Buz dağının altındaki “yangın” – Cemile BAKLACI

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

2016 yılının geride bırakamadığımız ağırlığıyla, 2017’ye bakarken, hayatın tüm alanlarında yakıcı ve yıkıcı olaylar silsilesiyle karşılaşmaya devam ediyoruz.

Bunlardan birisi de; 2016’nın son günlerinde yaşadığımız, üstünde çokça konuşulmayıp ev kazası süsü verilen, “kader” açıklamalarıyla içimizi “rahatlatmaya” çalıştıkları, Aladağ Süleymancılara bağlı kız yurdunda çıkan yangın oldu.

Yangında 11-14 yaşlarında 10 kız çocuğu ile 6 yaşındaki kız çocuğu dâhil 12 kişi yandı/yakıldı! Yakılan çocukların ölümleri üzerine çocuklara “din eğitimi uğrunda şehit oldu” mesajı verildi!

Yangından kısa bir süre önce OHAL kapsamında çıkarılan iki yeni Kanun Hükmünde Kararnameyle, 375 dernek kapatıldı. Kapatılan dernekler çoğunlukla; gençlik, çocuk ve kadın çalışmalarını yürüten, çocuk hakları üzerine çalışmalar yapan derneklerdi. Bunlar kapatılmalıydı çünkü bunların yerine, kaynaklarının nereden geldiği bilinmeyen, cemaat okullarına, yurtlarına ve evlerine finans sağlayan dernekler, vakıflar yeterince vardı.

Peki, cemaat yurtları Türkiye’de hangi ara bu kadar çoğalmıştı?

Cemaat yurtlarının tarihsel gelişimi

Türkiye’de kapitalist sistemin gelişimi ve dönüşümü için ihtiyaç duyduğu zeminin hazırlanması amacıyla, 1980 yılından itibaren neoliberal politikaları hızla uygulanmaya başladı. Neoliberal sistemin uygulanması ve devletin de bu dönüşüm sürecine girip manevra kabiliyetini arttırmasında, eğitim sistemi kilit noktalardan biri olmuştur. Özellikle 1980’den sonra, YÖK’ün kurulduğu, İmam Hatiplerin açıldığı, birçok farklı cemaatin köküne gübre atılarak büyütüldüğü, bir döneme girdik.

Erdoğan öncülüğünde AKP iktidarı bu “mirası” devraldı ve muhafazakâr bir toplumsal yapı hedefiyle eğitim sistemini bu cemaatlerin kadrolarıyla doldurdu.

Özellikle 15 Temmuz süreciyle birlikte Gülen Cemaati ile kopan iplerin sonucu olarak, milli eğitimdeki cemaat örgütlenmelerinin boyutlarını daha iyi anlayabildik.

Bunun yanı sıra neoliberal politikalarla, eğitim için ayrılan kamu harcamalarında ciddi kesintiler yapıldı ve okullar özelleştirilmeye açıldı; bilginin alınıp satıldığı, sermaye çıkarlarına uygun müfredatlar düzenlendi; dinsel-şoven-cinsiyetçi bir dizi düzenlemeyle, sorgulamayan, toplumsal rollere uygun, gerici bir nesil yaratmaya çabaladılar.

Sömürünün artmasıyla daha da yoksullaştırılan halk, en temel insani hakkı olan parasız, bilimsel, anadilde eğitim taleplerinden yoksun kaldığı için cemaat yurtlarına muhtaç bırakıldı.

Tüm bunlar; son beş yılda neredeyse iki katına çıkan kadın ve çocuk ihmal, istismar ve tecavüz vakalarının tesadüften ibaret olmadığını açıklamaktadır. Aladağ’da “ahlak bekçiliği” yapıldığı ve yangın çıkışları kilitlendiği için ölen kız çocukları gibi…

Özellikle kadın ve çocukların bedeninde somutlaşan, 14 yıllık AKP iktidarında giderek yoğunlaşan muhafazakâr ve neoliberal politikaların sonuçlarını yaşıyoruz. Bu yüzden, kadın cinayetleri, çocuk ölümleri, tecavüz ve/veya cinsel istismar suçlarının hiç biri tesadüf ve bireysel değil, politiktir.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir