Çocukların istekleri neden mi hiç bitmez? – Hatice Göz

all images are licensed to LXR for a period of 5 years from the shoot dateall images are licensed to LXR for a period of 5 years from the shoot date

Farklı dönemlerde olduğu gibi kapitalist dönemde de çocuk algısı değişti. Kapitalizm kendi döneminin çocuğunu yarattı/yaratıyor. Ve bu çağla birlikte çocukluk farklı bir kategoriye evirilmiş durumda. Yetişkinlerden keskin sınırlarla ayrılmış, apayrı bir kategori.

Neo-liberal dönemle çocuk, sermaye için, önceki dönemlerden farklı olarak sadece ucuz işgücü olmaktan çıkmış; bir pazar alanı haline gelmiştir.

Evet, Ortaçağ’dan ya da sonraki yakın süreçlerden farklı olarak çocuklar, bu yüzyılda pek çok hak kazandılar. Ancak, kapitalizmin kıskacında bir tüketim objesi olmaktan da kurtulamadılar.

Neo-liberalizm, yaşamın her alanına olduğu gibi çocuklara da böyle yaklaşacaktı elbette. Bunun tersini düşünmek saf bir hümanizm olur. Ne “saflıkları” ne de “korunmasızlıkları” onları kapitalizmin pençesinden kurtaramazdı.

Böyle olmasa, o devasa çocuk piyasası nasıl oluşur, nasıl bu kadar çeşitlenir ve en çok kazandıranlardan olurdu ki?

Yaratılan çocuk algısı gereğince, toplumun en küçük parçaları, masum, savunmasız ve kesinlikle “her şeyin en iyisi”ni hak eden canlılardan oluşan bir pazar. Şekillendirilmeye, kullanılmaya ve denetlenmeye uygun bir kesim.

Çağın çocukları

Tüketim merkezlerinin başında aile kurumu geliyor. Harcamalar garanti altına alınıyor, ihtiyaçlar uzayıp gidiyor bu kurumla birlikte. Ailenin merkezinde ise çocuk yer alıyor. Bir çocuk dünyaya geldikten sonra her şey onun merkezinde, onun ihtiyaçları ve geleceği üzerinden hesaplanıp planlanıyor.

Kapitalizmin krizi, kentleşme, neo-liberal saldırılar, krizle birlikte derinleşen toplumsal çürüme, baskıların sonucunda yayılan korku iklimi ve katlanarak artan şiddet… Bunların ortasında giderek daha çok eve kapatılan-koruma isteğiyle-, kendisi gibi çocuklarla yan yana gelebilecek çok az ortam bulabilen; doğalında dört duvar arasında büyümeye çalışan çocuklar. Ve onları evde “zapt etmeye çalışan” ebeveynler.

Çağımızın çocuklarının televizyon ya da tablet başından ayrılmayışı, sürekli sıkılıp hiç tatmin olmayışları… Bunlar başka bir yazının konusu olacak kadar derinlikli ve tartışmalı konular. Bu yazıda daha çok tam da bu ortamda kapitalizmin çocuğa bakışına değineceğiz. Çocukluğun da aslında gayet siyasal bir mevzu olduğuna ve kapitalizmin, elleriyle yarattığı bu çocuklardan nasıl kar elde ettiğine.

Tüketim toplumu ve çocuklar

Kapitalizmin durduğu yerden bakınca bu durum ağız sulandırıcı olsa gerek. Zira bütün gün çizgi film kanallarından reklam verebiliyor, hiç durmadan tablet satabiliyor, sitelerden tonla para kazanabiliyor, oyuncaklar dünyasıyla sınırsız bir alanı kullanıyor; çocuğun doğumundan yaş gününe, okulundan cinsiyetine kadar bütün zaman dilimlerini kar alanına çeviriyor. Yakın bir örnek: Baby Shower.

Kapitalizm çocukların var olan merakını, cesaretini, dikkat ve yaratıcılığını, sahip olma isteğini kullanır ve hatta bunu sürekli kamçılar. Tüketim toplumunun içerisindeki bu küçük varlıklar birer tüketim çılgınına dönüştürülürler.

Her gördüğünü isteyen, alındıktan kısa süre sonra sıkılan ve yenisine yönelen, arzuları asla dinmeyen çocuklar…

Sistem aynı zamanda bunu normal olan olarak da zihinlerimize yerleştirmek için çalışır. Ebeveynlerin merkezinde duran çocuklar üzerinden kendi çıkarlarını süzer. Reklamlar hep aynı mesajı verir: Çocuğunuz için en iyi olan bu, onu mutlu etmek için bunu alın, bu oyuncak olmadan bir çocuk düşünülemez, yeni nesil bunlarla büyümeli…

Özellikle işçi sınıfı ve orta sınıf, “çocuklar için” tüketmeye mecbur kalan ya da alamadığı için zorlanan kesim. Sürekli çalışan, çocukla vakit geçiremediği için “alarak” onu mutlu etmeye çalışan yoksul aileler.  Kendi çocukluğunda sahip olamadıklarını çocuklarına almak için çalışıp duran ebeveynler profili. “Biz göremedik onlar hiçbir şeyden eksik kalmasın” düşüncesi. Yakından bakınca bunların çocuğun iyiliğine değil de kapitalizmin çıkarına hizmet ettiğini anlayabiliyoruz.

Biz yetişkinler tüketim toplumuna bu kadar adapte olmuşken çocukları sürekli istemekle suçlayamayız değil mi? Ya da bizler bu nesneler dünyasında doymazken; çocuklara hiç tatmin olmuyorlar diye kızamayız. Biz bile bu alışveriş dünyasında almadan, istemeden yapamazken çocuklara ne diyebiliriz ki?

Çocukların isteklerine başka yerden bakmak

Kapitalizm yarattığı çocukları, aynı zamanda geleceğin tüketicileri olarak tasarlıyor.  Hem şu anın hem de geleceğin tüketicileri. Şimdiden tüketmeye, tükettikçe mutlu ve var olmaya alışan çocuklar…

Buralardan bakıp sorgulamakta fayda var. Çocukların istekleri gerçekten bitmez mi? İsteyen onlar mı yoksa şirketler mi? Şekillendirilmeye müsait canlılar olarak çocukların sistemin elindeki yeri değişebilir mi? Biz bu konuda ne yapabiliriz?

Buradan bakınca belki çocuklarla kurduğumuz “nesne” ilişkisini yeniden düşünür ve kendimizin de sistemden etkilendiğimizi unutmadan; tüketmeden de mutlu olabilen, üreten, arayan ve böylece mutlu olan çocuklar görebiliriz.

Çocuklar varlıklarıyla, geleceğe ve değişebilir olmaya olan inancımızı tazelerler. Bu yüzden kıymetlidirler. Mümkün olan başka geleceğin insanları, şimdinin içinde büyüyor; unutmayalım!

Leave a comment

Your email address will not be published.


*