Altıncı kitlesel yok oluşun eşiğinde – İpek YÜKSEK

Çokça dillendirilen iklim değişimi gezegen çapında yaşanan ekolojik krizin sadece bir yanı. Daha yavaş ve sessizce ilerleyen, fakat çok büyük tehdit oluşturan bir başka olgu, biyo-çeşitlilik kaybı, yani türlerin yok oluşu.

Çok net istatistik bilgileri olmasa da, araştırmalara göre son 40-50 yılda canlı türlerinin yüzde 40’ı kayboldu. Türlerin yüzde 75’i kaybolduğunda kitlesel yok oluştan bahsedebiliriz demektir.

Kitlesel yok oluşlar

Tarihteki en büyük yok oluş olan Permiyen yok oluşu 250 milyon yıl önce gerçekleşti. Volkanik patlamalar eşi benzeri görülmemiş bir sera etkisi yarattı. Denizdeki canlı türlerinin neredeyse yüzde 90’ı yok oldu.

Ordovisyen yok oluş bundan 445 milyon yıl önce gerçekleşen en büyük kitlesel yok oluşlardan biridir. Çoğunlukla deniz canlılarının oluşturduğu ordovisyen döneminde, gezegenin kimyasal dengesinin bozulması ve CO2 seviyesinin düşmesi sonucunda korkunç bir buzul çağı başlamıştı.

Kretase yok oluşu ise bundan 69 milyon yıl önce gerçekleşmiştir. En bilinen yok oluştur. Sebebi meteor olan, dinozorların yok olup yeryüzünde memeli türlerin hâkim olmasıyla sonuçlanan bir felaketti.

Antroposen mi kapitalosen mi?

Fark edildiği gibi bu yok oluşların hepsi doğal nedenlerle gerçekleşmiştir. Fakat bugün karşı karşıya kaldığımız 6. yok oluşun ana sebebi insan türü. Bilim insanları arasında, Holosen çağın bitmiş olduğu ve artık Antroposen çağında (Anthropos = insan) yaşadığımız tartışılıyor. Buna göre gerçekleşmekte olan yok oluşun sebebi insandır, insan faaliyettir.

Elbette, bilim insanları bu duruma sırf bir tane çözüm önerisini sunmuyor, ama sıkça duyulan bir öneri “dünya nüfusunun azaltılması” dır. Bu önerilere göre, mevcut üretim ve tüketim sisteminden çok, insanın ta kendisi ve insan sayısı krizin ana sebebini oluşturuyor.

Buna karşın kimi bilim insanları da antroposende değil, kapitalosende (Kapital = sermaye) yaşadığımızı söylüyor. Sonuç itibariyle, insan yaklaşık 200 bin senedir yer kürede dolaşıyor. Ve o 200 bin sene boyunca elbette çevreyi değiştirip zaman zaman büyük tahribatlara sebep olmuştur.

Ama özellikle sermaye çağında, yani son 500 senedir ve onun özel bir dönemi olan sanayi devrimi sonrasında yıkım ve tahribat bambaşka boyutlara ulaştı.

Neler oluyor?

Biyo-çeşitlilik kaybının sebeplerine bakarsak: küresel ısınma, okyanusların asitleşmesi, ormansızlaşma, su kirliliği, toprağın zenginliğinin azalması, genel kirlilik öne çıkıyor. Bütün bunlar bugün sermaye hareketinden bağımsız değildir.

Şu andaki yok oluş tehdidi, tüm amfibi türlerinin (iki yaşamlılar, örneğin kurbağalar, solucansılar vb.) yüzde 41’ini ve tüm memelilerin yüzde 26’sını kapsıyor. 1500 yılından bu yana karada yaşayan 320’den fazla omurgalı hayvan yok oldu.

Bu konuda en çarpıcı olgulardan beri eşsiz bir kedi türü olan aslanlar dünyasında ortaya çıktı. National Geopraphic’in verilerine göre 50 yıl önce Afrika’da yarım milyona yakın aslan yaşamaktaydı. Bugün ise 20.000 civarında kaldığı tahmin ediliyor.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir