluğunu “resmen” ilan etti.

Kazanımlar ve hedefler

Askeri başarısızlık, işlenen savaş suçları, gayrimeşruluk gibi “olumsuz” olgulara rağmen AKP/Erdoğan, önce Kobane ve Cizire kantonları arasındaki bağı koparma ardından da teker teker kantonları ele geçirme stratejisi uyarınca ilk hedefini gerçekleştirmiş oldu.

Ayriyeten 10 km derinliğinde Rusya ile yapılan ortak devriyeler de bu iki kantonu ele geçirme stratejisi açısından önemli bir kazanım.

Bu nedenle AKP/Erdoğan’ın, her ne kadar ABD ve Rusya anlaşmış olsa da bu kazanımları konsolide eder etmez iki kantonu hedef alacağı görülüyor. Fakat Barış Pınarı Harekâtı’nın gösterdiği üzere elde edilen her “kazanım” altından kalkılmasının her geçen gün zorlaştığı “bedellere” yol açıyor ve Türkiye’nin bu bedelleri karşılama gücü giderek azalıyor.

Buna ek olarak ortak devriyelere Kürt köylülerinin gösterdiği direniş de AKP/Erdoğan’ın hayallerinin gerçekleşmesini zorlaştırıyor. Fakat AKP/Erdoğan, siyaseten var kalabilmek için bu “zoru” başarmak mecburiyetinde.

AKP’nin “dışarıdaki” alanı daralıyor

ABD ve Rusya’nın “müdahalesi” nedeniyle Barış Pınarı Harekâtı’nda hedeflenilen bölgenin çok azının ele geçirilmesi, uluslararası tepkiler, silah ambargoları AKP’nin izlediği dış politikanın “iflasının” göstergeleri olarak duruyor. Fakat bu göstergelerin AKP/Erdoğan’ı somut zarar vermekten çok soyut “uyarılarla” sınırlı kalması iflasın ertelenmesiyle birlikte yeni hamlelerin yapılabilmesini sağlıyor.

Tepkilerin “sınırı”

Barış Pınarı Harekâtı’na yeterli sayıda olduğunu düşündüğü yeşil ışıkla başlayan AKP/Erdoğan, ilk günlerden itibaren başlayan tepkiler nedeniyle yine “kandırıldık” söylemine başvurmuştu.  Özellikle AB ve ABD’den gelen tepkiler Erdoğan’ın bu söylemine yol açmış olsa da harekâtın durdurulmasını sağlayamamıştı. Nitekim Avrupa’daki Kürt halkının ve devrimci-demokrat güçlerin eylemleri ve Serêkanîyê’de gösterilen direniş AB ve ABD’yi harekete geçmeyi zorladı.

Neticede önce ABD ile sonra Rusya ile yapılan anlaşmalarla hedeflenen bölgelerin bir kısmı, ki bunun da önemli bir kısmı SDG’nin direnişi nedeniyle alınamamıştı, Türkiye ve Suriye Milli Ordusu’nun kontrolüne geçti. Dolayısıyla Batı’dan “tepkilerin” somut kazanım elde edilmesini engellemediği ortada.

Hesaplar ve çerçeve

Her ne kadar “tepkiler” somut kazanımların elde edilmesini engellemese de AKP/Erdoğan’ın ödeyeceği hesabını şişirmeye devam ediyor. Erdoğan ve ailesinin mal varlığını araştırmaya yönelik yaptırım tasarısı ile Ermeni Soykırımı ve Türkiye’ye uygulanacak yaptırımlara dair tasarıların Temsilciler Meclisi’nde ezici çoğunlukla kabul edilmesi; Bağdadi’nin Türkiye’ye haber verilmeden sınıra yakın bir yerde öldürülmesi, AKP/Erdoğan’ın belli sınırlar çerçevesinde hareket ettirilmeye zorlandığını gösteriyor.

Bu çerçeve ise Türkiye’nin özellikle Orta Doğu’da ABD’nin işini madden kolaylaştıracak görevleri üstlenmesi ile Rusya’nın bölgede artan inisiyatifinin genişlemesine ve derinleşmesine destek olmayacak bir biçimde ilişkilenmesi şeklinde çizilmiş durumda.

Bununla birlikte S-400’ler aktif edilmediği takdirde Türkiye’nin tekrardan F-35 programına alınacağının belirtilmesinin gösterdiği üzere Ankara’nın belli bir güç kaybına uğramamasının da istenmediği ortada.

Alan ve güç kaybı

Diğer yandan S-400 meselesi, İdlib’deki durum ve Suriye ordusunun TSK ve MSO’nun bulunduğu sınırlara ulaşmasıyla birlikte karşı karşıya gelmeleri; Türkiye- Rusya ilişkisinin, Batı’nın çizdiği sınırları aşmasına neden olacak potansiyele sahip.

AKP/Erdoğan’ın, kendisine çizilen çerçevenin sınırlarını zorlayıp içeride ve dışarıda alan kazanmasını sağlayan Rusya ile ilişkisi ise giderek bağımlılık durumuna dönüşmüş durumda. Bu potansiyel ve bağımlılık hali, Rusya ve ABD arasındaki “çekişmeden” kaynaklı AKP/Erdoğan’ın hamle yapabilmesini sağlayan alanının giderek daralmasına ve gücünün yıpranmasına yol açıyor. Alan daralması ve güç kaybı ise yeni hamlelerle ertelense de AKP/Erdoğan’ın dış politikadaki iflasının gerçekleşme ihtimalinin yükseldiğine işaret ediyor.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*