Avrupa‘da sağ-otoriter eğilim belirginleşiyor – Max Zirngast

2007/8 ekonomik krizi sonrası özgün bir krize düşen AB’de, özellikle Güney-Kuzey kutuplaşması üzerine bir mücadele yaşandı. İspanya, İtalya ve özellikle Yunanistan’da sol tandanslı partiler yükseldi, daha da önemlisi çeşitli ülkelerde işçi sınıfı harekete geçmişti.

Sağın yükselişi

İlk defa derin bir krizle karşı karşıya olan AB içinde “nasıl bir AB?” sorusu üzerine kamplaşma yaşandı. Fakat siyasi gelişmeler ılımlı sol çabaların (yumuşatılmış neoliberalizm, ya da Neo-Keynesçi ekonomi politik, göçmen sorununa katı bir ırkçılıkla bakmayan) aleyhinde ilerledi. Klasik sosyal-demokrasi birçok ülkede darmaduman oldu. Merkezi yerlerde sağ ve neo-faşist partiler ve hareketler, “göçmen krizi”yle birlikte merkezi ülkelerde de hızlı yükselişe geçti.

Yakın geçmişte Avusturya’da neo-faşist bir parti barındıran otoriter- neoliberal hükümet, İtalya’da ise sağ-popülist 5 Yıldız Hareketi ve ayrılıkçı- ırkçı Lega Nord tarafından zar zor da olsa bir hükümet kuruldu. Almanya’da ırkçı-faşizan Almanya için Alternatif (AfD) partisi giderek güç kazanıyor. Merkel’in partisinin özerk Bavyera kolu (CSU) ise bu genel sağ eğilime dayanarak Merkel’i sağdan sıkıştırıyor.

Diğer yandan, Vişegrad grubu olarak adlandırılan Polonya, Çekya, Slovakya ve Macaristan zaten oldukça sağ-otoriter iktidarlara sahipler. Bu genel tabloda istisnalar vardır elbette, ama genel eğilim bu yönde.

Berlin – Viyana – Roma ekseni mi?

Göçmen konusunda git gide sertleşen iklimde en “ileri” öneriler Avusturya’dan geliyor. Avusturya neo-faşist bir parti barındıran otoriter-neoliberal hükümet hem kendi devletini ve toplumunu değiştirme çabasında, hem de Avrupa’da güçlü sağ ittifaklar kurma derdinde.

Genç şansölye Sebastian Kurz “Berlin – Viyana – Roma ekseni” kuruluyor sözüyle epey tepki yarattı. Bilindiği gibi, Almanya-Avusturya- İtalya 2.Paylaşım Savaşı’nda “mihver devletleri” (Achsenmächte) ve kullandığı sözcük (Achse) oraya tekabül ediyor. “Tabii ki o anlamda kullanmadım” tarzındaki savunmalar ise verilen mesajı örtbas edemiyor.

Yalnız, şimdilik bu “eksen” tam tutmadı. İtalya’nın faşist iç işleri bakanı Salvini ve Almanya CSU iç işleri bakanı Seehofer ile birlikte göçmenlere karşı daha sert bir tutumu resmi AB politikası kılmaya çalışma hesabı Merkel‘siz yapıldı ve bu durum Almanya hükümetinde bir kriz yarattı.

Yoğun özel görüşmeler ile Almanya’nın ihracat politikasından en çok faydalanan finans-kapitalin sözcülüğünü yapan Merkel ile daha çok iç piyasada kâr elde eden sermayenin talepleri arasında bir uzlaşmaya varıldı. Ve Kurz’un hayal ettiği eksen şimdilik engellenmiş oldu.

Ama Kurz’un AB’deki konumu güçleniyor, çünkü Kurz hem finans-kapital tarafından hem milliyetçi ve neo-faşist güçler tarafından seviliyor ve Vişegrad grubu ve Almanya-Fransa ile büyük sermaye arasında ilişki ve denge kurmaya kapasitesine sahip.

Kriz yönetimi

Bu tartışmaların temelinde yatan sorun mevcut kapitalist düzenin yönetilmesidir. Ekonomik problemler, göçmenler, dünya sisteminde değişen güç dengeleri, “küreselleşme” gibi konularda nasıl bir politik izlenmesi gerektiği üzerinden tartışılıyor.

Kapitalizmin bitmeyen krizi nedeniyle çoğu ülkede milli çıkarlar çerçevesinde otoriter-baskıcı bir yönetim tarzını (hem göçmenlere, hem işçilere karşı) benimseyen siyasal güçler yükselmeye devam ediyor.

Her zaman olduğu gibi, egemenlerin farklı fraksiyonları arasındaki farklar o kadar büyük değil ve finans-kapital daha otoriter ya da faşizan güçlerle de hareket edebilir. O eğilime güçlü ve örgütlü cevap verebilmek adına sol acilen hamleler geliştirmeli.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir