Bu seçim teğet geçer mi? – Erkan Gökber

Ufukta bir daha seçim belirdi. Seçim, AKP’li yılların ekonomi politikaları sonucu patlak veren ekonomik krizin, halkı hırpaladığı günlerde gerçekleşecek. Erdoğan iktidarının krizi aşabileceğine olan güven zayıflıyor. Hükümet sermaye ile ortaklaşarak, bu dar günleri teğet geçirme arayışında. Krizin yükünü halka yıkmaya çalışıyorlar, emekçilerin kazanımlarına saldırmaya hazırlanıyorlar.

Yerel seçimler için belirlenen 31 Mart 2019 tarihi “dokuz ayın çarşambasını” bir araya getiren gün olabilir.

Sonun başlangıcı mı?

Beklenti, zembereğinden boşalan ekonomik krizin AKP’ye oy kaybettireceği ve bunun da -iktidar yürüyüşüne yerel seçimle başlayan- Erdoğan için sonun başlangıcı olacağı yönünde.

Biz bu iyimserliğin, seçimler öncesi görünen bir belirtiden öteye gitmesi ve seçim sonrasında da elle tutulur sonuçlar üretmesi için yürüyeceğimiz yolu belirlemeliyiz.

Halk güçlerinin gündemi seçimden önce kriz. AKP iktidarının 16 yıl boyunca, kamusal ve coğrafi kaynakları, halktan topladığı vergileri nasıl sermayeye aktardığını, büyük şirketlerin ve bankaların her yıl nasıl büyüme rekorları kırdığını gördük, şimdiyse bunların kriz dolayısıyla birikimlerinin zarar görmemesi için sığınacak yer aradıklarını görüyoruz.

Dolayısıyla artan işsizlik ve pahalılığın, şirket iflaslarının, çoğalan borçların, geri ödenemeyen kredilerin ve yükselen faizlerin görüldüğü süreçte yaşanacak seçimde krizi teğet geçmemeliyiz. Seçim süreci boyunca hükümete ve patronlara “bir çağlayanın altından geçip de kuru kalamayacaklarını” hatırlatmalıyız!

Yerelde demokratik halkçı çözüm!

Sömürü, rant ve yağmayla beslenen sermaye iktidarına karşı demokratik halkçı bir çözümü elbirliğiyle kurabildiğimiz ölçüde seçim sürecinin kazananı olabiliriz.

Doğru adayları bulmak, ikna etmek, doğru talepler üretmek yetmez, yetmiyor… Fikirlerin arkasında duracak halk örgütlenmesini sağlamak ve dahası halkın örgütlülüğü içinden talepleri yükseltmek lazım.

Meclisler ve halkın talepleri

Giderek yaşanamaz hale getirilen kentlerde, emekçilerin, kadınların, çocukların, yaşlıların, gençlerin, engellilerin ve tabiat varlıklarının taleplerini, seslerini ve sözlerini bir araya getirelim.

Gezi’den, Hayır Meclisleri’ne biriken deneyimleri yerel yönetimde demokratik halkçı bir çözüm üretmek için seferber edelim.

Halk güçlerinin, kendisini “sözlerle, vaatlerle” ikna etmeye çalışanlara karşı kendi şartlarını ortaya koyma zamanıdır. Bunun için, taleplerimizi şekillendireceğimiz meclisler ve seçim programının temelini oluşturacağımız halk toplantıları ve forumlar örgütleyebiliriz. Mahalle, ilçe ve il meclisleriyle ilmek ilmek halkçı bir çözümü örmek mümkün.

Tepetaklak değil ayakları üzerinde

Yerel meclisler, mücadele odakları ve lokal başarılar, bütünsel bir perspektif olmadan, birbiriyle ilişki kuramadığı ölçüde gelip geçiyor ve kalıcı olamıyor.

Seçim öncesi beklentiye girdiğimiz, mobilize olduğumuz ve sonrasında umudumuzun kırıldığı bir medcezir döngüsü daha yaşamak istemiyorsak, iş hepimizin başına düşüyor.

Bizi tepetaklak eden bu sisteme karşı ayaklarımız üzerine dikilelim! İşe tepeden değil aşağıdan başlayalım! Yerel meclislerimizde, taleplerimizi ve yerel seçim programımızı oluşturalım ve yerel yönetime adayların önüne koyalım. Onları meclislerimize karşı sorumlu olmaya, hesap vermeye çağıralım. Bu oldukça dinamik bir mücadele hattını önümüzde açacaktır.

Yerel meclislerin gücü

Demokratik-halkçı yerel yönetim anlayışı kendini gerçekleştirme gücünü yerel meclisler sayesinde bulabilir. Böylelikle ranta dayalı sisteme karşı çözümü geliştirebiliriz. Halk için önemli olan fakat “rantçı belediyecilik” için lüzumsuz görülen ve üstü kapatılan birçok soruna kolaylıkla çözüm üretebiliriz.

Belediyeleri tek tipleştirmek, yetkiyi merkezde toplamak isteyen despotik iktidar, yerel halkın örgütlü gücünü gördüğünde işin rengi değişecektir tabii.

* * *

Yerel meclislere kayyum işlemez

Erdoğan rejimi, seçim sonucu ne olursa olsun kazanan pozisyonunu korumak için yerel yönetimlerin yetkilerini merkezileştiren yeni kararlar alıyor.

Yerel yönetim bütçeleri Cumhurbaşkanı kararı ile hazineye bağlanıyor ve belediyenin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda ilgili bir müdürlüğün onayı olmadan, kendi içinde bağımsız, özerk bir proje uygulama yetkisi elinden alınıyor.

Yeni rejim inşa olurken Erdoğan, bir süredir üzerinde hesaplar yaptığı muhtarlıklar ve yerel yönetimler üzerindeki kontrolü de sıkılaştırmayı murat ediyor. Merkezinde Erdoğan’ın bulunduğu ve her şeyin “saray rejimi” tarafından belirlendiği, biat etmeyenlerinse seçimleri kazansa bile yetkisizleştirildiği bir işleyişe doğru yol alınıyor.

Bu işleyişle birlikte sömürge tipi bir uygulama olan “kayyum” atama da geri plana alınabilecek. Tabii bunun Kürt illerinde uygulanmaya devam edeceği ilan edildi bile.

Reddedemeyecekleri teklifi yapalım

Rejim, yetkilerin tümünü merkeze bağlayarak siyasal alanı etkisizleştirme hamlesi yaparken bizler, yerel yönetimin halkın hakları ve taleplerine karşı ilgisiz bir kukla şovuna dönüşmesini istemiyorsak, yerel meclisleri kurmalı ve seçilmişlerin demokratik denetimini gerçekleştirmeliyiz.

Onların kayyumu varsa bizim de halk meclislerimiz var. Onlara reddedemeyecekleri bir teklif yapabiliriz. Halk meclislerinin şartlarını önlerine koyalım, ya kabul edin ya gidin!

Rantçı anlayışla zehirlenen kentlerimizde, halkçı demokratik çözümü kurumsallaştırmak için yerel meclislerin inşası şart! Yerel meclisler yahut halk meclisleri, siyaset ile toplumsal alan arasındaki ayrıma son verecek örgütlenmelerdir. Kamusal hizmetler ve siyaseti ayrıştırmadan, halkın hak ve talepleri doğrultusunda çözüm üretebileceğimiz yerler burasıdır.

Cehennem şehirlere karşı Yerel Meclisler

Şehirlerin inşaat alanları ve beton cehennemi olmasına son vermeliyiz. “Kentsel dönüşüm”, “imar affı” politikalarıyla suça ortak edilen kent halkını bu karabasandan uyandıralım. Kamçılanan ilkel birikim duyguları ile kent rantına “altına hücum” edercesine tav olan halkımıza bindiği dalı kestiğini anlatalım.

Deneyimsiz değiliz! Fatsa’dan, Ovacık’a, Hopa, Hemşin, Samandağ’a kimi tatsız biten, kimi ışık saçan örneklere sahibiz. Ama bu çoban ateşleri günümüzde bütüne ışık tutmaya yetmiyor…

Bu deneyimlere dayanan yerel meclislerle, sermaye ve rant odaklı şehircilik anlayışına karşı çözümü geliştirebiliriz. Havanın, suyun, doğanın talan edildiği, halkın AVM’lere tıkıldığı ve kamusal alanların sınırlandığı “cehennem şehirler” karşısında, “temiz, sağlıklı, insanca yaşanabilir bir kent” için, betonun azaltıldığı, yeşil alanların artırıldığı, yoksul mahallelerin sorunlarına öncelik verildiği, ilaçları değil önleyici sağlık hizmetlerini esas alan, çocuklar, gençler ve yaşlılar için oyun, dinlenme ve spor alanlarının yaygınlaştığı, gıda, giyim, temizlik ihtiyaçlarının ucuza temininin sağlandığı, kültür, sanat ve eğitimi destekleyici kurumların açıldığı, emekçilerin mesaiye giderken ulaşımdan ücretsiz yararlanmasının sağlandığı… gibi daha da sıralanabilecek birçok önemli hizmeti hızla hayata geçirebiliriz…

Tek adam rejimi ve tek tip yönetim anlayışına karşı halkın haklarıyla, yerel meclislerle yürümek tek seçenek, tek çözüm.

Yazı sendika.org sitesinden alınmıştır.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir