CHP ve beka; gururlu Kılıçdaroğlu, kapsayıcı İmamoğlu – Hasan Durkal

Tek bir somut bütünlüğün –devlet/sermaye geleneğinin-birbirleriyle çelişik bileşenleri olarak CHP ve AKP, tam da bu özelliklerinden ötürü, birbirlerine kökten muhalefet edemezler; kurulu düzeni tehlikeye atacak, hele hele bir halkçı hareketin kazara da olsa önünü açacak her türlü çıkıştan uzak dururlar.

Çünkü onlar özdeştirler ve onların özlerini, kadim devlet geleneği ile modern finans kapitalin birbiriyle kaynaşmış iktidarı oluşturuyor.

Egemen siyasetin doğası ve CHP

Halkçı güçlerin basıncıyla baskılansa da, yine de onların özü, devletin her koşulda bekasını sağlamaya ve sermaye akışının son tahlilde garanti altına alınmasına dayalı bir özdür.

CHP’nin AKP karşısındaki muhalefet acizliğini açıklayabilmek, ancak Türkiye siyasi ikliminin bu içsel doğasının kavranmasıyla mümkün olur. Bu içsel doğa her yüksek konjonktürde nedense bir anda unutuluveriyor ve CHP’nin yıllardır beklenen (ama bir türlü gerçekleşmeyen) “yumruğu masaya vurma eylemi” tarih sahnesine çağrılıyor. Ama o eylem bir türlü gelmiyor. Her eşiğin sonunda ortaya, 19 Mayıs’ta servis edilen fotoğrafta vücut bulan ruh çıkıyor. Tıpkı Yenikapı’da olduğu gibi.

Kılıçdaroğlu: Linçe gururla bakmak

Kılıçdaroğlu, çok kısa bir süre önce bir linç girişiminden şanslı denebilecek şekilde kurtulmuş, linç veya ölümle sonuçlanacak bir saldırıyı deyim yerindeyse ucuz atlatmıştı. Bu organize saldırıdan henüz bir ay geçmişken, 19 Mayıs törenlerinde basına servis edilen “aynı gemideyiz” temalı Samsun fotoğrafında da gururla poz veriyordu Kılıçdaroğlu.

Bu ülkede siyaseti uzaktan yakından takip eden herkes bilir ki, Kılıçdaroğlu o fotoğrafta kendisine karşı provokasyonu örgütleyenlerle aynı karedeydi.

Kılıçdaroğlu’nun o fotoğrafta yer almasının mantığı, Çiller’in o eski meşhur cümlesinden esinlenecek olursak, “devlet için linç yapan da linç yiyen de bu ülke için şereflidir” yaklaşımında gizli.

Onun temsil ettiği siyasal kültürde, bu uğurda ölümle burun buruna gelmek pahasına da olsa temel ilkeden taviz vermek yok. O temel ilke ise, kurulu düzeni yeniden üretmek, hep korumak, hep kollamak.

İmamoğlu’nun yeniliği

Öbür yandan, CHP’nin yükselen yıldızı İmamoğlu ise, kitlelerin özellikle de halkın değişim ve “gün yüzü görme”, beklentilerine karşı, düzenin yumuşak/sevecen yanını temsil ederek, parlak üslubu, soğukkanlılığı, kucaklayıcılığı, “efendiliği” ile oldukça fazla prim yapıyor. Hemen belirtelim ki söz aralarına, seçim gecesinden beri “biz devlet kültürünü iyi biliriz” laflarını da sıkıştırmayı ihmal etmiyor.

Evet, bir yenilik var, ama bu yeni, aslında yine giriş kısmında değinilen aynı somut bütünlük içerisinde, aynı devlet geleneği sınırlarında bir yenilik. Düzenin yıpranan kurumlarını, hırpalanan parçalarını onarmaya ve toplum, liberal değerlerin daha baskın olduğu bir Atatürkçü zeminde bir araya getirilmeye çalışılıyor. Yeni Atatürkçülük, ister Millet, ister Devlet ittifaklarında olsun, görünen o ki kabul görmüş bir zemin.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*