CHP’de kopuş momenti – Meral Çınar

Baskın seçim telaşı, Erdoğan’ı alelacele seçim tarihi açıklamaya iten koşullar ve korkular, muhalefetin önce afallayıp sonra biraz da panikle seçimleri aynı hızla kabul etmesi, kendimizi yine bir anda seçim çalışmaları içerisinde bulmamız…

Doğal döngülerimiz o kadar çok doğal olmayan ritimlere dönüştürüldü ki, toplumsal ruh halimiz, siyasetin içerisinde bulunduğu gergin, hızlı, irrasyonal, sert ya da laçka koşullarla paralel bir düzlemde akıyor.

Siyasetin değişen parametreleri, bu karmaşanın içerisinde “ne olup bittiğini” anlamaya ve değerlendirmeye çalışan bizler için de oldukça riskli ve dengesiz bir ortam doğruruyor. Anlamak biraz da nasıl devam edeceğini bilmekle ilgili değil midir, ve bu yüzden oldukça önemli…

Böylesi kritik monemtlerde farkında olarak veya olmayarak, dikkatsizce ya da panik halinde yüklenilen anlamlar ve yapılan değerlendirmeler, toplumun ruh halini olumsuz etkiliyor ve ciddi bir umutsuzluk salınımı yaratıyor. Korku ve panik ortamının yarattığı sis perdesini aralamak için Gezi Direnişinde açığa çıkan, neşeli, cesur, pozitif ve üstün aklı kullanmak gerekiyor.

Neyseki, seçim tarihi açıklanır açıklanmaz oluşan o olumsuz havayı dağıtmak için muhalefetin yapamadığını Erdoğan yaptı ve muhalefetin eline önemli bir kozu bizzat verdi. TAMAM artık SIKILDIK diyen milyonlarca insan “baskın seçim” havasını bir anda dağıtıp rüzgarın yönünü değiştirebildi. Bu tonda devam eden bir ezginin dinleyicide bırakacağı etkiyi tahmin edebilirsiniz.

Meclis önemini koruyor

İki ay herhangi bir seçime hazırlanmak için bile çok kısa bir süreyken, “Başkanlık Rejimi” doğrultusunda yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri için yok denecek kadar az bir süreydi. Sürenin yarısı da; kurulacak ittifak görüşmeleri, mutfaklarda dönen adaylık isimlerinin netleşmesi ve Cumhurbaşkanı adaylarına kitlendiğimiz için gözden kaçırdığımız –önemsemediğimiz- milletvekili listelerinin belirlenmesi devam ederken bitti.

Başkanlık Rejimiyle meclisin ekarte edilmesi arzulanıp, yeni rejimin “Tek Adamlığa” hizmet etmesi bekleniyor. Fakat zannedilenin ve arzulananın aksine meclis denklemi hala önemini koruyor. Seçilebilecek yerden gösterilen millletvekili adaylarının toplumun farklı kesimlerini (inanç, kültür, kimlik, yönelim açısından) kapsayabilecek geniş bir yelpazede olması oldukça önemliydi. Ve elbette işçi sınıfı siyasetinin temsilcilerinin mecliste olması da bir o kadar önemli. Bu konuda listelerde CHP’nin sınıfta kaldığını, HDP’nin ise 7 Haziran’da yapılan seçimlerden çok daha fazla sosyalist milletvekili adayını listelere aldığını söyleyebiliriz.

Sonuçta ne seçimler ne de başkanın kim olacağı, seçim sonrasının önemini azaltmayacak, uzun soluklu bir eylem hattı ve mücadele perspektifiyle hareket edilmesi gerektiğini değiştirmeyecektir. Sandığı önemseyen ama onu da aşan bir pratiği -seçimlerden sonra yaşanacak olumlu veya olumsuz süreçte- en çok göğüslemesi gerekenler yine sosyalistler olacağı için meclisteki temsiliyet düzeyi de önemini korumaktadır.

Listeler ve anlattıkları

22 Mayıs’ta seçime giren her parti seçim listelerini açıkladı. Elbette hepsi bir çok yönden zayıf listeler. Gençlerin, kadınların, farklı cinsel kimlik ve yönelimlerin, inançların ve “ötekilerin” temsiliyetinin gerçek anlamda yer aldığı tek liste -kendi içerisindeki çokca eksikle birlikte- HDP’ye ait.

CHP ise ne yazıkki beklendiği/beklenmediği gibi “orta yaşlı Türk erkek” sınırlarının ötesine geçemedi.

Fakat söz konusu CHP tabanı düşünüldüğünde şaşırtıcı bir liste ile karşılaştığımızı itiraf etmeliyiz.

CHP’de listeler yayınlanır yayınlanmaz ufak bir kıyamet koptu diyebiliriz. Herkes yazdı, çizdi… “Şu eksik bu fazla” dendi durdu. Listelere bakılıp, sanki soldaymış gibi merkez sağa kayıldığı da söylendi, Cumhurbaşkanı adayı İnce’nin dışlandığı da, solun tasfiyesi de konuşuldu. Kılıçdaroğlu’nun diktatörlüğü de… Nitekim bunların hepsi de CHP’yi içten saran ve dıştan zorlayan gerilimlerin listeye yansımış hali. Herhangi biri için yanlış demek doğru olmaz.

Barış Yarkadaş, İlhan Cihaner, Eren Erdem, Şenal Sarıhan, Necati Yılmaz, Zeynep Altıok, Musa Çam, Tur Yıldız Biçer, Fikri Sağlar, Gaye Usluer, Haluk Pekşen, Melda Onur gibi sola yakın duran ve demokratik ve halkçı bir kliği CHP içerisinde ayakta tutan ekip listelerde yerini alamadı. Yapılan ön seçimlerin dikkate alınmadığı, Kılıçdaroğlu’nun kendi inisiyatifini antidemokratik bir biçimde dayattığı, parti kulislerinde konuşulduğu gibi listelerde de açığa çıkıyor.

CHP adaylarının ancak yüzde 22,8’i kadınlardan oluşuyor; 137 kadın ve 463 erkek… Kadınlar sadece altı ilde birinci sıradan aday gösterildi. Partiyi ayakta tutan en güçlü dinamiğin kadınlar olduğu düşünülünce pozitif ayrımcılık bir yana, ciddi bir haksızlığın boy gösterdiği, tercihlerin bilinçlice erkekleri ön plana çıkaran bir yönde yapıldığı görünüyor.

Saadet ve İyi Parti ile yapılan ittifakının alevileri temsilen bulunan az sayıdaki milletvekilinin de liste dışı kalmasına giden yolun taşlarını döşeyeceği belliydi. Alevi partisi olarak da bilinen, alevilerin çoğunlukla desteklediği CHP’nin bu hamlesi, sünnileşen toplumsal yapıda öteki inançların yerinin neresi olduğunu/olacağını açıkça gösteriyor.

Evet Millet ittifakı açıkça, yeni rejimin toplumsal yapısının belirleyici unsuru olan “Sunni Erkek” hegemonyasını devam ettirmeye aday… Siz ona artık Sunni Erkek İttifakı da diyebilirsiniz.

Kurguyu andıran gerçekler

CHP için her daim tekrarlanan, tarihsel konumunu bir kez daha dillendirmekte fayda var.

CHP’nin adı gibi halktan önce, bir devlet partisi olduğunu; en önemli vazifesinin devletin bekasını gözetmek ve müdafaa etmek olduğunu; muhalefet partisi olma iddiasının ara sıra içerideki halkçı insiyatifin öne çıkmasıyla kazanıldığını ama asla ilerlemesine müsaade edilmediğini; her kritik momentte deneyimleyerek öğreniyoruz.

Bu sefer de perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. Listelerden önce, ittifak süreçlerinde yaşanan gelişmelerle ve belirli sermaye çevrelerinin yaptığı açıklamalarla daha da belirginleşen şey; Erdoğan’ın kurduğu ama bir denge kazandırıp kalıcılaştıramadığı yeni rejimin restorasyon sürecine CHP, Millet ittifakının “ana aktörü” rolünde aday olmuştu.

Esasen listeler bunun çok açık ve tutarlı bir sonucu, yansımasıydı. CHP bu süreci “Adalet Yürüyüşü” nün açığa çıkardı potansiyeli de arkasına alarak bir demokrasi cephesi kurup, halkçı ve demokratik bir zemini, restorasyon sürecine ve bu sürecin diğer aktörlerine dayatarak inşa etmekten imtina etti. Üstelik, parti içerisinde buna karşı çıkacak, çubuğu demokrasiden ve özgürlükçü halkçı bir çizgiden yana bükecek çok fazla ismi de tasfiye ederek yeni süreci garanti altına almak istedi.

Evet, bir restorasyon hamlesi görünür biçimde kendini var ediyor. Anlaşılan o ki, CHP’nin öncülüğünü yaptığı Millet İttifakı, – Erdoğan’ı ve onun sınırlarını aşarak dayattığı güç odaklarını geriletecek ve kendisinin “bin bir emekle” kurduğu fakat yönetemediği – yeni rejimin kalıcılaşmasına dönük restorasyon hamlesinin temsilcisi olmaya aday olabilecek. Uzunca bir süredir Erdoğan’ın karşısında böylesine güçlü pozisyonlar kazananan bir muhalefet oluşamamış, bu da Erdoğan’ın sahada özgürce top çevirebilmesini sağlamıştı. Şimdi, restorasyon sürecinin ana bileşenleri karşılıklı hamlelerinde oldukça tedbirli ve dikkatli olacakları kritik bir ayın içerisine giriyorlar.

Onlar, bir ipte iki cambaz oynayadursunlar, yürümek için başka ipler, başka yollar arayanların içerisinde bulunduğu gerçekliğe bir göz atalım.

Alternatifi arayanlar

CHP nerede duracağını, neye aday olduğunu ve bundan sonraki sürecini açıkça ifade eden bir milletvekili listesiyle mecliste yerini alacak gibi… Başkanlığı da alırsa ne ala! Peki listelerden olduğu gibi zamanla partiden de tasfiye olması muhtemel olan, CHP’nin içerisinde zaman zaman öne çıkan ya da geri çekilen demokratik-halkçı isimler ne yapacak?

Yıllardır heyula misali bir görünüp bir kayboldukları gibi geriye itilen konumlarını koruyan pragmatik bir duruş mu sergileyecekler? Belki de merkezin sağında kalan yeni CHP’de restorasyon sürecinin bir parçası olmak isteyebilirler.

Yoksa son dönemlerde olduğu gibi görünür, yeni konumlarını koruyan ve sürekli genişletmeye çalışan bir biçimde; demokratik unsurları öne çıkarıp parti içerisindeki pozisyonlarını güçlendirmeye mi çalışacaklar?

Ve yahut CHP kantarın topuzunu sağa doğru her kaydırdığında konuşulduğu gibi bir kopuş süreci başlatıp yeni bir parti sinyali mi verilecek?

Bir seçenek de biz önerelim o halde…

Kopuş dinamikleri her zamankinden daha aktifken, neden “değişim” bu kadar korkutur? Yeni olan sulara doğru yelken açarken elbette her zaman bir belirsizlik olacaktır. Fakat istenirse bu belirsizlikler aynı hızla heyecanlı, neşeli, bir serüvenin parçası haline gelebilir.

CHP içerisindeki bu isimler de aynı şekilde, toplumsal devrimci dinamiklerin hareketlerinin hızla yaygınlaştığı ve belirginleştiği bu dönemde, toplumun özellikle 16 yıldır karartılmaya çalışılan bütün özlemlerini kapsayabilecek ortak bir zemine doğru kopuşabilir.

Halihazırda gelişen bu zemin sistemin içinden gelen restorasyon sürecine karşı demokratik halkçı bir seçeneği öne çıkarabilir. Hatta daha da ileriye götürerek Demokratik Cumhuriyet hedefine ulaştırabilir.

Bunlar hayal kokan temenniler gibi mi görünüyor?

Evet, güncel siyasetin rasyonel sınırları içerisinde dolanırken, gerçeğin dayanabileceği sınırları görebiliyoruz. Ama bu sınırların devrimci, kendi içerisinde tutarlı ve gerçekçi bir iyimserlikle genişletilebileceğini de unutmayalım.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir