Alamut’tan Anadolu’ya bir Batıni Dai’si: Hacı Bektaş Veli – Seyyid Şahin

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

 

Resmi tarih, Aleviliği İslam’ın bir mezhebi konumuna indirgeyip, ehlileştirmeye çabalamaktadır. Bu minvalde tarihi kişiliklerinde dönüştürülmesi gerekmektedir. Aleviliğin serçeşmesi olarak kabul gören Hacı Beştaş Veli’de bu anlamda belki de en fazla dönüştürülen, Türkleştirilmeye ve Sünnileştirilmeye çalışılan pirlerdendir.

Hacı Bektaş Veli(1209-1271) Ahmet Yesevi’nin(1093-1166) öğrencisi olarak gösterilmekte ya da Ahmet Yesevi’nin öğrencisi lokman parende (doğum ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmiyor) tarafından yetiştirildiği söyleniyor. Hacı Bektaş Veli’nin, Yesevilik çevresinde yetiştiği doğru mudur? Velâyetname verilerini kabul edersek, bu soruya “evet” diyebiliriz. Zaten İttihat Terakki’ci araştırmacılardan bu yana milliyetçi ve resmi çevreler, Hacı Bektaş’ın Ahmet Yesevi’nin ölümünden yaklaşık kırk yıl sonra doğmasına rağmen, onun tarafından Anadolu’yu “Türkleştirmek” ve Türkçeyi yaymak için gönderildiğini ciddi ciddi(!) ileri sürdü, yazdı çizdi.

Bu konu hakkında Abdulbaki Gölpınarlı şunları söylüyor:

“Hacı Bektaş’ın, Mevlana’ya karşı Türk harsını koruduğu, hatta onun bir Türkçü olduğu ve başında Ahmet Yesevi’nin bulunduğu bir teşkilat tarafından bu maksatla Anadolu’ya gönderildiği gibi, kargaları bile güldürecek hükümler verenler çıktı…” (A.Gölpınarlı, Mevlana 4.Basım, İstanbul-1985, s.237)

Hacı Bektaş’ın etnik kimliği üzerine

Nakşibendî şeyhi Prof. Dr. Esat Çoşan’ın, Makalat’ı Arapça yazmış olmasını kastederek Hacı Bektaş Veli için; “demek ki, Arap ırkından ki, Arapça yazmayı uygun görmüş” yargısını vermesi saçmalığın en büyüğüdür! Zaten Coşan, Ahmet Yesevi’nin Yusuf Hemedani ve El-Gucvani ile ilişkilerinden ötürü, Hacı Bektaş’ı Yesevi tarikatından kabul edip, “Nakşîlere amcazade” yapıyor, “akraba olarak” görüyor.

Hacı Bektaş Veli’ye – hatta ellerinde doğru şecereleri olan seyyidlere, dedelere – Ali soylu diye Arap gözüyle bakılırsa, tarih boyunca halkların ve kültürlerin kaynaşma sürecinde yaşamış olduğu gerçeğini yadsımış olursunuz.(İsmail Kaygusuz, http://www.hermetics.org/haci_bektas.html )

Gölpınarlı’nın asıl Mevlana Celaleddin (s.237) adlı yapıtında, Hacı Bektaş Veli hakkındaki aşağıdaki saptaması çok yerindedir:

“Hacı Bektaş, bütün manasıyla batıni inanışların mürevvici (yürüten, propagandasını yapan) bir batıni dai’siydi. Bunu ‘Makalat’ açıkça gösterdiği gibi en eski kaynakların Bektaşilik hakkında verdikleri malumat da teyid eder.”

Son durak Anadolu

Otuz yaşlarındaki genç İsmaili dai’si olarak batıni derviş Hacı Bektaş’ın son durağı Rum diyarı, yani Anadolu olmuştur. Ancak onu Anadolu’ya gönderen Ahmet Yesevi değil, Alamut İmamı Alaeddin Muhammed III (1221-1255) olmuştur. Alamut’tan Horasanlı Baba İlyas’a yeni bilgiler getirmiş ve onun hizmetine girmiştir. Aşık Paşaoğlu’nun söylemiyle “Bu Hacı Bektaş… kardeşiyle Anadolu’ya gelmeye heves ettiler… O zamanda Baba İlyas gelmiş, Anadolu’da oturur olmuştu. Meğer onu görmeğe gelmişler. Onun dahi hikâyesi çoktur…” Aşık Paşa gibi saray uşağı tarih ve menakıp yazıcıları, “bu çok hikâyeleri” alabildiğine kısaltmış ve gerçeklikten uzaklaştırarak Baba İlyas’ın, Hacı Bektaş’ınkileri değil, kendi hikâyelerini aktarmışlar.

Gerçeğe Hü erenler!

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir