Aleviler, Mülteciler ve Maraş – Şilan Sürmeli

27 Şubat’ta İdlib’te TSK taburunun vurulmasıyla Türkiye’de her şey daha da belirginleşti.

Bir taraftan AKP iktidarının dış politikadaki yetmezlikleri ve handikapları, bir tarafta uzun zamandır sorulan “Suriye’de ne işimiz var?” sorgulamaları, diğer taraftan ise konjonktürel politikalar sonucunda tarihimizin ortaklaştığı Suriyeli mültecilerin yaşadıkları.

Son zamanlarda yaşadığımız bu olaylar bize devletlerin ve iktidarların çıkarları için ezilenlere, emekçilere ve halklara nasıl şiddet uyguladığını gösteriyor.

Tarihe dönüp baktığımızda devletler tarihi, insanlık tarihi içinde önemli bir kesittir. Bu tarihsel kesitlerde devletler varlıkları/iktidarları için halkları ve insanlığı yok etmiş, bu da yetmezmiş gibi kendi bekası için halkları birbirine düşman etmiştir. Yakın tarihte yaşadığımız Maraş Katliamı bunu gözler önüne sürüyor.

Maraş’ta ne oldu?

1978 Maraş Katliamında onlarca Alevi yurttaşı katledilmiş, yan yana yaşayan Alevi ve Sünni halkı birbirine karşı -devletin bekası ve artan sol rüzgârı kesmek için- kırdırtılmıştı.

29 Şubat’ta Maraş’ta İdlib’te yaşanılan son olaylardan dolayı, iktidarın kendi çıkarı için uzun zamandır elinde koz olarak kullandığı, mültecilere yönelik bir saldırı gerçekleşti.

Faşizmin kitle tabanının hemen nasıl organize olduğunu gösteren bu saldırı videosunu izlerken, Maraş Katliamı’nı yaşayan, duyan bütün Aleviler yıllar önce yaşadıkları şeyleri tekrardan hissetmişlerdir. Mültecilere yapılan saldırıda kendi başına geleni hatırlamıştır ama en önemlisi ‘Yine bir katliam yaşar mıyım?’ diye de aklının bir köşesinden geçirmiştir.

Aleviler ve olasılıklar

Yaşanılan son olaylar Alevilerin sistem tarafından asimile edilme olasılığıyla birlikte belli olasılıkları tekrardan gündemleştirmiştir.

En önemli olasılıklardan biri, Orta Doğu’daki savaş, katliam ve sömürü politikası her an topun ağzına Alevileri yerleştirebilir. Olası bir İran, Irak veya Suriye gerilimi bu coğrafyada yaşayan Aleviler için bir katliam çağrısı olarak geri dönebilir.

Bir diğeri ise artan şoven duygular Alevi halkına da sirayet edebilir. Türkiye’de yaşanan her kriz/gerilim devletin bekası söylemiyle buluştuğu için Aleviler de bu atmosferden etkilenip mültecilere yönelik artan ayrımcılık ve saldırı politikalarına itilebilir ya da bu politikalar karşısında susabilir.

Sadece Maraş ve Hatay’a baktığımızda bile ‘şehit kanıyla’ yapılan politikaların bu iki olasılığın aynı anda ne kadar hareket halinde olduğunu göstermekte.

Mültecilerle dayanışma

Aleviler için dayanışma ve mücadele kavramları tarihlerinden aldıkları iki önemli dinamiktir.

Sadece Maraş’tan sonra değil Sivas ve Çorum gibi katliamlardan sonra da en fazla ülkeden göç eden kesim Aleviler olmuştur.

Bu göçler sırasında mülteci, göçmen veya sığınmacı olarak çok fazla deneyim biriktirmiş, çok fazla zulüm görmüş bir halk olarak Aleviler, şartlı rehin olarak sunulan mültecilerle dayanışma ağlarını örmeli, olası ırkçı durumlara karşı tutum sergilemelidir.

Ayrıca kendi sorunları etrafında örgütlediği mücadelesini, ‘Canı cana, malı mala katarak’, sömürüsüz bir yaşamın ve ortaklaşmanın adı olan Rıza Şehri ütopyasıyla buluşturma inancını sürekli diri tutmalıdır.

Aşk ile…

Leave a comment

Your email address will not be published.


*