Alevilik yolunda “nefs”in terbiyesi – Sefa DEDE

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

İnsanlık tarihi savaşların tarihidir dersek yanlış söylemiş olmayız. Doğayla, hayvanlarla ve kendi cinsleriyle yıllardır mücadele eder insanlık. Tarih boyunca süren savaşların bilinen bir sebebi var: özel mülkiyet hırsı. Savaşın taraflarını da şöyle tanımlayabiliriz; nefsi (“ben”leri) kışkırtılmış insanlar topluluğu. Savaşlar dursun, tahribat dursun deniyorsa bunun yolu nefsi (içindeki “ben”i) öldürmekten geçer. Bunun yolu da uzun ve ciddi bir eğitimle, insanların iç dünyasındaki kötü huyları yok edip iyiliklerle örmektir.

İşte bu savaşın adı nefsten (“ben”den) kurtulma savaşıdır. İnsanlar doğadaki birçok nesneyi kılavuz edinmiştir. Bunlardan en önemlilerinden biri de topraktır. Toprağın cömertliği karşısında insanlık ona “Toprak Ana” demiştir. Toprak insanların bütün hoyratlığına rağmen cömertliğinden vazgeçmemiştir. Doğurganlığı onun karakteridir. İnsanlık nefs (ben) savaşını kazanarak toprağa benzeyebilir mi? Sorun birazda budur.

Ölüm ve doğumu insan yaşarken gerçekleştirir. Kötü kimliğinde ölür, toplumcu kimliğinde yeniden doğar. Kötü kimliğinde ölmenin yolu nefsle köklü ve kararlı bir savaştan geçer.

Ölmeden Önce Ölmek

Nefs terbiyesinde en ulu mertebe; ölmeden önce ölmektir.

Nedir ölmeden önce ölmek?

Ölmeden önce ölmek, “Dört Kapı Kırk Makamı” adım adım-aşama aşama öğrenip, anlayıp, içselleştirip yaşamına aktarmakla, her nefes alış verişine aksettirip yön verir hale getirmekle elde edilen bir makamdır, aşamadır.

Ölmeden önce ölmek, yaşamın zirve noktası, en üst aşamasıdır.

İnsanın cümle hakikat sırlarına vakıf olduğu, tüm çıplaklığıyla Hakk’ın gerçekliğinin bilincine ulaştığı, öteleri yakın eylediği, “Bâtın”ın (gizlinin) aşikâr olduğu bir ruh halidir.

Ölmeden önce ölmek, cümleden de anlaşılacağı gibi ölmeden, yani bedenen ölmeden ölmektir. Bedenen sağlıklı olup ruhen (can olarak) ölmektir. Ölenlerin ancak vakıf olduklarına, nail olduklarına, yaşamış olduklarına ulaşıp yaşamaktır.

Yol Cümleden Uludur

“Yol, cümleden uludur” diyerek, benlikleriyle olan savaşın cephesi konumundaki ‘nefslerini’ bu yolda terk etmek her Alevi ve Bektaşi talibin vazifesidir.

‘Seyrü sülük’ denilen, tasavvuf ve tarikata giren kimselerin manevi makamlarını tamamlayıncaya kadar geçirdiği safhalara verilen genel ad, aslında manevi bir yolculuğun en çetin şeklini de ifade etmektedir.

Büyük olan, kişinin nefsiyle, kendi benliğiyle savaşmasıdır.

Bu savaşın en başta birinci kuralı nefsi eğitmektir. Eğitim insana bilgi geçişi yapmak değil, komple vücudu bütün uzuvlarıyla toplumsallaştırmaktır. Eline, beline, diline hakim olmak ancak nefsini yenilgiye uğratmış, nefsiyle savaşını kazanmışların marifetidir.

Marifet diyoruz çünkü nefse karşı kazanılan savaş, kâmil toplum yaratmanın da önemli bir aşamasıdır. Nefs (ben) savaşını kazanmış insan, doğaya düşman, bitkiye düşman, hayvana düşman, insana düşmandan doğaya dost, bitkiye dost, hayvana dost ve insana dosta dönüşür. Başta da söylediğimiz gibi kitlesel savaşlar nefs kalabalığının yarattığı büyük felaketlerdir. Barışı da ancak öz benliğini eğitmiş insanlar topluluğu kuracaktır. Bu da inat ve meşakkatli bir iştir.

Sonuç olarak;

Sözlerimi büyük Alevi ereni Âşık Veysel ile bağlamak isterim:

Ne var ise sende bende
Aynı varlık her bedende
Yarın mezara girende
Sen toksun da ben aç mıyım?

Topraktandır cümle beden
Nefsini öldür ölmeden
Böyle emretmiş yaradan
Sen kalemsin ben uç muyum?

Meşakkatli yolda iz sürenlere Aşk ile canlar…

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir