Çoklu Kırılganlıktan, Ekonomik Çöküşe – Volkan YARAŞIR

Share on Facebook11Tweet about this on Twitter

2017 KRİTİK İLK ÇEYREK VE KRİZ

Türkiye ekonomisi son derece yıkıcı bir kriz sarmalı içine giriyor. Ekonominin tüm parametreleri negatif seyrediyor. Kırılganlığın çöküşe evrildiği bir konjonktürün içindeyiz. Özellikle yılın ilk üç ayı ya da birinci çeyreği kritik bir moment olacak.

Bu yorum ve olası negatif gelişmeler bir çok uluslararası finans kurumu ve finans kapitalin sözcüleri tarafından da dile getirilmeye başlandı.

KRİZ KAPIDA

Türkiye 2017 yılına, ekonomide yavaşlama hatta küçülmeyle (Commerzbank gerçek küçülmeyi yüzde 4,5 olarak açıkladı) girdi. Enflasyon ise yükseliş trendinde. Benzer gelişme işsizlik sorununda da yaşanıyor. Yüksek cari açığı, dış borç izliyor. Doların hızla artması, Türk lirasını küresel düzeyde en kırılgan ya da spekülasyona en açık para konumuna getirdi.

Ekonominin dış kaynağa yapısal bağımlılığı, FED’in 2016 yılının sonunda faizleri yükseltme kararı alması ve 2017 yılında da faiz yükseltme tavrının süreceği yönündeki beklentiler, küresel düzeyde likiditede yaşanan daralma ve sermayenin periferiden çekilerek, metropole yönelmesi Türkiye ekonomisini yıkıcı bir anaforun içine sokuyor. Yaklaşan ve her an patlaması muhtemel krizin, Türkiye tarihinin en büyük krizi olarak tanımlanan 2001 krizinden daha sarsıcı olacağı varolan kriz dinamiklerinden anlaşılıyor.

Türkiye’nin dış borcu 421 milyar dolar. Özel sektörün net borcu ise 200 milyar doların üzerine çıktı. Borcu çevirme oranı ise yüzde 160 oranına yükseldi. Yaşanan döviz şokları bir yandan dış borcun, öte yandan bu borcu çevirme oranının artmasına yol açıyor.

Süreç kontrolsüz bir noktaya evriliyor. Bu durum sanayi ve hizmet sektöründe dalgasal iflaslarla başlayan, şiddetli bir kriz ve çöküşün yaşanması demektir.

Cari açık petrol fiyatlarında yaşanan düşüşe rağmen 35 milyar dolar civarında. Ve borç tutarı GSYH’nın yüzde 5’ni oluşturuyor. Bu oran kritik eşik sayılabilir. Ayrıca OPEC’in yeni politikaları (petrol üretiminin kısılması noktasında uzlaşmaya varılmasıyla) 2017’de petrol fiyatlarının yükselmesine yol açacak. Bu durum cari açık ve enflasyonun yükselmesi anlamına geliyor.

Dış kaynağa dayalı, borçlanma esaslı (hem bireysel, hem de kurumsal ölçekte borçla finansa edilen) ve tüketimi besleyen ekonomik büyüme modeli artık tıkanma noktasına geldi. Büyüme hızı eylül ayında 1,8 ile resesyon alanına girdi. Yılın dördüncü çeyreğinde ise durum daha vahimleşti.

KRİZ ANAFORUNA DOĞRU

Artık Türkiye ekonomisinin geleneksel riskleri her anlamda kırmızı alarm veriyor. Ekonomik kriz aynı zamanda politik bir krizin içinde biçimleniyor ve her an patlayacak bir enerji biriktiriyor.

Döviz şokları en önemli kriz emarelerinden biri olarak dikkat çekiyor. Dövizin kontrolsüz yükselişi sürüyor. Döviz şoklarının hızla döviz krizine dönüşmesi yüksek bir olasılık. FED’in 2017’de faizleri artırma yönündeki eğilimi ve sermaye hareketlerine bağlı olarak yaşanacak küresel likidite sıkıntısı bu olasılığı besliyor. Doların 3500 TL’ye ulaşması kritik eşiğin

geçildiğini gösteriyor. Yeni eşik 3750 TL. Ayrıca 2016 yılı Eylül ayından sonra yaşanan hızlı sermaye çıkışları tehlikeyi yakınlaştırıyor. Yeni telafi mekanizmaları oluşturulmazsa dış kaynak sorunu ekonominin dönmesini engelleyeceği gibi borç çevrimini de kırabilir.

Türkiye’nin 1 yıllık bir kesitte ödemesi gereken borç miktarı 165 milyar dolar. Buna yıllık cari açıkta eklenince borç miktarı yaklaşık 200 milyar dolara ulaşıyor. Yani 2017 yılında Türkiye’nin yüksek oranda finans kaynağı bulması kaçınılmaz bir zorunluluk. Sermaye girişlerindeki yavaşlama, hatta kaçışların başlaması sorunu içinden çıkılmaz noktaya götürebilir. Unutulmasın sermaye kaçışları kriz ortamının somut yansımalarından biridir.

KÖRFEZ SERMAYESİ İMDADA YETİŞİR Mİ?

Kriz anaforundan çıkış yalnızca yeni kaynak akımlarıyla olanaklı olabilir. 2008 ve 2009’da yaşandığı gibi… 2008 ve 2009’da yüksek oranda kayıt dışı para Türkiye’ye girse de ( yaklaşık 12 milyar dolar) krizin etkileri sarsıcı oldu.

Körfez sermayesi bu noktada önem taşıyor. Ne var ki Suudi Arabistan’ın içine girdiği kriz, böylesi bir sermaye akımını engelleyebilir. Ayrıca Katar ve Suudi Arabistan’ın Batı’yla angajmanı (Türkiye’nin son dönemde Rusya ile girdiği ilişkilerin etkisiyle) kaynak için telafi mekanizmalarını bloke edebilir.

OHAL’in devamı, kaotik ortamın sürmesi, küresel finans çevrelerinin Türkiye’yi siyasal istikrarsızlık alanı olarak görmeleri, artan politik riskler ve izlenen bölge politikalarından dolayı oluşan jeopolitik riskler, Türkiye ekonomisini sarsıcı ve yıkıcı bir krizin içine sürüklüyor.

Yılın ilk çeyreği, kırılmaları ve çöküşleri beraberinde getirebilir. Aynı zamanda ilk çeyrek 2017 yılının salt ekonomik değil, politik gelişimini belirleyecek gelişmelere gebe olabilir. OHAL’in uzatılmasının yanında Anayasa tartışmaları, referandum süreci, Türkiye’nin giderek iki emperyalist kutbun“savaş” alanına dönüşmesi, 2017 yılını yakın tarihin en kritik yılı haline dönüştürebilir.

DÖVİZ “İSTİKRARLI” YÜKSELİŞİNİ SÜRDÜRECEK

Döviz kurunda bozulma ve doların kontrolsüz bir şekilde artması ekonomik dengelerin alt üst olduğunu ve Türkiye’nin hızla yıkıcı bir kriz içine girdiğini gösteriyor.

2003 sonrası ucuz ve bol dövize dayalı, tüketimin körüklendiği sanal büyüme modelinin artık sonuna gelindi. ABD Merkez Bankası FED’in parasal genişleme politikalarına son vermesi, sıcak para akımlarının yön değiştirmesi ve FED’in faiz artırma kararı doların yükselişini beraberinde getirdi.

Bu dönemde (içinde Türkiye’nin de bulunduğu) tüm gelişmekte olan piyasalardan ani sermaye çıkışları yaşanmaya başlandı.

Dolar kısa bir sürede 3500 TL eşiğini geçti. İç ve dış faktörler dolardaki yükselişin süreceğini işaretliyor. FED’in 2017 yılında faiz artırımları devam edecek. Sıcak paranın güvenli piyasalara yönelimi sürüyor.

Türkiye’nin siyasal istikrarı, jeopolitik tercihleri ve ekonomisinin çoklu kırılganlığı sıcak para için risk faktörü olarak görülüyor. Küresel likidite yaşanan daralma ve yaşanan sermaye çıkışları 2017’de döviz kurlarında senkronize şokların yaşanmasını kaçınılmaz kılıyor.

Doların yeni eşiği artık 3750 TL’dir. Nisan ayına kadar doların bu noktaya ulaşması şaşırtıcı olmayacaktır.

Bu eşik aynı zamanda kriz eşiğidir. Referandum süreci ve FED’in 2017’deki ilk faiz artırımı son derece önemli tarihlerdir.

KÜRESEL KRİZ SÜRÜYOR

Kapitalizmin yapısal krizi bir dizi iç fazdan geçerek sürüyor. Kriz, metropollerde ve gelişmekte olan ülkelerde farklı biçim ve derinliklerde kendini dışa vuruyor.

Küresel ekonomi ve ticaret ciddi bir durgunluk içinde. Dünya ekonomisin büyüme hızında düşüş devam ediyor. Göçmen krizi, gelir dağılımındaki olağanüstü bozulma, küresel jeopolitiğin nabzının attığı Suriye ve Irak’ta süren iç savaş, işsizlik oranında yükseliş küresel ekonomiyi sarsıyor ve krizin derinleşmesi ve yayılmasını işaret ediyor.

ABD 2007-2008’de krizin odak coğrafyasıydı. 2016 yılında, 2014’ten beri gösterdiği performansını yeniledi ve artırdı. IMF raporuna göre 2017 yılında, ABD ekonomisi önemli bir toparlanma yaşayacak. Büyüme oranının yüzde 2,7 olması bekleniyor.

AB’DE RESESYON, JAPONYA’DA EKONOMİK DARALMA

Avrupa Birliği’ndeki ekonomik göstergeler olumlu bir tablo çizmiyor. Brexit ve Yunanistan’daki “sürekli kriz” durumu belirsizlik halini artırıyor. 2016’da ekonomik büyüme yüzde 1,5 oranında kaldı. Bu veri Avrupa’nın yaşadığı “uzun durgunluğu” işaret ediyor. Ayrıca göç krizi ve başta İtalya hatta Almanya’yı saran bankacılık krizi ciddi riskleri beraberinde getirebilir. Ayrıca Almanya ciddi cari denge sorunu yaşıyor. 2017’nin kıtada (Almanya, Fransa, Hollanda’da) seçim yılı olması ve sağ popülist, neo-faşist partilerin yükseliş trendi siyasal polarizasyonun önünü açabilir.

Japonya’da ise ekonomik daralma sürüyor. Japonya da cari dengesizlik içinde. Ülkede ihracatta yavaşlamayla, ekonomide düşük büyüme bir arada yaşanıyor. Bu durum yeni bir krizi tetikleyebilir.

KRİZİN YENİ FAZI

Çin dünyanın en borçlu ülkelerinden birine dönüştü. Çin’in toplam borcu 25 trilyon dolara ulaştı. Çin’in yüksek oranda büyümesinin ve dünyanın ikinci büyük ekonomisine dönüşmesinin ardında bu borçlanma hızı var.

2016 yılında mali sermayenin periferinden çıkıp, metropole dönmesi sonucu gelişmekte olan piyasalardan 735 milyar dolar çekildi. Bu rakamın 550 milyar dolara yakın kısmı Çin merkezli gerçekleşti. Çin’de ekonomik büyüme yavaşladı. Ülkede, küresel etkileri şiddetli olacak yeni finans ve emlak balonu oluşuyor.

Gelişmekte olan piyasalarda ise durum hiç iç açıcı değil. Son olarak ABD Merkez Bankası FED’in aldığı faiz artırma kararı buna örnek. Karar Türkiye dahil, Brezilya ve Güney Afrika’da döviz şokları yarattı. Ekonomik kırılganlıkları artan bu ülkeler, kapitalizmin yapısal krizinin yeni merkezi olarak öne çıkıyor. Bu durum yapısal krizin yeni bir fazını işaretliyor. 2017 yılında bu ülkelerde ekonomik çöküşler yaşanabilir.

Share on Facebook11Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir