Brezilya’da Sivil Darbe Girişimi – Alp Kayserilioğlu

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

2014 yılında Brezilya’nın Paraná eyaletinde Sérgio Moro adlı genç bir hakim tarafından başlatılan “Operação Lava Jato” (“araba yıkama operasyonu”) ismiyle anılan yolsuzluk araştırmaları ve davası günümüzde muazzam boyutlara ulaştı. Bu soruşturma kapsamında Moro tarafından 179 kişiye (çoğunlukla parlamenter) soruşturma açılırken, ülkenin yüksek mahkemesi bu listeye 94 kişi daha ekledi.[1]

Yolsuzlukların merkezinde, Brezilya’nın en büyük ve yarısından fazla devletin elinde olan işletmesi Petrobras (dünyadaki en büyük petrol işletmesi) var.

Soruşturma açılan devlet görevlileri, yüksek miktarda para veya başka karşılıklara karşı spesifik inşaat şirketlere Petrobras adına çok karlı koşullarda kontrat vermekle suçlanıyor.

Davanın bulguları ve biçimi öyle gelişti ki, 2016 yılında İşçi Partili (PT) Cumhurbaşkanı Dilma Rousseff, eski Cumhurbaşkanı Lula da Silva ve hatta PT’nin kendisine karşı oluşan bir sivil darbe girişimin ana saldırı hamlesine dönüştü.

Lava Jato ve sivil darbe girişimi

Kısmen “Lava Jato” soruşturmaları üzerinden kısmen de ondan bağımsız olarak, ülkenin oligarşik ve aşırı sağcı medyası tarafından PT ve özellikle Rousseff ve Lula hedef alındı.

Lula, bazı inşaat şirketlerinin kendi villalarında yaptığı bedava inşaatlara karşın siyasi lütuflarda bulunduğu ve yolsuzluk skandalı kapsamına giren inşaat şirketlerinden farklı gerekçelerle 8 milyon dolar almakla suçlanıyor. Rousseff ise, 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hukuka aykırı bir şekilde devlet fonlarını kendi kampanyası için kullanmakla suçlanıyor.

Özellikle 2015’den itibaren oligarşinin medyası tarafından pompalanan bu olaylar, sağ siyasetçiler ve hareketlerle buluşup PT’ye karşı bir harekete ve git gide Rousseff’in cumhurbaşkanlığı makamından uzaklaştırılma istemine dönüştü, sokakta yeni sağ hareketler egemen oldu.

Rousseff 2015 yılında bu tehdide karşı çok dikkatli ve defansif bir şekilde tepki vererek, muhalefete ve kendi müttefiki olan PMDB partisine bazı politikalarla ödünler verip denge kurmayı denedi. Ancak, 2016’da dolan sokaklar ve dibe vuran Brezilya ekonomisi, Rousseff’e karşı harekete ivme kazandırdı.

Silva’ya karşı suçlamalar 2016 yılında gündeme gelirken; Rousseff, “makamın dokunulmazlığı” üzerinden kurtarmak için onu Bakanlar Kurulu Başkanlığı’na atadı. Bu hamle kamuoyu tarafından suçu kabul etme olarak okundu ve Rousseff’in desteği daha da daraldı, komplocular da nihai darbeye doğru hızla hamle yaptılar.

“Lava Jato” operasyonların başını çeken hakim Moro, hukuka aykırı bir şekilde Rousseff ve Silva arasında olan gizli bir telefon görüşmenin kaydını yayınlarken, başka bir mahkeme Silva’nın Bakanlar Kurulu’na atanmasını engelledi. Paralel olarak bir gün sonra parlamento, Rousseff’i azletme konusunu ele almak için 65 kişilik bir komisyon kurdu. Mart sonunda da, PT’nin PMDB ile kurduğu koalisyon, PMDB’nin cumhurbaşkanı yardımcısı olan lideri Michel Temer tarafından feshedildi.

Komisyon, Rousseff’in azledilmesinin doğru olduğunu savundu ve 17 Nisan’da parlamento net bir çoğunlukla bunu kabul edip azil isteğini senatoya iletti. Senatonun çoğunluğu da bu isteği kabul ederse, sivil darbe girişimin ana hedefi olan Rousseff’i makamından uzaklaştırmak gerçekleşmiş olacak.

Yolsuzluk değil, sivil darbe

Muhalefet, Rousseff, Silva ve genel olarak PT’ye karşı çok demokratik oldukları ve yolsuzluklarla savaşmak istedikleri için tepki göstermiyor. Tersine, Brezilya’nın bütün siyasi kadroları leş gibi yolsuzluk kokuyor. “Lava Jato” kapsamında bir sürü siyasetçiye karşı soruşturma açılmış durumda ve bunlar arasında PT’liler azınlıkta.

Mesela, kararı alan 65 kişilik parlamento komisyonu üyelerinin yarısından fazlası için yolsuzluk soruşturmaları açılmış.[2]

Komisyonun başkanı, PMDB’li Eduardo Cunha’nın İsviçre’de hukuk dışı bir şekilde milyonlarca dolar sakladığı, İsviçreli makamlar tarafından kamuoyuna 2015 sonunda bildirilmişti ve zaten ona karşı da yolsuzluk soruşturmaları yürütülüyor. PT ile koalisyonu terk eden ve Rousseff’in uzaklaştırılması durumunda otomatikman cumhurbaşkanı olacak olan şimdiki cumhurbaşkanı yardımcısı Michel Temer hakkındaki yolsuzluk iddiaları yüzünden, bir başka yüksek mahkeme zamanında onun “makamından uzaklaştırılmasını” önermişti.[3]

Anlayacağınız pisliğe bulaşmayan yok, olayın özünün başka bir yerde aranması lazım.

Mesela, sermayenin isteklerine, Temer’e ve sivil darbeyi destekleyen diğerlerine bakalım.

Günlük gazete Folha de S.Paolo‘ya göre, iş adamlarının acil istekleri arasında şunlar var: eğitim ve sağlık için sabitleştirilen bütçenin esnekleştirilmesi, özelleştirmeler (özellikle Petrobras), emeklilik yasaların “radikal” reformu ve emek yasalarında reform.[4]

Çok tanıdık önlemler, hepsini ezberledik!

Şimdi de, Temer cumhurbaşkanı olursa neler uygulamak istiyormuş, ona bakalım.

Temer, devletin ekonomiden çekilmesinden ve sosyal programların kısılmasından bahsediyor.[5]Reuters’in kaynaklarına göre, Temer, Brezilya’daki Goldman Sachs’ın başkanı Paulo Leme’yi Merkez Bankası şefi ve Brezilya’nın en güçlü bankalar federasyonu Febraban’ın başkanı Murilo Portugal’i de Maliye Bakanı yapmak istiyor. Rubens Amaral, Banco Latinoamericano de Comercio Exterior SA şefi, Rousseff’in makamından düşürülmesinin iyi bir sinyal olacağını ve sonrasında finans kapitalin istediği bütün reformlar da uygulanırsa yatırımlar için iyi bir atmosferin yeniden oluşacağını vurguluyor.[6]

Bunlar da çok tanıdık, değil mi?

Kısaca sonuçlandırmak gerekirse, olayın özünde Brezilya halkının solcu PT iktidarı altında edindiği kazanımların tasfiyesi ve sermayenin kendisinin pürüzsüz çıkarları doğrultusunda bir yeni iktidar isteği yatıyor. Böyle bir hamle için, küresel konjonktürün uygun hale gelmesi, PT’nin yürüttüğü neo-kalkınmacı modelin çöküşü ve PT’nin dejenerasyonundan oluşan elverişli koşullar beklendi ve işte şimdi de kullanılıyor.

Neo-kalkınmacı modelin çöküşü

Silva’nın 2003’de bütün Latin Amerika’da sol bir dalga eserken iktidara gelmesiyle, Brezilya’da da özgün bir neo-kalkınmacı model uygulandı.

Bir taraftan küresel konjonktüre ve iç dengelere göre spesifik sermaye sektörleri pompalanırken, öbür taraftan muazzam kazançlar elde eden sektörlerin özellikle vergilendirilmesi gibi önlemlerle, kapsamlı sosyal ve toplumsal refah önlemlerine kaynak bulundu ve uygulandı. İşçi sınıfının maddi varlığı, asgari ücretin yükseltilmesi ve yaygınlaşan tüketici kredileriyle kalkındırıldı.

Silva’nın iktidarında 30 milyondan fazla Brezilyalı aşırı yoksulluktan çıktı. Yoksulluk, ülke çapında %28 civarında azaldı.[7] Asgari ücret, %70 civarında yükseltildi ve düşük gelirli de olsa 20 milyon kişiye istihdam yaratıldı.[8]

Dünya çapındaki en büyük sosyal destek programı olarak ünlü olan “Bolsa Família” programı, özellikle yoksulluk sınırı altında olanlara ve aşırı yoksullara para ve eğitim desteğinde bulunuyor. “Bolsa Família” kapsamında, 12 milyon Brezilyalı aile/halkın %26’sı destek gördü ve en azından dipteki yoksulluktan kurtulabildi.[9]

Ancak, bu süreç içinde, yoksulluğun gerçek sebebi olan kapitalist ilişkilere ciddi veya yapısal bir şekilde el atılmadı. Bütün sosyal programlar, sermayenin de elverişli küresel konjonktürde kat be kat büyümesiyle mümkün kılındı.

Brezilya’nın uyguladığı neo-kalkınmacı modelin ana hattı, meta fiyatlarının patlamasıydı. 2000’lerin başında temel tarım ve sanayi metalarının, özellikle de hammade ve işlenmiş hammadelerin üretimi, kapitalist dünya sisteminin “çevresine” doğru kaydı. Bu metalardaki spekülasyon tavan yaptı ve yatırımlar da yükseldi. Ek olarak, Çin’in sanayi kalkınmasının talepleri, temel metalar için oluşan arzı yükseltmişti. Ve sonuçta bu metaların fiyatları fırladı.

İşte, Brezilya, demir filizi, petrol, soya gibi ürünlerde “yükselen meta fiyatları” dalgasının üstüne bindi ve bu ürünlerin ihracında uzmanlaşarak yılda %7,5 gibi büyüme oranlarına kavuşabildi.

Oysa, açık ki, çok spesifik ve temel metaların ihracı üzerine oturan bir kalkınma modeli, kendisini küresel konjonktüre oldukça güçlü bir şekilde bağımlı kılar. 2007-08’de başlayan krizle beraber bütün bu yükselen temel sanayi ve tarım metaları fiyatları puf diye çöküverdi. 2012’de büyüme %1’e düştü, 2015’de ise -%3,5’lere kadar geriledi.

Bu koşullarda, aslında Rousseff sermayeyi teşvik etti ve Temer ve onu destekleyen sermaye gruplarının savunduklarını uyguladı.

2011’den sonraki Maliye Bakanı Mantega’nın iktisat politikaları farklı biçimlerde sermayeyi teşvik edip bir yandan da sosyal programları sürdürmeyi denerken, 2015’de Maliye Bakanı olan Levy, doğrudan “kemer sıkma” politikalarına geçti. Bu uygulamalar, 2015 sonbaharında açıklanan “Brezilya ajandası” ile derinleştirildi.[10]

Anlayacağınız Rousseff hükümeti, neo-kalkınmacı modeli sürece yayarak sermayenin lehine büküyordu. O modelin sosyal kazanımlarından önce vazgeçilmese de, sonra sadece yavaş yavaş vazgeçildi. Öte yandan, sırtı sıvanan sermaye, küresel konjonktürün de etkisiyle git gide derinleşen resesyonla karşı karşıya kalırken, sokaklar PT iktidarı altında konum kaybeden küçük burjuvazinin üst kesimlerince doluyordu.

PT, her ne kadar ismi “İşçi Partisi” olsa da, sırtını işçi sınıfına dayamadı. Tam tersine, işçi sınıfı da daralan kamusal harcamalar yüzünden 2013’den beri sokağa indi.

Bu karmaşada uygun ortam bulan sermaye, sivil darbe girişimini örgütledi. Gerekli dengeleri kurdu, Rousseff’i oyunlara getirdi ve en nihayetinde, zaten yarı yarı kendi safına geçen “düşmana”/PT’ye karşı işi bitiren hamleyi de şimdilerde yapıyor. Rousseff’ siyasi olarak büyük ihtimalle son günlerini yaşıyor.

Latin Amerika’da kriz ve sınıf savaşı

Bütün Latin Amerika çapında karşı devrim/sermaye/sağ hamle yapıyor ve devrim/emek/sol güçler geriliyor veya savunmacı bir pozisyona geçiyor. Brezilya’da da böyle oluyor.

Bu trendden, öncelikle, kırılgan küresel iktisadi trendlere fazlasıyla bağımlı olan kalkınma modellerinin, o trenlerde bir değişimle anında en derin krizlere girebileceğini saptamalıyız. Ek olarak, başka alternatifleri gözetmedikleri ve bütün iktisadi yapılarını küresel konjonktüre göre yönelttikleri için krizden çıkamadıklarını da görüyoruz.

Ayrıca, böyle bir kalkınmacı modelin üstüne oturan kapitalizm içindeki/sistem içi sol tedbirlerin, yani emekçi kitlelerin lehine veya en azından maddi varlıklarını kalkındıran dengelerin güçlü olamayacağını, hızlıca sarsılabileceğini saptamalıyız. Sermaye, her ne kadar önceden kendisi de kar ettiği için bu dengeleri kabul etmiş olsa da, uygun ortamı yakaladığında hemen saldırıp o dengeleri bozuyor ve dümeni kendi çıkarları yönünde büküyor.

Bu koşullarda emeğin konumunu saldırgan bir şekilde savunmayıp da, hala eski statükoda/uzlaşmada kalmayı denemek, nesnel küresel ve yerel koşullar yüzünden kendi karını savunmaya itilen sermaye tarafından kendisini cesaretlendirilen bir tutum/”zayıflık” olarak algılanıyor ve anlaşmada kalmaktansa daha da saldırganlaşıyor. Sermaye, yer yer darbe girişimlerine bile girerek emeğin lehine kazanılan en küçük kazanımları da ortadan kaldırmaya girişiyor.

Sermaye güçlerinin saldırıları, iktidarda olduğu yıllar boyunca kendi güçlerini aktif bir şekilde emeğe/emek güçlerine yaslamayan veya en azından yeterince yaslamayan sol-demokrat hükümetleri cezalandırıyor: Rousseff’i sokakta destekleyen kitleler azalıyor, Arjantin’deki Macri’ye karşı hemen hemen kimse sokağa çıkmıyor, Venezüella’da ise kitleler savunmacı eylemlerle tıkanıp kalıyorlar.

Şimdiki konjonktür, güçler dengesinin emeğin aleyhine bükülmemesi için bile sert sınıfsal çarpışmaları zorunlu kılıyor.

Kendi kazanımlarını savunmak için harekete geçen emekçiler, karşı devrimin saldırısını kendi güçleriyle kırabilirlerse, işte ancak o zaman güçler dengesini kendi lehine bükebilir, hatta devrimci bir yapısal dönüşümü başarabilir.

[1] https://www.washingtonpost.com/world/the_americas/as-ex-president-lula-faces-charges-a-divided-brazil-wonders-whats-next/2016/03/10/b36b9bc4-e649-11e5-a9ce-681055c7a05f_story.html.

[2] http://www.jungewelt.de/2016/04-02/024.php.

[3] http://www.hintergrund.de/201604283934/politik/welt/was-in-brasilien-wirklich-geschieht.html.

[4] http://www.wsws.org/en/articles/2016/04/19/pers-a19.html.

[5] http://www.jungewelt.de/2016/04-22/074.php.

[6] http://www.hintergrund.de/201604283934/politik/welt/was-in-brasilien-wirklich-geschieht.html.

[7] http://ppesydney.net/overthrowing-dilma-rousseff-its-class-war-and-their-class-is-winning/;http://economia.estadao.com.br/noticias/geral,miseria-no-brasil-cai-27-7-no-1-mandato-de-lula,54881.

[8] http://ppesydney.net/overthrowing-dilma-rousseff-its-class-war-and-their-class-is-winning/.

[9] http://www.bbc.com/news/10122754; http://www.theguardian.com/global-development/poverty-matters/2011/feb/21/social-protection-innovation-un.

[10] Bütün tarihsel arka plan için bkz.: http://www.lrb.co.uk/v38/n08/perry-anderson/crisis-in-brazil.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir