“Direnişin Renkleri” a-normallik sınırlarını aşındırıyor! – Melikşah GÖHER

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

 

Tarihsel dönemeçlerin birbirini takip ettiği güncel Türkiye koşulları içerisinde kendini var etmeye çalışan LGBTİ hareketi, temel mücadele alanı olan özne kimliği “Queer” fetişi içerisinde hapsederek gettolaştırmış ve süregelen mücadele alanlarını daraltarak sivil toplumlaşmıştır. Sivil toplumculuk ve “hak arama” kavramları LGBTİ tarihi içerisinde önemli bir zaaf haline gelerek birincil dereceden eşcinselliği kimlik bunalımına iterek soyutlamıştır.

Soyutlanma içerisinde eşcinsellik, tartışılan akademik bir kavramdan öteye geçememiş ve pratikte, sosyal yaşam içerisinde “sempatikleştirilmiştir.” (örn: Bütün eşcinseller neden yakışıklı oluyor? vb.)

Peki neden?

Derin tarih ve analiz tartışmalarının “döne döne” yapıldığı bir toplumsallık içerisinde, tarihi yazılmış ama yazılma-mış gibi yapılan bir hareketin var olduğu dönemden bugüne yani 69’ Stonewall isyanından bugüne 48 yıl geçti.

Süreç içerisinde mayalanan direniş doğalında kendi tarihini yazarken etrafında şekillenen küresel ölçekte politik gerçeklik içerisinde unutulmaya, siyasi perspektifin tesiri ve gücü altında neredeyse sönümlenmeye yüz tutmuştur.

Konjonktürel olarak 68 bağımsız kuşağının başlattığı özne kimlik mücadelesi kabuk değiştirerek sözde modernist ve reformist bir hale bürünmüş ve kimliğin ana politikasından uzaklaştırılmıştır.

Dönem içerisinde çığ gibi büyüyen sermaye hareketi belirli alanlarda LGBTİ mücadelesi içerisinde yeşermeye başlayarak direnişi içeriden çürüterek kimliksizleştirmiştir.

Kimlik pazarını oluşturarak ve eşcinselliği marjinalleştirerek topluma a-normal olarak pazarlamıştır. Bu pazarlama iktidar ile perçinlenerek normal oluşturulmuş tep-tip cinsel yönelim ve cinsiyet kalıpları paketlenerek vitrinlere asılmıştır.

Alıcısının toplumsal erk olduğu dönem içerisinde eşcinsel olmak ölüm, tecavüz ve şiddet üçgeni içerisinde kaderleştirilmiş ve suçlusu ahlaksızlık, dinsizlik ve hastalık bahaneleri olmuştur.

Peki ya şimdi ne yapacağız?

Politik taban, kimliğin varoluş mücadelesindeki temelin inşasına olanak sağlamaktadır.

Kimliğin kendini keşfedip inşa ettiği süreci var eden ve destekleyen kolon, polize kimliğin kendisidir.

Direnişin küllerinden yeniden doğması için LGBTİ tabanındaki tüm kimlikler eski direnişleri tekrar hatırlayarak ve pratiğe geçirerek kabuğunu çatlatıp örgütlenerek yol almalı.

Çelişkinin sistem içerisinde çözülemeyecek olduğu fark edilmeli. Verilmiş sözde hakların direk patriyarkal, heteroseksit ve ataerkil bilinç ile döşendiği unutulmamalıdır. Ve yine Gezi’yi, Stonewall’u ve doksanları unutmadan, halkın ve sınıfın özneliğinden kaynak alarak anti-kapitalist bu alanı özgürleştirerek mücadeleyi taçlandırmak kimliğin doğalında gelişen en meşru zeminidir.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir