Ankara’nın İdlib yenilgisi – Fuat Şerif

Esad rejimi Aralık ayında, müttefikleri Rusya, İran ve Hizbullah’ın desteği ile çoğunlukla cihatçılar tarafından kontrol edilen ve TSK tarafından “gözlenen” İdlib bölgesine kapsamlı saldırı başlattı.
Saldırının hedefi M4 ve M5 otoyollarını kontrol altına alarak Suriye’nin kuzeybatısını yeniden birbirine bağlamak ve böylece insan ve meta sirkülasyonunu arttırmaktı. Bu aynı zamanda cihatçıların kurduğu siyasi yapıların en büyük gelir kaynağı olan gümrük/geçiş vergilerini kesmek anlamına gelmekteydi.

Diğer yandan da Esad rejimi daha uzun vadeli hedefine, yani Suriye’nin tümünü kendi kontrolü altına geçirip kendi ihtiyaçlarına göre yeniden kurmasına yaklaşmış olacaktı. Müttefikleri ise bölgedeki rakiplerinin fiilen vurucu gücü olan cihatçı çetelerinin imha edilmesini sağlayarak yürütülen hegemonya mücadelesinde ciddi bir adım atmış olacaklardı. Buna karşın cihatçı çeteler, başta Tahrir el-Şam olmak üzere, Türkiye’nin siyasi ve askeri yardımı ile direnmekteler.
Askeri güç dengeleri
Hızlı bir ilerleme sergileyen Esad rejimi ve müttefiklerini durdurarak kendi nüfuzunu savunmaya çalışan TSK, son haftalarda İdlib’teki güçlerini ciddi boyutta arttırıp bu ilerlemeyi durdurmak istemişti. Fakat 27 Şubat’ta Rusya’nın attığı düşünülen bir füzeyle 34 asker hayatını kaybetti. Bu saldırı Esad ve Rusya’nın kararlı olduklarını gösteren ciddi bir işarettir.
Askeri çatışmanın boyutu böylece bir sıçrama yaşadı. Her iki taraf binlerce asker ve ağır silah sevk ederek saldırı durumuna geçti. Fakat bu saldırılar askeri kayıpları arttırsa da cephedeki durumu fazla değiştirmedi. TSK hava gücünü Rusya’nın İdlib hava sahasını kontrol etmesinden dolayı ciddi bir şekilde kullanamadı. Bundan dolayı TSK’nın kara kuvvetleri “yorgun” Esad güçlerine nazaran kuvvet üstünlüğüne sahip olsa da kayda değer bir kontratak yapamadı.
Neticede Esad ve Rusya cephesi İdlib bölgesinin üçte birini kontrol altına aldı, M5 otoyolu ulaşıma açtı ve M4 otoyoluna ise oldukça yaklaştı.
Siyasi sonuçlar
Ankara TSK’nın “havadaki” eksikliğini dengelemek için yüzünü Batı’ya döndü. Amaçları İdlib hava sahasının bütün güçlere kapatılmasıydı. Böylece karada ilerlemek daha kolay olacaktı. Bunu kabul etmesi için Batıya bir yandan Suriye’nin yağmalanmasında pay vererek nüfuz alanın açması vaat edilirken öbür yandan -her şeyden önce AB’ye yönelik- “mülteci kozu”nu kullandı.
Fakat bu “taktiğin” işlememesi ve sahadaki kaybın gittikçe yükselmesi AKP/Erdoğan iktidarını elleri güçsüz bir halde Rusya’ya yönelmelerine neden oldu. 5 Mart’ta Moskova’da alınan kararlar da bu güçsüzlüğü teyit etti. M5 otoyolu Esad’ın elinde kalacak, M4 otoyolu ise Rusya ve TSK tarafından kontrol edilerek yakın zamanda sivil ulaşım için yeniden açılacak.

Bu kararlar AKP/Erdoğan iktidarının sıkışmışlığını gözler önüne serdi. Sahadaki varlığını uzun bir süre daha askeri güçle sağlamayacağı ortada olan iktidar, İdlib’i kontrol eden cihatçı çetelerin sorumluluğunu üstlenmeye devam ediyor. Rusya’nın cihatçı grupları yok etme hedefinden vazgeçmeyecek olması ise Türkiye’nin bu “sorumluluktan” dolayı başına daha büyük dertlerinin geleceğini apaçık ortaya koyuyor.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*