Brexit referandumun iç dinamikleri – Max ZIRNGAST

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter
Referandumun çıkışla sonuçlanması Britanya’daki iç politik dengeleri ciddi bir şekilde sarstı. Hem büyük partiler, hem de Birleşik Krallığın bileşenleri muazzam bir değişim süreci içerisinde bulunuyor.
Referandumun sonuçlarının açıklamasının hemen ardından başbakan David Cameron hem başbakanlıktan hem Muhafazakâr Parti genel başkanlığından istifa etti.
Cameron, Britanya’nın AB içerisinde kalmasını savundu, fakat kendi partisinde çıkışı savunan bir blok vardı. Bu blokun sözcüsü, Londra eski belediye başkanı Boris Johnson, Cameron’ın partinin genel başkanı ve dolayısıyla başbakan da olmayacağını açıkladı.
Ayrıca ırkçı UKİP (Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi) genel başkanı ve “çıkış” oyunun en önemli seslerinden biri Nigel Farage, anlamlı gerekçe olmadan istifa edip sorumluluktan kaçtı.
Bu tablo içerisinde baktığımızda, Brexit’in süren siyasi krizi ne kadar derinleştirdiği açıktır. Etkiler, siyasi partilerle sınırlı kalmadı. Öyle ki, zaten çözülme sürecinde bulunan Birleşik Krallık yakın zamanda ağır darbe alabilir.
İskoçya meselesi
Bilindiği gibi 2. Paylaşım Savaşı sonrası dünyanın en güçlü emperyalist merkez ülkesi, Birleşik Krallık, statüsünü ABD’ye devretmek zorunda kalmıştı. Çözülme süreçleri artık “İmparatorlukla” sınırlı değil, Birleşik Krallığın çekirdek coğrafyasına ulaştı.
2014’te İskoçya’nın bağımsızlığı üzerine bir referandum yapıldı ve olumsuz sonuçlandı. Brexit referandumunda ise, İngiltere’de (Londra hariç) çıkış oyu %53,4 olurken, İskoçya’da kalma oyu %62 ile kazandı.
Bu sebeple, İskoçya’nın bir referandum daha yaparak, Birleşik Krallık’tan çıkıp, AB’ye katılması gündeme geldi. İskoçya’nın başbakanı Nicola Sturgeon da yeni bir referandumun yapılması gerektiğini söyledi.
İskoçya, Birleşik Krallık ve ABD ekseni yerine AB’ye yönelebilir. Kapitalist bir devlet için böyle bir seçeneği değerlendirmek uygun olabilir, fakat emek güçleri için her iki seçenek de gerçek bir çözüm değildir.
İşçi Partisinde sağ kanadın cılız başkaldırması
Devrimci bir bakış açısıyla bakıldığında en önemli gelişmeler İşçi Partisinde oluyor. Daha geçen sene “eski tip” sosyal demokrat, yani halkçı, emekçilerin yanında ve emperyalizme karşı olan Jeremy Corbyn, sanki sol incir yaprağı olarak parti başkanlık adayı listesine girebilmişti. Ama, işler farklı sonuçlandı ve Corbyn muazzam bir kitle seferberliğiyle kimsenin beklemediği bir başarı elde edip parti başkanı oldu.
Corbyn’in anketlerde ön plana çıkması sonucunda, hem kendi partisinden, hem statükocu medya tarafından – sözde solcu The Guardian gazetesi dahil – ona karşı bitmek bilmeyen bir saldırı gerçekleştirildi.
Corbyn’in siyaseti – aslında “iyi” sosyal demokrat olmakla sınırlı. Fakat, egemenler artık bunu bile kabul etmiyor – ve özellikle Corbyn’in siyasi partiyi bir seçim makinesi olarak değil, kitle ve sosyal hareketler ile sıkı bağları olan bir yapı olarak gördüğü için, oturmuş burjuva siyaseti için büyük bir şok idi.
Çünkü, son 20-25 senedir İşçi Partisi Tony Blair’in önderliğinde tamamen neoliberalleşmişti. Meclisteki vekillerin birkaçı dışında aşağı yukarı hepsi Blairci sağ kanadı temsil ediyor.
Corbyn kendisi büyük bir Avrupa Birliği hayranı değil. Fakat partiyi dengede tutmak amacıyla ve kendisi henüz güçlü bir pozisyonda olmadığı için, “kalma” kampanyasını destekledi. Elbette büyük bir hevesle sürdürmedi bunu. Üçüncü bir seçeneği, işçilere emekçilere seslenen – kalma ya da çıkışı destekleme dışında – bir yolu bulmaya çalıştı.
İşçi Partisinin sağ kanadı, Corbyn’in ne kadar popüler olduğunun ve birçok insana yeniden umut verdiğinin farkında. Onun partide adım adım hegemonya oluşturabilecek duruma geldiğini de biliyorlar. Bu nedenle referandum ardından atağa geçtiler.
Corbyn “çıkışın” kazanması dolayısıyla suçlandı ve meclisteki vekillerin büyük kısmı Corbyn’e karşı güvensizlik oyu kullandı. O ise istifa etmeyeceğine söyledi ve partinin Ağustos sonundan Eylül sonuna kadar bir zaman içinde yeniden bir başkanlık seçimi yapacağını belirtti. Bütün bunlar Corbyn’e yönelik açık bir darbe anlamına geliyor.
Nereye doğru?
Yeniden başkanlık seçimi olacağı belli olunca birkaç gün içinde yüz binlerce yeni üye İşçi Partisine katıldı ve yeni üyelerin birçoğu Corbyn’i destekliyor.
Corbyn’den önce yaklaşık 150 bin üyesi olan partinin üye sayısı 500 bini aştı ve parti Avrupa’nın en büyük sosyal demokrat partisi odu. Büyük ihtimalle, Corbyn sağ kanadın adayı Owen Smith’e karşı başkanlığı yeniden kazanacak.
Ancak, mevzu İşçi Partisin başkanlığından daha büyük.
Podemos ve Syriza’nın başarısızlıkları ardından gündemde olan sorun şu: İşçi sınıfı ve ezilenleri güçlendiren ve bu güçlere kapitalizmi aşma perspektifi sunan bir politikanın nasıl yürütüleceği!
30.07.2016
Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir