Boşlukları kim dolduracak? – Güney Mengen

Ülkenin dört bir yanında olduğu gibi üniversitelerde de yoksulluğun, çürümenin yaygınlaştığı ama buna karşılık öfkenin de yükseldiği bir dönemden geçiyoruz.

Sosyal, kültürel ve ekonomik sebeplerden dolayı bulunduğu koşullara diğer kesimlerden daha çok  ‘’bağımlı’’ olan ve bu bağımlılıktan ötürü bulunduğu koşullara yön verebilecek dinamiğe de sahip olan üniversiteler, çağımızın yıkıcı krizler bütününün en yoğun biçimde hissedildiği yerlerdir.

Kriz manipülasyonu çöküş gerçeği

Bugün itibariyle ekonomik kriz; ulaşıma, barınmaya, yemekhanelere gelen zamlarla kendini yakıcı bir şekilde hissettirmektedir.

Soğan depolarının basılması gıda fiyatlarını dengelemeye yetmemiş olacak ki ders kitaplarını dâhi alamayıp fotokopisini çektirmek zorunda kalan öğrencilerin zaten kaşıkla verilen öğrenim bursuna gözler dikilmiş ve bu temel haklar ‘’beleşçilik’’ olarak nitelendirilmiştir.

Yoksullukla birlikte öfkemizle de mücadele etmemiz bu sebepledir. Öfkemizi(enerjimizi) doğru oranda ve doğru alanda örgütlememiz her zamankinden daha fazla elzemdir, zaruridir.

Bu şaşkınlık bizi de çürütür

Aynı şekilde baskı ve şiddet uygulamalarıyla biçimlenen ve içerik bakımından ‘’boşluklar’’ barındıran rejim ve bu rejimin aynı ‘’uzunlukta’’ olmayan taşıyıcı sütunları kendilerini her an ve her alanda yeniden ve yeniden üretmek zorunda. Belirtilen nedenlerle birlikte bu yeniden üretimi yapabileceği en verimli topraklar olan üniversitelere saldırmakta.

Nitekim belirtilen boşluklarda yerini alan, kendine yer açan, insanların kendilerini geliştirebildiği, ifade edebildiği yerler olan öğrenci kültür merkezlerinin, kulüplerin, toplulukların kapatılıp, etkinliklerin, filmlerin, tiyatroların yasaklanması bu sebeple. Filmlerden, tiyatrolardan korkan şu sütunların taşımak istedikleri yüke bakın! Dedikten sonra köşemize çekilip seyredebiliriz de fakat karşı ideoloji bunlarla da kalmıyor.

Rekabet ve kariyerizm

Karşı ideoloji kendisine açmış olduğu alanlarla, yaratmak istediği ortamı ve bireyi dört bir yandan kuşatıyor.

Bu alanların yardımıyla rekabetçi bir eğitimi, kariyerizme dayalı bir gelişim yarattı. Maruz bıraktığı popüler kültürüyle insanları sanata, doğaya ve emeğe yabancılaştırdı.  Tüm bunlarla birlikte bir çekim gücü oluşturdu.

Bugün de yine üniversitelerde katılımın dahi zorunlu olduğu gerici, şoven konferanslarda, panellerde hem ideolojisini insanların bilincinde örgütlüyor hem de biat kültürünü yaygınlaştırıyor.

Ne yapmalı?

Bu ahval içinde kampüslerin dışında gelişen kültür evlerinin, toplulukların, etkinliklerin nasıl filiz verdiğini ve birer adres haline geldiklerini görmekteyiz. Rekabetin, cinsiyetçiliğin, şovenizmin olmadığı dayanışmanın, yaratıcılığın ve kolektif üretimin olduğu bu adresler bize Gezi’yi anımsatmıyor mu?

Bu adreslere gidilmeli, buraları büyütmeli ve geliştirmeliyiz. Bulunduğu yeri çürüten adeta tezek kokan ve bizim fikirlerimize ancak gübre olacak bu ideolojilerle bu şekilde hesaplaşabiliriz. Bu hesaplaşmayı ne küçümsemeli ne de ötelemeliyiz, zira bugün ötelediğimiz şey aslında vazgeçtiğimiz şeydir.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir