Devletin Krizi ve Dönüşümü – Emrah ARIKUŞU

Share on Facebook9Tweet about this on Twitter

Kurulduğu günden bu yana Türkiye Cumhuriyeti devleti, “güçlü devlet” olma yolunda ilerliyordu. Rejim krizinin ve ekonomik krizin iç içe geçerek oluşturduğu gergin ortamda 15 Temmuz darbesinin basıncı ile sendeledi ve krize girdi. Devlet şimdilerde ayakta kalma çabası içinde yol alıyor. Kendi gücünü aşan hamlelerin oluşturduğu basınç, ipleri gevşetiyor ve krizi derinleştiriyor. Şu an için referandumla kazanmak istediği Başkanlık, krizden çıkışın anahtarı olarak servis ediliyor. Ancak tarihin bu özel döneminde, alt üst oluşların yaşandığı ve yeni dengelerin oluştuğu bu geçiş sürecinde “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”.

Eksen değiştirme çabası gibi gördüğümüz ve sadece güncel politika açısından değer taşıyan Şangay’a yanaşma, AB ‘den uzaklaşma gibi hamleler karşılık bulamadı. Rus büyükelçinin öldürülmesi ile devleti önceki pozisyonundan daha da zor bir konuma sürükledi. Bu gelişme ile ülke, küresel güçlerin oyun ve savaş alanına girdi. Bir yanda Rusya-İran ekseni öte yanda ABD-NATO ekseni. Her ikisiyle de aşık atacağını sanan devlet şimdilik bu politikaların adını “Dinamik denge” koymuş durumda. Bu politika da herhalde daha önce üretilen “değerli yalnızlık” gibi avuntu halini alacak.

Devlet bu hamlelerle içindeki diğer güçlere hareket imkanı kazandırıyor. Ergenekon operasyonlarıyla tıraş edilen Avrasyacılık şimdinin modası haline geliyor. Bu hattı savunan güçler hareket ettiklerinde inisiyatifi ele alabilecek güç kapasitesine ulaşabilirler. Öte yandan Türkiye’nin NATO’nun ikinci büyük ordusu olma gerçekliği ve ABD’nin devlet içindeki tartışılmaz etkisi olası bir ABD müdahalesinin önünü açıyor. Bu müdahalenin alıcıları devlet içinde yerleşik bir vaziyette ve her an tetikteler.

Savaşta ısrar

El Bab hamlesi TC’nin zorlandığı başka bir eksen. Gerek operasyonun maliyeti gerekse de askeri anlamda sonuçsuz kalınması ve asker cenazelerinin artık saklanamayacak boyuta taşınması devletin yerinde saymasına neden oluyor. Darbe ile asabiyeti bozulmuş ordu gerçekliği ekonomik krizin kapıda oluşuyla da birleşince devlet sarsılıyor. IŞİD’le savaşın önünün açılması, örgütün Reina saldırısı ile ülke politikasında güç dengelerini hedeflediğini ortaya koyuyor.

Kürtlerle verilen savaş, krizi tetikleyen bir diğer dinamik. Kürt siyasal hareketinin demokratik yasal zeminde sesinin kesilmeye çalışılması, öte yanda süren savaş devletin klasik çözümsüz tavrını ortaya koyuyor. Beşiktaş ve Kayseri bombaları, F 16 uçağının düşürülmesi sessizliği bir anda bozdu, dengeleri sarstı. Ağar güdümlü Süleyman Soylu savaş politikasında ısrar ettikçe devleti zora sokarak krizin boyutunu arttırıyor.

Çeteleşen Devlet

Devlet doğrultusunu şaşırmış ve ucu görünmez tünele girmiş bulunuyor. Yolunu bulamadıkça da sağa sola çarparak dengesini yitiriyor. Hiçbir çatlak sesin istenmediği baskı ve zora dayalı bir suç örgütüne

dönüşüyor. Belki de devletin yeni karakteri belirli bir doğrultuda ve amaç için hareket etmeyen, kendi hukukuna bile uymayan, soygunun ve talanın mutlak kılındığı, istikrarsız çete gibi hareket eden bir karakterdir. Ama buna kendisi ne kadar dayanacak hep birlikte göreceğiz.

Share on Facebook9Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir