Çürümeye karşı “Hirak” – Halit Zeki

Demonstrators stage a protest against President Abdelaziz Bouteflika's bid for a fifth term, in Marseille, France.

“Hirak” diye bilinen Cezayir’deki protesto hareketi, 16 Şubat günü ilk yıldönümünü kutladı. Bu vesileyle Kherrata şehrinde büyük bir eylem gerçekleştirildi. Bundan tam bir yıl o zamanki Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika beşinci görev süresi için adaylığını ilan ettikten sonra ilk eylemler burada gerçekleştirilmişti.

Bir senedir süren protestolara rağmen Cezayir toplumu bir türlü krizden kurtulamıyor. Demokratik bir yenilenme sürecine nasıl başlanacağı henüz belirsiz, çünkü Cezayir’de yaşanan kriz -tıpkı bütün bölgedeki krizler gibi- yeni bir anayasayla, yeni seçimlerle veya siyasi sınıfların yeniden yapılanmasıyla çözülecek türden bir kriz değil.

Siyasi bir çürüme süreci

Fransız sömürgeciliğine karşı yürütülen ulusal bağımsızlık mücadelesi (1954-62) sonucuyla ortaya çıkan siyasi temsiliyet aparatı, uzun zamandır artık halkın sosyal ve siyasi ihtiyaçlarını karşılamıyor. Ayrıca, sadece petrol ve doğalgaz kaynaklarının sömürülmesinden ibaret olan ekonomik birikim rejimi de uzun zamandır büyüme sınırlarına vardı. Yani söz konusu derin bir siyasi krizin ve önü kapalı bir ekonomik gelişmenin kompleks birlikteliğidir. İkisi de demokratik bir yenilenme sürecini bloke ediyor.

90’lı yıllarda yaşanan iç savaşın sonunda ortaya çıkan siyasi sistemin temelinde Ulusal Kurtuluş Cephesi ve Demokratik Ulusal Birlik güçleri arasında kurulan ittifak bulunmaktadır. Bu sistem meşruiyetini ve gücünü artık tamamen yitirmiş durumda.

1962’de Fransız sömürgesinden kurtuluşu sağlamalarına rağmen, yaşlılardan ibaret olan siyasi sınıflar genç nesiller tarafından artık tanınmıyor. Bu bağlamda “Sistem çöksün!” sloganı sadece sembolik bir anlam taşımıyor. Bu slogan, çürümüş siyasi sınıfların yeni nesillerin ihtiyaçlarını karşılayamadığı için tasfiye edilmesini ve demokratik bir yenilenme sürecini gerekli olduğunu ifade ediyor.

Askeriye de çürüyor

Ulusal bağımsızlıktan beri devlet aparatlarının omurgası olan askeriye de buna dahildir. Geçen sene patlak veren gösterilerden dolayı nüfuzlu komutanlar siyasi temsilcileri kenara itip iktidarı doğrudan ellerine almaya karar verdiler. Bu komutanlar, bir yandan yeni seçimler gibi kısmen demokratik açılımlar öbür yandan gözaltılar ve yoğun polis ablukası gibi zor gücü aracıyla durumu kontrol altında tutmaya çalıştılar. Amaçları ise radikal değişimleri önleyerek siyasi ve ekonomik iktidarlarını muhafaza etmekti.

Sonuç olarak 12 Aralık 2019’da yeni Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun’un seçilmesiyle beraber değişen bir şey yok. Tam tersine seçimdeki düşük katılım oranı (yüzde 40) ve süren protestolar asıl sorunun daha derinlerde yattığının altını çizdi.

Halkın umudu “Hirak”

2014’ten beri düşen petrol fiyatları ve siyasi sınıflarının iktisadi miyopluğundan dolayı Cezayir’in ekonomisi son dönemde derin bir krizin içerisine düştü. Temel parametrelere baktığımızda bu açığa çıkıyor: 2019’da dış ticaret açığı 6,1 milyar dolar (2018: 4,5 milyar); ihracat 2018’de 41,8 milyar dolar iken, 2019’da 35,8 milyara düşmesi devletin finans kaynaklarının yüzde 15 düşmesi anlamına geliyor.

Ekonomik gelişmenin tıkalı olması işsizliğe dair verilerde de kendisini ifade ediyor. 2019’da resmi olarak işsizlik oranı yüzde 11,4. Yani 1,5 milyon insan işsiz idi. En yoğun işsizliği kadınlar (yüzde 20,4) ve gençler (26,9) yaşıyor. İşsizlerin yüzde 60’ı uzun süredir işsiz olanlardır.

Rejim “değişmiyor”

Bu rejim, mevcut birikim modelinin dışında bir model hayal etme güçlerinin olmadığını kaya gazı tartışmaları kapsamında tekrardan gösterdi. Ocak aynı sonunda yeni Cumhurbaşkanı Tebbun, Sonatrach petrol şirketiyle beraber şunu ifade etti: “Herkes şunu bilsin: Kaya gazı bize yüce Allah tarafından verilmiştir. Bundan neden faydalanmayalım? Bu herkesin işine yarayacaktır.” Ayrıca Kaya gazının ekolojik yıkıma yol açması nedeniyle beş sene önce kitle protestolar gerçekleşmişti.

Tebbun’un ekonomik olarak eski siyasetçilerden hiçbir farkı yok. Programı kısa vadeli kâr maksimizasyonu ve spekülatif sermayenin güçlenmesinden ibaret. Güvenli işyerleri veya çevrenin korunmasını hedefleyen uzun vadeli yatırımlar ve ekonominin çeşitlendirilmesi de bu programda söz konusu değil. Bu sorunlar çözülmediği müddetçe de protestolar azalmayacaktır.

Bu arada Tebbun, çeşitli devletleri ziyaret ederek sokakların reddettiği iktidarını uluslararası alanda meşrulaştırmaya çalışıyor. Rejimin böylece istikrarını bir yandan doğal kaynakları bol olan bir ülkede yeni yatırımları oluşturarak, öbür yandan ise birçok krizler yaşanan Akdeniz bölgesindeki ittifaklarını koruyarak gerçekleştirmeyi hedefliyor.

Protestoların gücü

Bir senedir süren protestolar bu çelişkileri açığa çıkardı. Yoğun baskılara rağmen hareketin güçlü olmasını sağlayan şeyler şunlardır: Barışçıl kalması ve ısrarlı olması, mevcut siyasi çerçevede hiçbir çözümü kabul etmemesi, kendisini “yeni” olarak göstermeye çalışan eski unsurları reddetmesi ve radikal ve demokratik bir sürecin içerisinden geçilmesi gerektiğini savunmasıdır. Ancak bu şekilde bütün toplumu kapsayan bir değişim süreci mümkün olabilir.

Bugüne kadar kamuoyunda hiçbir siyasi örgütün öne çıkmaması genelde hareketin zaafı olarak algılanıyor. Fakat bu aynı zamanda hareketin gücüdür. Çünkü hareket, çürüyen bir siyasi alana yatırım yapmayı reddederken aynı zamanda gelecekteki kurucu meclisi hazırlayan taban örgütlenmesi yapıyor ve toplumsal değişimin asıl umudunu oluşturuyor.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*