“Büyük durgunluk” sürüyor – Volkan YARAŞIR

Share on Facebook8Tweet about this on Twitter

Küresel kapitalist kriz bir dizi iç fazdan geçerek derinleşti ve yayıldı. “Büyük durgunluk” diye de tanımlanan kapitalizmin organik krizi, kendini en net biçimde düşük büyüme oranında ve sabit sermaye yatırımlarında görülen düşüşle dışa vuruyor. Bu arada, özellikle içine girilen yüksek konjonktür, iki hegemonik gücün yani ABD ve Çin’in güç savaşlarını tetikliyor.

Büyük güçlerin durumu

ABD’de Trump’ın iktidara gelmesi yeni bir moment olarak değerlendirilebilir. Trump bütün eksantrik imajına ve hamlelerine karşın ABD finans kapitalinin gerçek temsilcisidir. Trump iktidarı sermaye fraksiyonları ve ABD’deki güç odakları arasında çelişkileri körükleyerek bir yandan yönetim krizine neden olurken, öte yandan dış ticarette korumacılık eğilimlerinin gelişmesine yol açtı.

Avrupa’da da krizin sarsıntıları sürüyor. 2010 sonrası özellikle kıtanın Akdeniz havzasını saran kriz başta Yunanistan olmak üzere, İspanya, Portekiz ve İtalya’ da etkilerini gösteriyor. Fransa da bu anaforun içinde. Ayrıca kıta, Afrika ve Ortadoğu kaynaklı göç dalgasından etkileniyor. Göç dalgasının yarattığı sosyo-ekonomik ve kültürel basınç neo-faşist hareketlerin gelişmesini tetikliyor. İngiltere’nin Brexit kararı, Avrupa Birliği’nde Almanya’nın dominantlığında biçimlenen homojenleşmeyi bozan sonuçlar yaratıyor.

Çin, ABD’nin dış ticaretteki korumacılığına ya da “küreselleşme anlayışına” karşı, farklı bir küreselleşme ya da ekonomik entegrasyon politikalarıyla yanıt üretiyor. Ve etki alanını yaymaya çalışıyor.

Hegemonya savaşları

Kapitalizmin yapısal krizlerinin en temel yansıması olan emperyal özneler arasında hegemonya savaşları, özellikle Çin ve ABD eksenlerinde biçimleniyor. Çin, bir nevi “soft” politikalarla Orta Asya ve Afrika’da ciddi ekonomik güç ve nüfuz alanı kazanıyor ve yükselen bir hegemon güç olarak dikkat çekiyor.

ABD, Asya-Pasifik politikalarıyla ve askeri anlamda tek kutuplu bir güç olmasının avantajlarını kullanarak alternatif projeler geliştirmeye çalışıyor. Asya-Pasifik projesiyle, güneyden Rusya’yı kuşatmayı hedeflerken, Batı’dan ve Pasifik’ten Çin’i kuşatmayı ve etkisizleştirmeyi amaçlıyor. Ayrıca, petrol fiyatlarında stratejik düşüşlere neden olacak taktikler geliştirerek, Rusya’nın ekonomik olarak bloke olmasını hedefliyor. Küresel ekonomide yaşanan durgunluk ayrıca bu süreci tetikliyor.

Çin’in büyümesi

Yüzde 3 olarak tahmin edilen küresel ekonomik büyüme, küresel durgunluğun sürekliliğini gösteren bir veri olarak dikkat çekiyor. Çin’in 1990 ve 2000’li yılların başlarında gösterdiği yüzde 10 bandındaki yüksek büyüme oranı, bugün yüzde 6,5’lara inse dahi ekonomik ve nüfuz alanını genişleten önemli hamleler yapmasını engellemiyor.

Çin özellikle Asya ve Afrika’da büyük altyapı yatırımları, liman ve maden işleme kompleksleri kurarak nüfuz alanını genişletiyor. Çin, yoğun sermaye ihracı yanında enerji kaynaklarına ulaşma ve nüfuzunu yayma hamleleri ile hızla yükselen bir hegemon güç olarak öne çıkıyor.

Hegemonya Savaşları

Küresel düzeyde ekonomik durgunluğun devam ettiği ve krizin derinleştiği koşullar, bir taraftan kaynak savaşlarını tetiklerken, diğer yandan hegemon güçler arasındaki gerilimi artırıyor.

Savaş ve kriz diyalektiği işliyor. Küresel düzeyde artan gerilim, yeni ekonomik ve nüfuz alanı savaşlarının önünü açıyor. Kriz katastrofik sonuçlar yaratarak derinleşiyor.

Finansal derinleşme ve ekonomik riskler

Türkiye ekonomisi sürekli bir resesyon içine girdi. Durgunluğun şiddetli bir krize evrilme olasılığı hızla yükseliyor. Ekonominin dış kaynak, cari açık, dış borç ve bütçe açığı gibi yapısal sorunları derinleşiyor. Ekonomi çoklu kırılganlık riskiyle karşı karşıya. Bu koşullarda finanslaşma yönünde ciddi adımlar atılıyor. Finansal faaliyetler en fazla anlık hamleleri ve günü kurtarıcı operasyonları içeriyor. Finansallaşmanın derinleşmesi ekonominin içinde bulunduğu problemleri çözmekten öte ekonomide problemleri ve kırılganlığı artıyor.

Ekonomide spekülatif hamleler

İşsizliğin kronik karaktere büründüğü (açık ve gizli işsiz sayısı 6 milyona geçti), enflasyonun çift haneli oranlara ulaştığı koşullarda, farklı finansal araçlarla ekonominin canlanması hedefleniyor.

Merkez Bankası’nın banka senedi uygulamasına geçmesi, bu yönde atılan ciddi bir adım olarak dikkat çekiyor. Bu uygulamayla Merkez Bankası bankaların ellerindeki senetleri alarak, bankalara likidite ya da “taze para” sağlayacak ve nakit paraya kavuşan bankalar böylece yeniden kredi verebilme olanağına kavuşacak. Böylece bir anlamda spekülasyonun spekülasyonuyla ekonomin dönmesi ya da canlanması hedefleniyor. Ağırlıkta inşaat sektöründe yaşanan tıkanıklığın aşılmasının amaçlandığı bu uygulama, bünyesinde büyük riskler taşıyor.

En başta finansal derinleşme küresel düzeyde rekabet gücü olan, gelişmiş bir reel sektör temeli üzerinde şekillenen bir olgudur. Türkiye’de ise reel sektörün rekabet gücü zayıftır ve neo- liberal dönüşüm politikaları sonucu ciddi oranda daralma ve gerileme içindedir.

Bu objektif duruma rağmen siyasi iktidar, olağanüstü riskler alarak inşaat ve finansallaşma yoluyla ekonominin sanal, spekülatif büyümesini arzuluyor. Siyasi iktidar, bu zamana kadar (konjonktürsel avantajları kullanarak) küresel finansal hareketlerden ve para politikalarından yararlanıp, “inşaat kapitalizmi” diye adlandırılan ekonomi- politikle hareket etti. Para politikalarındaki değişim ve FED’in faiz artırımı kararlarıyla sıkışan ekonominin canlanması için yeni finansal araçlar devreye sokuluyor. Merkez Bankası’nın attığı son adımda -ekonomiye kredi pompalaması yapmak- bu ekonomi politiğin bir uzantısı olarak biçimleniyor.

Finansal çöküş riski

Merkez Bankası aracılığıyla hızlı finanslaşma süreci, çoklu kırılganlık içindeki ekonomiyi çökertebilir. Benzer politikalar, 2008 yılında ABD’nin krize girmesine yol açmıştı. Finansal derinleşme riskli kredilerin artmasını beraberinde getirmiş ve spekülasyon üzerinden spekülasyon yapılmasıyla oluşan finansal balon patlamıştı.

Türkiye ekonomisinde kredi- borç- tüketim döngüsü sonucu hızla şişen bir finansal balon oluşuyor. Bu süreç birçok riski bünyesinde taşıyor; en başta bankacılık ve emlak sektöründe yıkıcı sonuçlar yaratabilir. Aktüel olarak Dünya Bankası yetkililerinin sıcak paraya aşırı bağımlılık nedeniyle bankacılık sektörü için kırılganlık uyarısı yapması işin başka bir yönüdür.

Önümüzdeki süreç şirket iflasları ve kredi batıklarıyla birlikte emlak krizine ve onun tetiklediği bankacılık krizine sahne olabilir.

Spekülasyon niteliğinde hareketlerin hızla arttığı, bankaların toplam varlıklarının çok üstünde bir oranla krediler dağıtarak (yüzde 70 gibi) paradan para kazandığı koşullar, yukarıda belirttiğimiz olasılıkları her an gerçeğe dönüştürebilir.

Yapay/ biçimsel büyüme, kredi genişlemesi

Türkiye ekonomisi reel ve yapısal sorunlar yaşıyor. Bu duruma rağmen 2017 yılının ilk çeyreğinde büyüme oranı yüzde 5 gibi “yüksek” bir seyir gösterdi. Bu veri paradoksi bir durumdan öte finansman kaynaklı, kredi genişlemesinin yarattığı yapay ya da spekülatif büyümeyi işaret ediyor.

Stagflasyon krizi içindeki Türkiye’nin bu “performansı”, enflasyonun yüzde 11,75’e, (sayılabilir) işsizliğin yüzde 12,6’ya ulaştığı koşullarda gerçekleşti.

Büyüme kredi genişlemesine ve kamu harcamalarındaki artışa dayanıyor. Ayrıca ihracattaki yükseliş ve tüketim harcamaları büyüme rakamını yükseltici etken oldu. 17 Nisan referandumu için yapılan olağanüstü harcamalar da büyüme oranını yükselten faktör olarak dikkat çekti.

Büyüme oranına bu derece önem verilmesi şaşırtıcı değil. Otoriterleşme eğilimi ya da  olağanüstü rejimler her zaman, ekonomik büyümeyle kendi varlığını meşru kılmaya çalışır. Bunun somut sonucu emeğin yoğun sömürüsü ve toplumun baskılanmasıdır. Ekonomide yaşanan yapısal sorunların kredi genişlemesiyle ertelenmesi, sanalda olsa her şart altında büyüme doğrultusunda çabalar büyük risklerin önünü açar. Ekonomiyi daha kırılgan hale getirir. Krizleri tetikler.

Stagflasyon ve şirket iflasları

Literatürde durgunluk içinde yaşanan enflasyon durumuna, stagflasyon tanımı yapılır. Aslında stagflasyon bir kriz durumudur. Stagflasyon aynı zamanda ekonomik çöküşlerin ya da multi krizlerin ilk habercisi olabilir. Türkiye ekonomisi durgunluk içinde ve bu durgunluk derinleşiyor. Enflasyon ise yapışkan özellik taşıyor. Çift haneli oranları aşan enflasyon, yükselen ivme gösteriyor. Ayrıca bütçe açığını, cari açık izliyor.

Son OECD raporu Türkiye’de enflasyon ve kur riskine dikkat çekti. Ayrıca şirketlerin borçlarının kontrol altına alınması gerekliliğine vurgu yaptı. Bu arada özel sektörün dış borcunun artışı sürüyor. 2016 yılı sonu verilerine göre sektörün uzun vadeli kredi borçları 203.9 milyar dolara ulaştı. 1 yıl içinde toplam 65.7 milyar dolar tutarında ana paranın geri ödenmesi gerekiyor. Ayrıca sektörün 15.1 milyar dolar tutarında kısa vadeli krediborcu bulunuyor. Dövizdeki her oynaklık şirketler için son derece riskli birdurum yaratıyor. Olası döviz şokları ya da döviz krizinin senkronize şirket iflasları anlamına geleceği artık aşikârdır.

Krize doğru

Türkiye ekonomisinin kırılganlığının bir başka göstergesi, Türkiye’nin kısa vadeli borçlarının Merkez Bankası’nın brüt rezervlerini aşmasıdır. Yüzde 120’ye ulaşan bu oran küresel finans kuruluşları tarafından en önemli kırılganlık verisi olarak kabul ediliyor.

2017 yılı birinci çeyreğine göre Türkiye’nin kısa vadeli dış borcu 102.1 milyar dolar. Merkez Bankası’nın brüt rezervi ise 88.6 milyar dolar.

Finanslaşma ve kredi genişlemesiyle sağlanan sanal büyümeye karşın Türkiye ekonomisinin reel ve yapısal sorunları artarak, derinleşiyor. 2016 yılında 9.2 milyar dolarlık kaynağı “belirsiz” parayla ekonomik krizi öteleyen Türkiye, Ortadoğu’nun yeni dizaynı, Körfez sermayesinde yaşanacak bir ters akış ve Katar krizinin yaratacağı sonuçlarla her an borç çevriminde kırılmalar yaşayabilir. Bunun adı borç krizidir. Aynı şekilde finanslaşma balonu bankacılık ve emlak krizi tetikleyİci sonuçlar yaratabilir.

Artık sorun yalnızca iktisadi alanla sınırlı değil, siyasi ve toplumsal alana da yansıyan içeriktedir. Ve gelişmeler birbirini şiddetle etkileyecek boyuta ulaşıyor.

Share on Facebook8Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir