Diktatörün kılıcı kendini vuracak! – Perihan Koca

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Önce, kadrajı AKP/Erdoğan iktidarına fokuslayıp,  Türkiye siyasal atmosferinin yukarıdan genel bir fotoğrafını çekelim…

Dünya ölçeğinde kriz dinamikleri ve konjonktürün de basıncıyla sıkışan AKP/Erdoğan iktidarı, Türkiye’yi dört nala faşizme doğru sürüklüyor. Ve iktidarın her yeni “istikrar” hamlesinde Türkiye yükselen, yeni bir şiddet eşiğine yerleşiyor.

“İçte ve dışta sürekli savaş” parolası ile yasal sınırlar aşılarak uygulanan “istikrarlı” savaş politikaları, bölge sathında tırmandırılıyor. Hareket halinde olan iç savaş dinamikleri, toplumu ayrıştıran/kutuplaştıran çok yönlü hamlelerle alabildiğine perçinleniyor.

Giderek derinleşen siyasal kriz, ekonomik ve hegemonik güç dengelerindeki alt üst oluşlarla harmanlarak içinden çıkılamaz bir sarmala dönüşüyor. Toplumsal belleklerimize, düşünme ve yaşama biçimlerimize nüfuz eden kaotik iklim (Özellikle 10 Ekim takvimi ardına…), saraydaki diktatörün ektiği nobranlık tohumlarıyla tüm yaşam alanlarımıza sızıyor , otoriter-totaliter rejimleri de yetmiyor ve Türkiye hızla faşizm rejimine doğru evriliyor.

Peki, bu devran böyle gider mi?

Diyarbakır ve Suruç ile  başlayan, 10 Ekim’de bir katliam zirvesi halini alarak devam eden bombalı saldırılar, Kürdistan coğrafyasına ve KÖH’e yönelik sürdürülen topyekün savaş, devrimci, demokrat, halkçı, aydın, akademisyen, gazeteci, velhasıl barış isteyen herkese karşı yürütülen saldırgan politikalar, gerçekten Erdoğan’ı can havliyle giriştiği ölüm-kalım savaşından zaferle çıkmaya, elini kolunu sallayarak başkanlık tacına yürümeye götürür mü?

Hele ki, siyasal gündem fevkalade karmaşık ve baş döndürücü bir hızla an an yeniden güncellenirken, Erdoğan’ın planladığı politik ajanda, O’nu tahayyül ettiği Başkanlık rejimine kavuşturur mu?

Herkes bir biçimde farkındadır değil mi, tarihsel sıfatınıın hakkını veren olağanüstü kritik bir süreçten geçiyoruz… Ve takdir edersiniz ki, siyaset de yaşam misali doğrusal işlemiyor, son derece akışkan. Şu son üç beş ayda yaşananlar bile apaçık gösteriyor ki, Türkiye başta AKP/Erdoğan’ın kendi hanesi olmak üzere yepyeni sancılara, çetrefilli yol ayrımlarına, tarihsel kavşaklara gebe.

Velhasıl, Erdoğan’ın politik ajandası da evdeki hesaba uymuyor. Oyun kurucular da oyunun kuralları ve sınırları da alabildiğine değişiyor, dengeler yer değiştiriyor…

AKP’de çatlak derinleşiyor!

Bakınız, son birkaç günde olanlara… “29 Nisan Darbesi(!)”, “Pelikan Dosyası”, dokunulmazlıkların kaldırılması tasarısının kabulü vs. vs. vs… Giderek kızışan meclis coğrafyası… Havada buram buram kriz kokusu…

AKP’deki çatırdamaların boyutları yeni kriz zirveleriyle derinleşiyor. İçerdeki irili/ufaklı depremlerle mevcut fay hatları genişlemeye, sarsıcı bir şekilde kendini hissettirmeye, dışa vurmaya başladı.

Kamuoyunca “29 Nisan darbesi” olarak nitelendirilen, parti teşkilatlarına ilişkin atama yetkisinin Başbakan Davutoğlu’ndan alınarak MKYK’ya devredildiği olağanüstü toplantı ve hemen ardından “Pelikan Dosyası” adıyla 1 Mayıs akşamı, “Fuat Avni” tandanslı nereden geldiği belli olmayan(!) bir blogda yazılanlarla, Erdoğan ve Davutoğlu arasında yaşanan anlaşmazlıklara dair iddiaların sosyal medyadan ortalığa saçılması Erdoğan-Davutoğlu krizini sıçrattı, dünya gündemine oturuverdi.

Sonrası malumunuz. Olağanüstü toplantı silsileleri, zirveler, kulisler…

Derken,  Erdoğan öncülüğünde AKP 22 Mayıs’ta Davutoğlu’nun aday olmayacağı Olağanüstü Kongre’ye gitme kararı aldı.

Erdoğan, Davutoğlu’nu tasfiye etti

Sizin anlayacağınız, Reis(!) Erdoğan, Davutoğlu’nu uğurluyor.

Amma velakin, esas şimdi dikkat! Bizim odaklanacağımız husus, Davutoğlu’nun yerine kim gelecek, yok Pelikan Dosyası’nı kim yazdı/sızdırdı sorularına sıkıştırılan teknik/içi boş tartışmalar ya da oynanan siyasi müsamere değil. Yahut bekleyen, medet uman, panik ve şaşkınlık havasında, olan bitene seyirci kalan bir ahvale kapılmak hiç değil…

Esası görmek, krizle gelen yeni olasılıklara yoğunlaşmak gerek.

Özellikle, çözüm masasının iktidar güçlerince devrildiği günden bugüne, istikrarla izlenen savaş politikaları, AKP’deki iç gerilim eşiğini katladı, çözülme dinamiğini harekete geçirdi. Teşkilat içinde tasfiye rüzgarları esmeye başladı.

Ve şayet Erdem Gül’ün 29 Nisan’ı işaret ederek, “Dışişleri, asker ve MİT’in Davutoğlu’nun arkasında saf tutmaya başladığına ilişkin kaygılar operasyonu hızlandırdı. Sonbaharda beklenen müdahaleler öne çekildi.” sözleriyle yazdıkları, söylentiden öte anlam taşıyorsa o zaman işin rengi değişeceğini vurgulayalım.

O durumda, Davutoğlu bir biçimde “haledilmiş” olsa da, akacak kanın damarda duramaması olasılığını aklımızda tutmalıyız.

Zira, Ordu-sermaye ekseni devrede demektir! Parmakları her yere girebilir, kolları da Erdoğan kadar güçlüdür ve kim bilir belki de daha güçlüdür!

Partide özgül ağırlığı olan Gül-Arınç ekseni etrafında toplanabilecek AKP’de gidişattan rahatsız olanlar, Davutoğlu çatlağı ile doğrudan temas eder, ordu ve sermaye de bu ekseni öne doğru itelerse, Erdoğan’ın başkanlık hayali şöyle dursun, kendisi ve partisinin geleceği de yol haritası  da tehlikeli bir çıkmaza sürükleniverir.

“Issız adam”

Zaten hali hazırda, Erdoğan dört bir yanı “çakallarla” kuşatılmış ada gibi…

Uluslararası arenada, Suud- Katar ittifakından umduğu inisiyatifi kazanamadı, Mısır ile 13. İslam Zirvesi’ne de apaçık yansıdığı üzere ilişkiler oldukça gergin, Suriye politikası zaten iflas etti.

AP, AB ve ABD’den doğru sürekli Erdoğan/AKP’yi eleştiren, uyarı çeken sert raporlar/demeçler geliyor, ABD ile ilişkilerin nasıl gittiğiyse son Erdoğan- Obama ziyaretinde iyice ayyuka çıkmış oldu. Şimdilerde, Ortadoğu dengelerini tümüyle değiştirecek Minbiç-Rakka operasyonu da kapıda, bu da demek oluyor ki, artık IŞİD’den de AKP’ye fayda yok. Ha keza IŞİD çeteleri Kilis’i her gün bombalıyor.

Kasım’da Rus uçağının düşürülmesiyle başlayan Rusya krizinde bir arpa boyu yol alınmış değil. Üstelik uluslararası düzlemde yalnızlaşması ekonomik, askeri ve hegemonik ilişkilerdeki krizi iyice düğümlüyor.

Kürtlerle savaş politikasını sertleştirerek devam ettirse de, orada da “başarı” yok. Ki, Kürt halkının muazzam bir direniş sergilediği ve sürekli KÖH’ün inisiyatif kazandığı bir süreç seyrediyor. Ve üstüne üstlük bahar geliyor!

Erdoğan’ın politik ajandası

Elbette ki, Başkanlık sistemine doğru dümeni can havliyle kıran Erdoğan tüm gücüyle süreci kendi lehine işletmeye, politik ajandasını bu bağlamda takvimlendirmeye çabalayacak…

22 Mayıs Kongresi, dokunulmazlıkların kaldırılması ya da belki yeni bir erken seçim olasılığı… Hepsi Erdoğan’ın programına dahil. Lakin, bu takvim her halükarda gerilim ve çatışma düzeyi yüksek bir takvim olacak.

Zira devlet içi mekanizmalar sürtüşmeye başladı. Tüm güçler sahnede, hareket halinde ve fırsat kolluyor. Böylesine kırılgan bir siyasi zeminde yeni krizlerin yaratacağı gerilim düzeyleri, geri dönüşsüz ve beklenmedik kopuşları beraberinde getirebilir.

Parlamenter sefalete karşı halkın meclisleri

 

Hepimiz düzen içi siyasetin sefaletinin geldiği acz durumuna tanıklık ettik. Erdoğan/AKP’nin HDP’li vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılması ve yeni anayasa teklifiyle başlayan görüşmelerde, 2 Mayıs akşamı AKP’lilerin HDP’li vekilleri hedef gözeterek zorbaca saldırmaları ardına HDP komisyondan çekildi ve AKP’nin arkasına yedeklenen MHP ve CHP’nin 3’lü ittifakıyla söz konusu teklif oy birliğiyle komisyondan geçmiş oldu.

Dokunulmazlıkların kaldırılması meselesini salt HDP’nin “terör” damgası yiyerek meclisten lağvedilmeleri olarak okumamak elzem. HDP’nin siyasal alandan tasfiyesine yönelik bu hukuksuz ve diktatöryan hamle Erdoğan’ın Başkanlık tahtına oturabilmesi için oldukça kritik bir eşik.

Dönülmez akşamın ufkunda sefil 3’lü

Malumunuz, MHP’de kazanlar kaynıyor, partide tasfiye damarı patladı. Zira 7 Haziran sonrası Bahçeli’nin adeta Erdoğan’ın himayesine girmesiyle, MHP, AKP/Erdoğan saflarına doğru çözülmeye başladı. Akşener odağı ve olağanüstü kongre talebi ardına diyebiliriz ki artık MHP dönülmez akşamın ufkunda…

CHP ise sefillikte sınır tanımayarak sürekli çıtayı yükseltiyor, Kılıçdaroğlu öncülüğünde parti dümeni sürekli sağa doğru kırıyor. Ne denir, ikircikli politikaları hususunda taç giydirilmesi gereken CHP, adeta iktidarın velinimeti…

Bilmezler mi ki, anayasaya aykırı demelerine rağmen, yine de AKP-MHP ortaklığına dahil olarak, “evet” oyu verip meşrulaştırdıkları dokunulmazlıkların kaldırılması tasarısı yarın gelip bumerang misali ilk kendilerini vuracak.

Bilmezler mi ki, bu 3’lü ittifakın “evet” dediği husus, alalade bir imzadan ibaret olmayacak, aksine Türkiye siyasi yönetimini baştan ayağa sarsacak, yeni kriz ve kopuş zirvelerini doğuracak önemli bir mana taşıyor.

Şimdi verdikleri o imzanın Türkçe meali, Erdoğan’ın Başkanlığına giden yoldaki taşları temizlemek, Başkanlık rejimine omuz vermek…

Ve daha da ötesinde Kürt sorununda siyasi çözüm arayış ve olanaklarını boğma ve demokratik siyaset kanallarını tıkayarak barışa darbe vurulmasına imza atıyorlar. Türkiye’nin faşizme sürüklenişin yollarını döşüyorlar.

Elbette, sahnede sadece acz içindeki bu 3’lü ittifak yok.

2 Mayıs akşamı oylamadan sonra HDP’li vekillerin meclisteki tavrının siyasi anlamı önemli bir kopuş denemesine ima ediyor.

Siyasete şaşı bakar isek, HDP’nin  tavrını, ilk bakışta akla geldiği biçimiyle, bir Türk-Kürt kopuşması şeklinde okuyabiliriz. Ama, derin bakış, aynı yerde, Anadolu ve Kürdistan coğrafyasının ortak özlemi olan bir Demokratik Cumhuriyet için yola çıkılmış olabileceğini de görecektir.
HDP 2 Mayıs akşamı mecliste sergilediği kopuşçu tarzı tüm dengeleri gözeterek iyi işletebilir ve bu süreçte doğru zamanlama yaparak halk güçlerinin önünü açacak zengin hamlelerle süreci yönetebilirse, bu kopuş Halk Meclisleri’nin üzerinde yükselecek bir Demokratik Cumhuriyet parlamentosunun inşasına kadar gidebilir. Bu meşru, açık ve fiili ülke meclisi, mevcut parlamentonun keyfi sömürü ve baskı politikalarına karşı, halkın savunma ve hamle mekanı olacaktır.

Öte yandan, şayet halkın içinde açık ve meşru yollar üzerinden bağımsız ve fiili bir demokratik cumhuriyet perspektifi ile süreç işletilirse, zaten şimdiden mevcut parlamento içinde yakalanmış olan  %20 ye doğru bir hamle yapma imkanı, daha da yüksek seviyelere sıçrayacaktır.

İşaret fişeği 1 Mayıs’ta çakıldı

Üstelik, 10 Ekim rejimine karşı halkın öfkesi bileniyor, isyan etme eğilimleri güçleniyor.

Gezi isyanında açığa çıkan toplumsal dinamikler, şimdilik geri çekilmiş olsa da, bir biçimde hareket halinde. 1 Mayıs’ta cüretle alanlara çıkan yüz binler bunun somut göstergesi.

Toplumsal-siyasal yaşamı belirleyen kaotik ortama rağmen, emekçiler, işçiler, kadınlar, Aleviler, Kürtler, barış ve özgürlükten yana saf tutan yüz binler 2016 1 Mayıs’ı ile, iktidarın Türkiye’yi faşizme sürükleyişine çomak soktu, direnci ve umudu yeşertti.

Şimdi 1 Mayıs 2016’nın işaret ettiği sorumlulukları doğru okuyup, hamle yapma zamanı. Zira vakit yok!

Faşizmin kolları ahtapot gibi etrafımızı sarmadan, kazanma hedefinden hareketle etme-eyleme günleri içindeyiz. Fetihçi bir ruhla, direnişimizi kuşatmaya ve yeniden inşaya dönüştürmek gerek.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir