Devlet içi krizin yükselişi ve şiddet – Hasan Durkal

Özellikle devlet içi krizin derinleşmesiyle beraber, devlet içerisindeki klikler arasında oluşan açı farkı, beraberinde uçlar arasındaki gerilimi yükseltmeye başladı. Bilindik burjuva düzen içi muhalefetin sınırlarını aşan bu gerilim, klikler arasındaki kavganın sözel şiddetten fiziksel şiddete dönüşmesine yol açtı.

Bir türlü nihayete eremeyen devlet krizi, devreye paramiliter oluşumları, mafyaları, çeteleri sokmuşa benziyor. Yerel yönetimlerin el değiştirmesiyle birlikte bu oluşumların da daha fazla hareket halinde oldukları anlaşılıyor. Görüldüğü kadarıyla devletin derinliklerinde göründüğünden daha sert rüzgârlar esmekte.

Üst üste yaşanan şiddet olayları bunu kanıtlar nitelikte.

Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırının gösterdiği

Kılıçdaroğlu’na Nisan ayında Ankara’daki bir asker cenazesinde yapılan saldırı devlet içi güçlerin birbirleri ile hesaplaşmalarının güçlü bir yansıması ve tepeden tırnağa örgütlenmiş devlet-çete işbirliğinin en bariz örneği idi. Hatırlanacağı gibi bu organize saldırı bizzat iktidar güçlerince sahiplenilmiş, saldırıyı gerçekleştirenler hakkında herhangi bir cezai işlem uygulanmamıştı. Üstelik saldırıyı gerçekleştiren figürlere medyada epik methiyelerle yer verilmiş, “dosta düşmana” saldırının kimler tarafından organize edildiği ilan edilmişti.

Kılıçdaroğlu da kedisine yönelik mesajı almış, saldırıdan bir ay sonra 19 Mayıs törenlerinde Samsun’da verilen o meşhur “Bir aradayız” fotoğrafındaki yerini almıştı.

Bu tek başına cereyan eden bağımsız bir olay değildi. Öncesinde de sonrasında da benzer irili ufaklı birçok saldırı olayına tanık olduk. Aslında bu hesaplaşma biçimi yeni keşfedilen bir şey değil, ülke tarihinde benzer birçok olaydan da bahsetmek mümkün. Bülent Ecevit’e, Turgut Özal’a, Mesut Yılmaz’a da benzer saldırı veya suikast girişimlerinde bulunulmuştu.

Devlet içindeki çatlaklar

Ancak bugünkü saldırıları diğerlerinden ayıran devletin içerisindeki çatlaklardır. Devlet içerisinde nasıl bir gidiş yolunun benimseneceğine ve devlet içerisindeki pozisyonların kimler tarafından paylaşılacağına dair uzun süredir devam eden kriz, devletin “kendi öz çocuklarının” birbirlerine şiddet uygulamasının önünü açtı.

Katıldığı bir TV programında TSK mensubu generaller için “O hizaya gelmeyen omzu çatal bıçak seti apoletli generalleriniz var ya, hepsi Erdoğan’ın arkasında saf tutuyor. Oynaya oynaya eşek gibi saf tutacaklar” sözlerini sarf eden Yeni Akit Gazetesi haber müdürü Murat Alan kısa bir süre sonra evinin önünde sopalı ve bıçaklı saldırıya uğradı.

Murat Alan ifadesinde saldırganlardan birinin kendisine “Senin siyasi iradenin de hakkından geleceğiz” dediğini aktarmıştı. Bu sözler saldırının mahiyetini gözler önüne seriyor. Anlaşılan dışarıda birlik ve beraberlik pozu kesen TSK mensupları ile AKP’liler, içten içe birbirlerine karşı nefretlerini sürdürüyorlar.

İyi parti gerilimi ve şiddet

Bilindik çizgisinden kopuşarak, ülkücülüğü küresel ve yerel sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden yorumlayan ve bu noktada MHP’den ayrılan neoülkücü İyi Parti’nin üye ve yöneticileri, bu kopuşla beraber birçok kez fiziksel saldırıya uğradılar.

Yeniçağ gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ da, İyi Parti çizgisine topladığı odaktan rahatsız olan birtakım “güçlerce” evinin önünde saldırıya uğramıştı.

Bu olayın hemen ardından İyi Parti İstanbul İl Kurucu Üyesi Metin Bozkurt Beylikdüzü’nde 8 kişilik bir gurubun saldırısına uğradı.

Paylaşılamayan iktidar alanları

Hesaplaşma devletin kontrolündeki korporatist sendikalarda da yaşanıyor. Kamu Sen’e bağlı Türk Büro-Sen’in o dönemki genel başkanı Fahrettin Yokuş da 2017 yılında, referandumda hayır oyu vereceğini beyan ettikten ve İyi Parti eğiliminde olduğunu açık ettikten sonra, evinin önünde silahlı saldırıya uğramıştı.

Yine aynı dönemde Türkiye Kamu Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı olan İsmail Koncuk, referandumda “Hayır” oyu kullanacağını söyleyince konfederasyon önünde toplanan bir grup günlerce genel başkanı istifaya çağırmış, Koncuk büyük bir baskı altında kalmıştı.

Mansur Yavaş taraftarlarınca saldırıya uğradıkları iddia edilen Beyaz TV gazetecilerini de hesaba katarsak…

Devlet içerisinde konumlanan çete ve paramiliter unsurların, devlet krizinin derinleşmesi ve çeşitli “sahalarda” egemenlik yarışına girmelerinin birer sonucu olarak şiddet aygıtının bizzat birbirlerine doğrulttuklarını görmekteyiz.

Bu şiddetin dozu şimdilik düşük ve “uyarı” niteliğinde. Ancak kimi kaynaklara göre sayıları 200 bini bulan silahlı ve çeşitli ideolojilere mensup paramiliter gruplar, çeteler ve cihatçı oluşumlar oldukça büyük bir yıkıcı potansiyel taşıyorlar.

Akıllarda iki soru var tabi. Birincisi bu unsurlar şimdilik devlet içi kliklerin birbirleriyle hesaplaşması için kullanılıyorlar ama bir gün silahlarını ve şiddet eylemlerini halk güçlerine karşı kullanmayacaklarının bir garantisi var mı? İkincisi bu grupların her zaman her yerde devlet güçlerinin kontrolüyle hareket edecekleri ve kendilerine bağımsız özerk alanlar inşa etmeyecekleri mi sanılıyor?

Leave a comment

Your email address will not be published.


*