Almanya’da “Toplumsal Ortaklık” yalanı – M.Çakır

Alman burjuvazisi emperyalist-kapitalist dünya düzeninin en deneyimli, aynı zamanda en saldırgan ve rafine egemen sınıfıdır. Tarihsel açıdan baktığımızda, en önemli başarısının da Alman Sosyal Demokrasisini kendi stepnesi hâline getirmesi, dolayısıyla Almanya işçi sınıfının devrimci unsurlarını sendikal hareketi ehlileştirerek silahsız bırakması olduğunu söyleyebiliriz. Eğer bugün Almanya’daki sendika yönetimleri emperyalist burjuvazinin destekçilerine dönüştüyseler, bunun anahtarı tarihlerinde gizlidir.

Dönemin Almanya’sında Büyük Ekim Devrimi’nin etkisiyle tetiklenen ve 1918 Kasım’ı – 1920 Haziran’ı arasında devam eden devrimci süreç, aslında daha başladığı anda kendi kanında boğulmaya mahkum edilmişti. 1917 Nisan’ı ve 1918 Ocak’ında gerçekleştirilen kapsamlı siyasî grevler, 1918’den itibaren oluşturulan Şuralar, ki 1918/1919 kışında Şuraların oluşturulmadığı kent, fabrika veya ordu garnizonu yok gibiydi, Alman burjuvazisini işçi sınıfına çeşitli tavizler vermeye zorlamıştı.

Devrimi durduran antlaşmalar

Nitekim 10 Kasım 1918’de SPD ve USPD hükümeti kurmuşlar, ama aynı zamanda Büyük Ekim Devrimi benzeri bir süreci engellemişlerdi. Devamı biliniyor. SPD’nin yol göstermesiyle gerçekleşen en etkin engel ise, “Stinnes-Legien Antlaşması” olarak tarihe geçen sınıf uzlaşısıdır. 1919’da Nürnberg’de kurulan “Genel Alman Sendikalar Birliği (ADGB)” başkanı olan Carl Legien ile büyük sermaye temsilcisi Hugo Stinnes’in öncülüğünde varılan sınıf uzlaşısı, devrimci sürece vurulan en önemli darbe oldu.

Reformist Alman solunun “başarı” olarak gördüğü bu antlaşma gereğince burjuvazi sendikaları işçilerin temsilcisi olarak tanıyor, toplu iş sözleşmelerini ve sekiz saatlik iş günü uygulamasını kabul ediyordu. Savaş sonrasında Almanya’nın en büyük kitle örgütleri hâline gelen sendikaların yönetimleri ise, bunun karşılığında “Spartaküs Birliğinin” taleplerini, bilhassa üretim araçlarının kamusallaştırılmasını reddediyorlardı.

Sendika yönetimleri ve SPD, burjuvazinin “Toplumsal Ortaklık” veya diğer bir deyimle “Sosyal Partnerlik” adını taktığı sınıf uzlaşısına sahip çıkarak, kurulan İşçi ve Asker Şuralarının peş peşe dağılmasını sağladılar. Ta ki, Mart 1920’de Lüttwitz-Kapp-Darbesi ile Şuralar ve devrim süreci kendi kanında boğulana ve Alman faşizminin yolu açılana dek.

Dünün işbirlikçisi, bugünün işbirlikçisi

“1918/1919 Tamamlanmamış Devrimi” olarak da anılan Kasım Devrimi’nin yüzüncü yıl dönümünün yaklaştığı bugünlerde, 16 Ekim 2018’de, Alman Sendikalar Birliği (DGB)  sanki daha önemli işleri yokmuş gibi Alman İşverenler Birliği (BDA) ile birlikte “100 Yıl Sosyal Partnerlik” kutlaması yaptılar ve sınıf uzlaşısını göklere çıkarttılar.

Aslına bakılırsa SPD ile 150 yıldır nikâhlı olan Alman sendikalarının günahları büyük. Saymak gerekirse: Birinci Dünya Paylaşım Savaşının patlak vermesini desteklediler; Kasım Devriminin kendi kanında boğulmasına katkı sundular; faşizmin iktidarı ele geçirmesini engelleyemeyip, faşizmi kendi öz güçleriyle yenemediler; Alman topraklarındaki ilk sosyalizm denemesini koruyamadılar, aksine Alman burjuvazisinin saldırgan antikomünizminin aracı oldular; günümüz Alman işçi sınıfının kendi içinde bölünmesini hızlandırdılar ve bugün dünyanın diğer ülkelerindeki sendikalara “sosyal partnerliği” empoze ederek emperyalist burjuvazinin stepneliğine devam etmekte, Alman silah tekellerinin koruyuculuğunu yapmaktalar.

Sendikalar, işçi sınıfının öz örgütleridir. Komünistler bu anlamda sendikalara sahip çıkar, güçlenmeleri ve asli görevlerini yerine getirmeleri için uğraş verirler. Ancak bu, sendika yönetimlerinin eleştiriden muaf oldukları anlamına gelmez. Aksine, tarihinden ders almak istemeyen bir sendika anlayışının sonunu getirmek, en başta komünistlerin görevidir. Çünkü sendikal hareket, yöneticilerinin tasarrufuna bırakılamayacak bir mücadele mevziidir.

 

24.10.18

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir