Çoklu kriz girdabında 2019’dan 2020’ye – Murat Çakır

Dünyanın muhtelif coğrafyalarında yükselen toplumsal mücadeleler ve farklı ülkelerdeki egemen sınıflar arasındaki çelişkilerin derinleşmesi, Fransa Başkanı Macron gibi siyasetçilerin “NATO’nun beyin ölümü” benzeri söylemleriyle birleşince, kimi çevreler “eski düzenin sonu geliyor” hissiyatına kapılabiliyorlar.

Yüzeysel bakıldığında böylesi bir hissiyata kapılanlara hak vermek gerekiyor.

İsyanlar yılı

2019 yılı sahiden de dünya çapında yayılan isyan dalgalarına sahne oldu.

Fransa’da yıl sonuna doğru kitlesel greve dönüşen “Sarı Yelekliler” hareketinden, Hong Kong’daki isyana; Şili’de ordunun, bastırmak için harekete geçmek zorunda kaldığı neoliberalizm karşıtı gösteriler ile Bolivya’da gerici darbeye direnen yerli halkların eylemlerinden, Ekvador’da yakıt fiyatı zamlarına karşı gelişen protesto gösterilerine; Katalonya’daki bağımsızlık hareketi ile Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde ırkçı-faşist partilere karşı sokaklara çıkan kitlelerden, Cezayir, Irak, İran, Lübnan ve Sudan’daki başkaldırılara ve nihayetinde okul boykotları olarak başlayıp kitleselleşen genç iklim hareketinden, uluslararası düzeyde ivme kazanan ve dinamiğini artıran kadın hareketine bakarak, 2019’un bir isyanlar yılı olduğu iddia edilebilir.

Ancak dünya çapında çalışma ve yaşam koşullarının kötüleştirilmesine, adaletsizliğe, işsizlik ve sefalete, baskı ve katliamlara karşı birbirlerine benzeşen isyan ve başkaldırı hareketlerinden söz etmek doğru olmakla birlikte, aralarında ciddi niteliksel farklar olduğunu da tespit etmek zorundayız.

Örneğin: Hong Kong’daki isyanın ne neoliberalizm ve kapitalist sömürü karşıtı, ne de dayanışmacı ve kurtuluşçu bir “başkaldırı”. Hong Kong’daki isyan, verili mülkiyet ilişkilerini ve imtiyazları korumaya yönelik antikomünist bir karşı çıkıştır ve bu nitelikleriyle özgürlükçü değil, gerici bir isyandır.

Değişen dünyanın değişmeyen gerçekleri

Dünyanın dört bir yanında biriken öfkenin, başkaldırı ve isyanları tetikleyerek aşağıdan direncin basıncını artırması, “eski düzen”e karşı yıkıcı ve kurucu olması gereken örgütlü mücadele umudunu büyütmektedir.

Ne var ki bu doğrular ezilen ve sömürülen toplumsal sınıf ve katmanların kurtuluşunun kendiliğinden olmayacağı, egemenlerin sınıf tahakkümlerini korumak için her yolu deneyecekleri ve Marx’ın deyimiyle “yarım kalan devrimin peşinden her zaman tam karşı-devrimin geldiği” gerçeğini değiştirmiyor.

Çünkü başta ABD ve AB olmak üzere, emperyalist güçler ezilen ve sömürülen sınıflara karşı derin bir sınıfsal nefret beslemeye ve neoliberal uygulamalara devam ediyorlar.

Geride bıraktığımız yılda tanık olduğumuz gelişmeler, emperyalist güçlerin bu nefret ve ısrardan vazgeçmediklerini gösteriyor.

Bunu, egemenlerin krize verdikleri yanıtta görebiliriz: Toplumsal hoşnutsuzluğun ırkçı-faşist hareketlere ve iç gericiliğe kanalize edilerek dizginlenmesi, karşı-devrim şiddetinin süreklileştirilmesi, otokratik yönetimlerin teşvik edilmesi, burjuva demokrasilerinin içinin boşaltılması, etnik-dinsel çatışmalarınve müdahale savaşlarının körüklenmesi.

Gene de – ki bu da değişen dünyamızın değişmeyen gerçeğidir-tüm olumsuzlukların, hatta şairin deyişiyle, “… ipin, kurşunun rağmına” umudu yitirmek için bir neden yok.

Çünkü hâlâ yıkılası “eski düzen” kendi mezar kazıcılarını yaratmaya devam ediyor – mezar kazıcıları her ne kadar kendi güçlerinin farkında olmasa da. Çünkü isyan dalgaları dünya çapında hâlâ devam ediyor, yayılıyor.

Bunları öğrenebileceğimiz günü 2020’de görebilme dileğiyle…

Leave a comment

Your email address will not be published.


*