Brexit’ten sonra AB – Alp KAYSERİLİOĞLU

Share on Facebook8Tweet about this on Twitter
 AB, Avrupalı farklı emperyalist güçlerin farklı çıkarlarını örgütlemek için hayata geçirilen bir birlik. Burada özellikle Fransa ve Almanya’nın ve onların etrafında toplaşan daha küçük ülkelerin AB’ye daha derin ilgileri olduğunu, İngiltere’nin ise sadece birleşik pazar konusunda ilgisi olduğunu belirtelim.
Son yıllarda Fransa ve Almanya AB’yi yönetme ve geleceğine yön verme konusunda yakınlaşırken, İngiltere’nin daha mesafeli olduğunu ve birliği derinleştirmeye dair her hamleyi veto ettiğini görmüştük.
İşte, İngiltere’nin Brexit oylaması bu konuda net bir fırsat sundu.
Birleşik dış politika ya da askeri örgütlenmeler konusundaki bütün kararları veto eden güç en azından geçici olarak AB nezdinde karar veremez hale geldi.
İngiliz emperyalizmi ayarını yeniden bulana ve AB ile yine masaya oturana kadar AB içinde gereken önemli kararlar zaten verilmiş olacak ve İngiltere güç kaybetmiş bir şekilde yeni statükoyu kabul etmek zorunda kalacak.
Bu konuda, Brexit oylamasının hemen sonrasında ve yer yer öncesinden bile bazı hazırlıkların yapılıp hemen ortaya koyulduğunu gördük. En önemli gelişmelerden birisi ise, 6 AB kurucu ülkesinin (Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, İtalya) dışişleri bakanlarının bağımsız toplantıları oldu.
Bu toplantılarda, birbirine daha sıkı bağlı olan ülkelerden oluşan bir çekirdek ve etrafında daha esnek olarak bağlı olan farklı ülkelerden oluşabilen bir çevre alan ve bir bütün olarak da küresel bir güce dönüşen yeni AB tartışıldı.
AB’nin böyle bir küresel güce doğru evrilme sürecinin Fransa, Almanya ve İtalya liderliğinde geliştiğini gördük. Brexit’den sonra bu ülkelerin önemli liderleri tarafından sunulan stratejik perspektiflere ve hatta kararlara şahit olduk.
Almanya ve Fransa’nın hamleleri
İlk adımı Fransız ve Alman dışişleri bakanları Ayrault ve Steinmeier yaptı.
Beraber yazıp yayınladıkları makalede, daha sıkı bir siyasi birlik için propaganda yapıyorlar. Sürekli birbirinden ayrılan çıkarlar ve iktidarlar tarafından belirlenen küresel ortamda, AB’nin adım adım bağımsız ve küresel bir aktör haline getirilmesi gerektiğini vurguluyorlar. Bu görevin de, özellikle Almanya ve Fransa’ya düştüğünü ekliyorlar.
Yazarlar, Avrupa’nın güneyinde ve doğusunda oluşan güvenlik risklerine (yani Libya’daki ve Ukrayna’daki savaş ve onların etkilerine) karşı (AB’nin bu “güvenlik risklerinin” oluşumuna doğrudan katkıda bulunduğundan elbette hiç bahsetmeden) “Avrupalı bir güvenlik ajandası”, “iç güvenlikte hamle yeteneği” ve “askeri-sivil planlama ve liderlik kapasiteleri” v.b. şeylerden bahsediyorlar.
Yani, AB’nin ciddi bir biçimde askerileşmesine yol açmaya çalışıyorlar.
Benzer bir şekilde, AB Komisyonu Başkanı Schulz ve Alman İktisat Bakanı Gabriel (ikisi de Alman, ikisi de “sosyaldemokrat”) yine doğrudan Brexit oylamasından sonra yayınlanan bir makalelerinde, AB’nin eskisinden daha da güçlü bir şekilde birleşik ve bölgesel bir düzenleyici güç olarak öne çıkması gerektiğini vurguluyorlar.
AB dış politikasının birleşik bir halde örgütlenmesinin mecburiyetini de vurgulayan yazarlar, Avrupa’nın dış sınırlarının daha iyi bir şekilde korunması gerektiğini ve hatta Avrupalı bir FBİ’ın kurulmasını öneriyorlar. Yanı sıra, “iktisadi bir Şengeni”’, yani AB’de gerçekleşen neoliberal iktisadi reformların anayasa seviyesine yükseltilmesini savunuyorlar.
Onun dışında, AB Dışişleri Komiseri Mogherini (İtalyan!) tarafından yıllarca hazırlanan yeni bir AB Küresel Stratejisi Haziran sonunda kabul edildi. Bu belgede “AB’nin varoluşunu tehdit eden bir kriz içinde” bulunduğu saptanıyor ve “stratejik ortamın kapsamlı bir şekilde kötüleştiği” vurgulanıyor.
Ancak, söz konusu kriz ve kötüleşen stratejik ortamın – püf noktası da zaten burada – bir olanak olarak görülmesi gerektiği eklenerek ve beraber çalışmak koşuluyla, AB’nin bu olanağı kullanıp yakın gelecekte güçlü bir küresel siyasi aktör olabileceği vurgulanıyor.
Gelişen ve büyüyen bir AB için en önemli faktörler arasında ham madde ve ticari hatların güvenliği, iç pazar ve “açık küresel bir iktisadi düzen”’ olduğu saptandıktan sonra, kötü stratejik ortam, AB’nin dış cephesinin bir kriz cephesine dönüşmesi ve AB’nin küresel bir güce dönüşme zorunluluğu yüzünden AB’ye artık “özerk askeri kapasiteler” gerektiği de vurgulanıyor. Böyle bir gelişmenin ABD ile olan ittifakı da derinleştireceği de ekleniyor.
Küresel bir güce doğru yol alan AB!
Anlayacağımız, İngiliz emperyalizmi şaşkınlığından uyanıp AB ile bir masaya oturmaya başladığında, büyük ihtimalle bambaşka bir biçime doğru bürünmeye başlayan bir AB ile karşılaşacak.
Sovyetlerin çöküşünden sonra oluşan çok kutuplulaşma eğilimi ve emperyalizmin azgın müdahaleleri ile derinleşen kaos ortamında (İngiltere dışı) AB’nin lider emperyalist güçlerinin, bu yeni küresel düzen içinde ve Çin, ABD, Rusya gibi devler arasında “oyun kurucu” kapasitelerini yitirmemek istedikleri görülüyor.
Önceden İngiltere’nin engellediği daha federal bir yapılanmanın örgütlenmeye başladığı anlaşılıyor.
Böyle bir yapılanmanın ciddi bir şekilde militarizmi pompalayacağını ve sermayenin emeğe karşı “neoliberalizm” olarak tanımladığımız saldırılarının bu yapılanma içinde daha da sertleşeceğini net olarak öngörebiliriz.
Share on Facebook8Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir