Bergama’dan Kaz Dağları’na ekoloji mücadelesi – Utku Şahin

“Onlar ormandan gidene kadar, biz burayı terk etmiyoruz”
Bu yazı yazıldığı sırada, Kaz Dağları Kirazlı köyü mevkiinde devam etmekte olan doğa savunucularının direnişi 225. gününe ulaştı. Yukarıda alıntıladığım slogan direnişin ilk günlerinden itibaren öne çıkan önemli sözlerden biriydi. Bu söz, sermaye temsilcisi ve doğa düşmanı Alamos Gold şirketine karşı verilecek mücadelenin kararlılığını gösteriyordu. Mücadele zaman içinde bazen kitleselliğe ulaşırken, bazen daha az sayıda direnişçinin omuzlarında yükseldi. Peki, Kaz Dağlarının bu düzeyde toplumsallaşması ve meşruiyet kazanmasının kökleri nerede yatıyor?
Geçmişten günümüze Türkiye’de gelişen ekoloji mücadelesinin dinamiklerini anlayabilirsek, küresel çapta kendisine çıkış imkânı arayan ekoloji mücadelesine katkımız olur diye düşündük.
Bergama – sivil itaatsizlik eylemleri
Bergama’da altın madenciliğine karşı 90’ların başında tohumları atılan direniş 96 yılında kitlesel, fiili meşru direniş formunu kazandı. Uzun vadede bölgede altın madenciliği tam olarak engellenemedi ancak Bergama, Türkiye ve dünya ekoloji mücadelesi için önemli deneyimler açığa çıkardı.  “Sivil itaatsizlik” yönteminin geliştirildiği ve hayata geçirildiği eylemlerde Bergamalı kadınların öne çıkan kararlılığı harekete zemin oluşturdu.
2013 yılına geldiğimizde ise, kent/ekoloji mücadelesinin temel dinamik ve reflekslerini oluşturduğu Gezi direnişi, ülke tarihinin en büyük kitlesel isyanı oldu.

“Mesele birkaç ağaç” değildi elbette, ancak Gezi’de birkaç ağacı korumakla başlayan o refleks, toplumsal öfkenin konsolide olarak “Gezi ruhu” dediğimiz niteliği kazanmasını sağladı. 

Bergama’yla başlayıp, Gezi ruhuyla devam eden süreç, 2015’te Yeşil Yol projesine karşı mücadelede “devlet kimdur” sözüyle haykıran Havva Ana’yı ortaya çıkardı. Bu yazıya sığdıramayacağımız irili ufaklı tüm direnişler, ekoloji mücadelesinin can suyu oldular.

Ekolojik krize karşı mücadele
Bugüne baktığımızda temiz hava, sağlıklı gıda gibi en temel yaşamsal imkânlara ulaşamayan halkın büyük çoğunluğu, gezegen üzerinde büyüyen tehlikeyi görüyor. İnsan ve diğer tüm canlıların yaşamı açısından öyle kritik bir aşamaya gelindi ki kesilme ihtimali olan ormanlık bir alan, kurumakta olan bir nehir veya göl, çılgın proje yapılacak araziler, ranta karşı yaşam mücadelesi alanına dönüşüyor.
Bugün itibariyle kapitalizmin en önemli kriz dinamiklerinden biri “ekolojik kriz” olmuştur. Küresel düzeyde başlayan ve milyonlarca insanın katılımının sağlandığı iklim adaleti eylemleri, bu krize karşı ortaya çıkmış bir arayıştır.

Gezegenin tamamını tehdit eden ekolojik krizi tüm boyutlarıyla göremeyen bu anlayış, eleştirilecek/eksik yönleri olmasına rağmen sermaye karşıtı alternatif bir hareketin oluşma imkânlarını yaratmıştır. Bir yandan devam eden aktif doğa savunuculuğu, diğer yandan küresel çapta milyonlara ulaşan iklim adaleti eylemleri, hareketin potansiyelinin büyüklüğünü gözler önüne seriyor.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*