Cizre Tanıklıkları… Cizre: Biraz Gazze, Biraz Kobane – Tamer Doğan

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

11-13 Eylül tarihlerinde Cizre ile dayanışmak, yaşanan tahribatı ve mevcut durumu gözlemlemek/raporlamak için Cizre’de bulunan hukukçulardan Tamer Doğan Cizre tanıklıklarını aktardı.

 

Kobane’ye neden gittiysek aynı saikle hareket ettik Cizre’ye giderken de… Mahallesi kuşatılmış, kendilerini yönetmek isteyen, mahallesini, ailesini, evini aslında yaşam alanını savunan insanların yanında olmak istedik. Hem onlara moral olmak, yalnız olmadıklarını hissettirmek hem de yaşanan zulmü duyurmayı amaçladık.

Ve serüvenciler düştü yollara…

11 Eylül sabahı bizleri engellemek için bildiği bütün yolları deneyen özel harekatçılara kararlı olduğumuzu saatlerce kırdan, bayırdan susuz yürüyerek gösterdik. Engelleme gerekçeleri ise her zamanki devlet klasiği: “Bizlerin can güvenliği.”

Günlerdir devletin bütün zor aygıtları karşısında direnen bir halk karşısında bizimki devede kulak bile sayılmazdı, o yüzden de tereddüt etmedik yürürken. Ve derken 11 Eylül sabahı 07:00’da yasağın kalkacağı haberi duyuldu.

Ne olmuştu?

Sokağa çıkma yasağı ilan edilene kadar Cizre’de herhangi bir gerginlik yok aslında…

4 Eylül akşamı saat 19.40’ta sokağa çıkma yasağı anons edildikten yaklaşık 20 dakika sonra çatışma başlıyor… Yüz binin epey üzerinde insanın yaşadığı bir ilçede insanların evlerine girmeleri ne kadar sürer bilemeyiz ancak 20 dakika olmadığı bir gerçek. Bu durum bile devletin katletme arzusunu görmemiz için yeterli bir neden aslında.

100’den fazla yaralının olduğu, toplam 23 insanın on beşinin kurşunla öldürüldüğü ve önemli bir kısmının keskin nişancılar tarafından vurulduğu katliamın hemen ardından girdik Cizre’ye.

Dakikalar evvel kafasından vurulmuştu çöpten ekmek toplayan 75 yaşındaki Mehmet Erdoğan. Sokaklarda tespitler henüz başlamışken 12 yaşındaki Yusuf Şık patlamamış bomba atar mermisiyle oynadığı için ağır yaralanmıştı.

Nelere tanık olduk?

Sokaklarda kan ve çöp karışımı kesif bir koku vardı. Nur Mahallesi’ne girdiğimizde gözümüze çarpan ilk husus kurşun izi olmayan evin bulunmayışıydı. Bütün duvarlarda bomba veya otomatik silahlarla açılmış delikler bizlere katliamın boyutunu gösteriyordu. 23 kişi katledilmişti 9 günde ancak aklımızın alamayacağı bir katliam denenmişti Devlet tarafından.

Cizre’de ilk olarak çok daha büyük bir katliamın planlandığı ve halk tarafından engellendiği görülüyor. Söz konusu katliam yalnızca özsavunma ile değil yılların “Cizre Tecrübesi” ile atlatılmış. Tıpkı Kobane’deki gibi odalar ve evler arasında geçiş için açılmış delikler bunun önemli bir göstergesi.

Özellikle su depoları, elektrik trafoları ve klimaların hedef alındığı ilk dikkatimizi çeken nokta oldu. Tanıkların beyanına göre çocukların kanalizasyondan veya süs havuzundan su içtiği, yiyecek bir şeyin kalmadığını öğrendik. Nur Mahallesi’ne şebeke su hattının pek çok yerden patlatılarak mahallenin susuz bırakıldığını, erzakların olduğu kilerin yakıldığını tespit ettik.

Birçok evin bahçe duvarı zırhlı araç tarafından yıkılmıştı. Sokaklarda, evlerin içinde ve bahçelerde halen patlamamış bombalar duruyordu. Yatak odalarında duvarlar kurşun ve bombalardan kaynaklı deliklerle doluydu.

Nur Mahallesi’nin Hüda-Par’lıların yoğunlukta olduğu bir bölümde tek bir kurşun izine dahi rastlamadık.

Yaralıların hastaneye götürülmelerinin engellenmesi, kan kaybından ölenlerin yanı sıra 70 civarı diyaliz hastasının, hamile kadınların ve kalp hastalarının dahi hastaneye gidişine izin verilmediğini tespit ettik. Bununla yetinmeyen Özel Harekatçılar hastanedeki doktor ve çalışanları ölümle tehdit ederek tedavi etmelerini engellemişti. Biz gittiğimizde hastane halen polis işgali altındaydı.

Cizre’de 92 yılında görevli olan timde askerler ve kişilerin operasyondan, sokağa çıkma yasağından iki gün önce gelerek çevre okullara yerleştirildiği beyan edildi. Özel harekatçı polislerin bir kısmının uzun sakallıolduğu, Arapça konuştuğu, Arapça anons yaptığı halk tarafından anlatıldı. Anonslar genelde tehdit ve küfür içerikli: “Hepinizi yok edeceğiz, hepiniz Ermeni dölüsünüz!” gibi.

Naçizane uyarılarımız

Sokaklarda yürürken sürekli uyarılar yapılıyordu çünkü tıpkı DAİŞ’in Kobane’den çekilirken yaptığı gibi tuzaklar kurulmuş olduğu düşüncesi hakimdi. Yumuşak toprak, kum veyahut şüpheli zeminlere basmak çok tehlikeli idi.

Günlerdir toplanamayan çöpler, ölen hayvanların fazlalığı ve durgun su birikintileri salgın hastalık açısından çok uygun bir ortam yaratıyordu.

Neden Cizre?

Cizre aslında Şırnak’ın giriş kısmı olduğu için Cizre’yi hapsettiğiniz zaman bütün Şırnak ekonomisini vurmuş oluyorsunuz. İpek Yolu da buradan geçiyor, Silopi Yolu da. Haliyle bir ilçe kuşatılmış gibi görülse de Bölge ekonomisi hedeflenmiş söz konusu yasakla beraber.

Şunu belirtmek gerekir ki; devlet Cizre’yi yalnızca katletmek değil komple ezmek ve yok etmek istemiş. Belli ki Cizre’de başarılı olunursa Kürdistan’ın tamamında buldozer misali dümdüz devam edecekti. Ancak gördük ki “Saray’daki hesaplar Cizre Çarşısı’na uymamış…”

Gözlemler ve sonuçlar

Özellikle Cudi, Yasef ve Nur Mahalleleri’nin yapısı barikat savaşı açısından muazzam öneme sahip. Örneğin İdil’in sokakları çok geniş ve birbirine paralel olduğu için zırhlı araçların girmesi ve hareket kabiliyeti açısından önemli. 9 günlük katliamın çok ama çok daha büyük bir vehametle sonuçlanmamasının bir nedeni de o dar sokaklar olabilir.

Bir diğer gözlemimiz de 13 Eylül akşamı tekrar sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi hakkında.

Bunun çeşitli sebepleri vardı. En önemli sebebi “insansızlaştırma” gibi görünüyor. Bir buçuk günlük bir ara verilerek Cizre’lilerin göç etmesinin önü açıldı. Ancak ufak istisnalar dışında çok da hesaplanan olmadı, Cizre insansızlaşmadı, yurdunu terketmedi.

Bir diğer sebep ise, bekletilen cenazelerin defnedilmesi idi. Gerek uluslararası kamuoyu gerekse de sosyal medya açısından dondurucuda bekletilen ölüler en nihayetinde devletin elini zayıflatıyordu.

Bütün bunlara rağmen Cizre halkı yaralarını sarmaya ve yıkılan mahallelerini komünal bir tarzda inşa etmeye devam ediyor.

Halkın gözlerinde ister istemez gözyaşı ve keder var ancak genel olarak muazzam bir öfke hakim. Bahsettiğimiz öfke bütünüyle devlete ve halk artık nüfus cüzdanının işlevsiz olduğu kanaatinde, bir kopuşma duygusu yaşıyor.

Cizre halkında Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik havuz medyasında yazılıp çizilenler şöyle dursun, en ufak bir sitem dahi bulunmuyor. Aksine, halklaşan bir hareketin iradesi Cizre’nin tabiatına yansımış.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir