“DİSK Genel Kurulu’na düşen görevler” – Kenan Budak

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Sosyalist Vatan Partisi Merkez Komite üyesi ve DİSK İlerici Deri-İş Sendikasının kurucusu Kenan Budak’ın katledilişinin 34. yıldönümünde saygıyla anıyoruz. Kenan Yoldaş Zeytinburnu’nda, daha ilk gençlik yaşlarında, sömürünün en azgın olduğu sanayi kollarından biri olan deride işçi olarak çalışmaya başlar başlamaz devrimci kişiliği de oluşuyordu. Mücadelenin gelişen aşamalarında o ne sadece bir sendikacı olarak kaldı, ne de sendikacılığı bir “meslek” olarak kabul etti. Kenan Yoldaş bulunduğu her alanda öncülük etmeyi bildi. Mahallede en yaşlısından en gencine herkesin sevdiği bir halk önderi, fabrikada ise partili bir işçi önderiydi. Zaten bütün bunlar onun daha 1978’de faşistlerin kurşunlarına hedef olup ölümden dönmesine neden oldu. Ama o yılmadan, faşizmin en azgın günlerinde dahi gerçek sınıf önderliğinin ne olduğunu unutmadı. Ve 12 Eylül’den sonra kimi “sendikacı”lar gibi beylik tabancalarıyla Selimiye’nin önündeki uzun teslimiyet kuyruklarında yer almayı reddettiği için 25 Temmuz 1981’de katledildi.

Kenan Budak 1970’lerin sonunda işçi sınıfının önünün, adı “Devrimci” olan bir sendikada dahi kapatılmaya çalışıldığını görüyordu. İşte 25 Haziran 1980’de yapılan DİSK’in 7. Genel Kurulu’nda kendisi, İlerici Deri-İş’in başkanı olarak, Basın-İş, Nakliyat-İş, Asis, Yeraltı Maden-İş ve Devrimci Sağlık-İş ile birlikte bu düşüncelerini ifade etti. Kongreden sonra da görüşlerini KIVILCIM Gazetesi’nin 28 Temmuz 1980’de yayınlanan 23. sayısında ifade etti. Bu yazısını okuduğunuzda, bugüne denk düşen pek çok nokta bulacaksınız. İşte işçi sınıfı militanlarına bir kılavuz, işçiden kopuk aristokrat sendikacılar zümresine de “göze batırma” olabilmesi için Kenan Yoldaş’ın yazısını aynen yayınlıyoruz.

 

* * *

 

7. DİSK Genel Kurulu’nun çok kritik günlerde toplandığı açıktır. Bu nedenledir ki’ 7. Genel Kurula önemli görevler düşmektedir. Bu görevlerin en genel çerçevesini çizebilmek için ise, içinde bulunduğumuz şartların genel bir değerlendirilmesi kaçınılmazdır.

Finans kapitalin ekonomi politikası gün geçtikçe halkın soygununu hızlandırmaktadır. KİT’lerin özel sektöre devredilip yağmalanmasıyla başlayan “Ekonomiyi kurtarma operasyonu” şimdi faiz hadlerinin serbest bırakılması ve sürekli devalüasyonlarla devam ediyor. Bu politikanın en tabii sonucu ise, işsizliğin ve pahalılığın daha da dayanılmaz hale gelmesi ve orta tabakaların, esnafından, küçük işyerlerine kadar, hızla iflasa sürüklenmesidir.

Finans kapital daha fazla sermaye biriktirip buhrandan sıyrılabilmek için bunları yapmak zorundadır. Elbette ki halkın yoksullaştıkça bu düzene karşı tepkisinin de yükseleceğini çok iyi bilmektedir. O nedenle bu ekonomi politikanın en kaçınılmaz siyasi sonucu: İşçi sınıfı ve halkımızın en meşru örgütlenme, propaganda imkânlarının ortadan kaldırılmasıdır. Devrimci örgütlenmeler ve yayın organları kapatılmıştır ve her gün bir işveren temsilcisi “Sendikalar Denetlensin” diye bağırıyor ve sendikaların mücadelesi her türlü baskıyla kuşatılıp, etkisiz hale getirilmek isteniyor. Finans kapitalin gönlünde yatan işçi sınıfını ve halkı iyice sindirebilmektir. Tarsus ve en son İzmir İnciraltı katliamları egemenlerin gönlünde yatanın açığa vurmasıdır.

İşte bu gidiş karşısında işçi sınıfı ve halkımıza iki yol önerilmektedir. Birisi, CHP’nin başını çektiği teslimiyet tutumudur. CHP yönetim en azgın faşist saldırılara karşı “Adalete sığınmaktadır” Halka dövüşmeyi, mücadele etmeyi değil teslim olmayı örgütlemektedir. Direnmeyi “oyuna gelme” olarak değerlendiren Ecevit, bu tavrıyla halkımızın elini kolunu bağlayarak faşizme yardımcı olmaktadır, ikinci yol ise direnmektir. En meşru haklarımızı sadece kendi gücümüzle koruyabileceğimizin bilincinde olmaktır. Tariş, Gültepe ve en son Çorum direnişleri, Ecevit’in seçtiği yolu yalanlamaktadır. “Oyuna gerinmemiş ama, halk kendi gücü ile neler yapabileceğini görmüş, denemiştir.

Özetle, finans kapital cephesinin karşısına, yaşanan olaylar iki cephe çıkartmıştır. Teslimiyet cephesi, Direniş cephesi. Bu olgular kimsenin kuruntusu değil, olayların inatçı tutumuyla önümüze çıkarttığı çıplak gerçekliklerdir.

İşte DİSK 7. genel kurulunun görevi bu noktada odaklaşmalıdır. DİSK bugüne kadarki tutumuyla çok açıktır ki, teslimiyet cephesinde yer almamıştır. Ama tutarlı bir direnişçi de olmamıştır. İki cephe arasındaki kararsız unsurların içindedir. Bunu söylemekle DİSK’in finans kapital cephesinin haklarımızı gasp etmesine karşı gösterdiği haklı tepkileri görmezlikten geliyor değiliz. Ama yapmamız gereken kendimize daha az övgü, bunun yerine eksiklerimizin hiç acımasızca sergilenmesi ve ortadan kaldırılması olmalıdır.

Tariş direnişinde başta sendikalarımız ve konfederasyonumuz yalpalamıştır. 1 Mayıs hazırlıklarının zayıf olduğunu olaylar göstermiştir.

Bu noktada bir konuya değinmekte yarar var. O da “solun dağınıklığı”dır. Bu dağınıklık meselesini özellikle finans kapital abartıp, bizde moral bozukluğunu arttırmayı amaçlamaktadır. Önce bütün solun bir partide birleşmesi bir hayaldir. Çeşitli sınıf ve tabakalar olduğuna göre bu imkânsızdır. Ama bir cephede birleşmek mümkündür. Elbette bu konuda da somut durumdan öteye bir hayal kuramayız. Eğer bir siyaset şimdi direnişi savunmuyor ve böyle davranıyorsa muhakkak ki, direniş cephesinde bulunmayacaktır. O nedenle şimdi gerçekten direnmeyi savunanlar isteseler de, istemeseler de bir bir saflaşma içine gireceklerdir. Konfederasyonda bu siyasetlerin açık mücadelesi ve kaçınılmaz saflaşmalara girmeleri mücadelenin en tabii sonucudur. Bu durumdan yakınmak çözüm değil, tersine bütün bu gerçekleri bulanıklaştırmak sonucunu doğurur. Ya bu saflaşmaların karakterini kavrayıp davranacağız, ya da ortalıkta gezinip oyalanacağız. Başka yol görünmüyor.

Kongrenin görevleriyle ilglii görüşlerimi, DİSK’in bünyesindeki sendikaların ‘örgütlülüğü hakkındaki bazı gerçeklere değinerek tamamlamak istiyorum. Yani Türkiye’deki olayların DİSK’in önüne koyduğu, Halkın Direniş eğilimi içinde yer alma görevini, sendikalar bu örgütlenmesiyle ne kadar başarabilir? Ne kadar başarabileceğine en somut ve en son örnek 3540 bin işçinin grevleridir. Sendikaların enerjik çabasıyla grevlere diğer halk kesimleri kamuoyu destekçisi olarak kazanılamadığından, grevler sessiz ve sönük gitmektedir. Ve eğer sendikalarımızda reformcu anlayış ve sendikalizm egemenliğini sürdürmeye devam ederse başka bir sonuç beklemek hayal olur, dersem haksızlık etmiş olmam. Artık Türkiye’nin bu şartlarında eski tip, sendikacılığı meslek edinen anlayışlar, işçi sınıfının mücadelesi içinde daha zor tutunabilmektedir. Ve zaten sendikal mücadeleyi basit ücret mücadelesi kısır çemberinde tutmak isteyen sendikalizm olayların zorlamasıyla çatlamakta, çözülmektedir. İşçi sınıfımız, artık Türkiye’nin en temel sorunlarını kavrayıp, bunları çözmek için davranışa hazırlanıyor, işte eğer sendika tabanlarındaki işçiler bu davaya sahip çıkıp, sendikalarda sendikalizmi, reformizmi, yani meslekten sendikacılığı tasfiye etmezsek DİSK elbette ki tutarlı bir direnişçi olamayacak, yakalayacaktır. Bu nedenle 7. genel kurul muhakkak ki, bünyesinden bu rahatsızlığı giderici olmaya yönelmelidir. Diğer yanda bu yolda önemli bir adım olan devrimci bir çekirdek yaratmalıdır. Bugüne kadar bazı sendikalarımızda egemen olan sendikalist anlayışlar ve bunların temsilcisi çeşitli kanatlardan bağımsızca oluşacak böyle bir devrimci çekirdek, şimdi henüz zayıf da olsa bu olayın önemini azaltmayacaktır. Bu genel kurulda, sendikalizmin az çok etkisinden kurtulabilmiş sendikalar ortakça seslerini yükseltebilmelidir. Böyle bir başlangıç sendikalizmin kendi gerçek yüzünü ortaya koymasını çabuklaştıracaktır.

Sonuç olarak 7. Genel Kurul işçi sınıfı ve halkın direniş eğiliminin tutarlı bir savunucusu olmayı önüne görev olarak koymalı ve bünyesinden bir devrimci çekirdek yaratabilmelidir.

 

DİSK 7. Genel Kurulunu terk etmemizin nedenleri:

DİSK 7. Genel Kurulunu neden terk ettiğimizi açıklayabilmek için kısaca kongrenin değerlendirilmesi gereklidir.

Önce şunu belirtmeliyim. Kongreye giderken 7 sendikanın ortak bir açıklaması olmuştur. Bu ortak davranışın anlamı ve amacı şudur. Bizler ortak davranırken gücümüzü, yani kongreyi etkileme imkanımızın çok sınırlı olduğunun bilincindeydik. Fakat esas olarak bu davranışın anlamı DİSK bünyesinde gerçekten işçi sınıfının önündeki görevleri yapmaya talip, deyim yerindeyse bir devrimci çekirdek oluşturmaktı. Şunu iyi biliyoruz, eğer işçi sınıfının önündeki görevleri hakkıyla yapabilir, bu enerjiyi gösterebilirsek bugünkü azlık oluşumuzun zaafları hızla ortadan kalkacaktır. Çünkü Türkiye’de şartlar öyle bir noktada ki oyalayıcı davranışlar çarçabuk kendini ele veriyor. Biz zamanın bizden yana işlediği kanısındayız.

Böyle bir durumdan dolayı bizim bu kongrede yönetime gelmek gibi bir hedefimiz yoktu, elbette ki savunduğumuz ve doğruluğuna inandığımız görüşlerimizi DİSK yönetim kademelerinde hâkim kıldırmak için mücadele edeceğiz. Böyle bir amacımız olmazsa güzel sözler söyleyen gevezeler oluruz. Ama, bizim her ne pahasına yönetimde yer almak gibi bir görüşümüz yoktur. Yönetime gelmek savunduğumuz görüşlerimizden fedakârlık yapmamızı gerektirecekse, böyle bir anlayışma hiçbir zaman yönetime gelmeyeceğiz. Tam tersine görüşlerimizi bir adım geri çekilmeden, uygulayabileceğimizi gördüğümüzde de yönetime talip olmaktan kaçınmayacağız. Fakat bu kongrede pratik adım olarak önümüzde yönetim sorunu yoktu.

İkinci olarak kongredeki temel hedefimiz DİSK’in önündeki devrimci görevleri ortaya koyup bunların kongrede benimsenmesi yönünde mücadele etmekti. Eğer bu görevleri bir cümlede özetlersek: DİSK ‘in Direniş Cephesinde yerini almasıdır. Elbette bunun için bünyesinde uygun örgütlenmeler de yapmalıdır. Hazırladığımız karar tasarıları ile bu görevleri belirlemiştik.

Fakat kongrede neler oldu? Ve bizi kongreyi terk etmeye zorlayan hangi şartlar ortaya çıktı?

Kongrede bizim dışımızda üç büyük kanat vardı, birisi ilerleme, ki 6. Genelkurul öncesi DİSK yönetimindeydi. Diğeri CHP’nin merkez kanadı, ve 7. Genelkurula gelirken yönetimde olan CHP’nin daha radikal bir kanadı diyebileceğimiz A. Baştürk kanadı.

A. Baştürk yönetimi icraatında ] DİSK’in önündeki devrimci görevler açısından kararsız bir tutum izlemiştir. Özellikle CHP’nin halk içinde yaymak istediği teslimiyetçi düşüncelere karşı yeterince tutarlı ve kararlı davranamamıştır. Böyle olmasına rağmen, gerek kongre öncesi DİSK yönetim toplantılarında ve gerekse de kongrede özellikle ilerleme ve CFİP merkez kanadı A. Baştürk yönetimini CHP’ye “katı bir tutum” takınmakla eleştirmişlerdir. CHP ile ilişkilerin daha iyileştirilmesini istemişlerdir. Bunun bizce tek anlamı şuydu: Bu siyasetlerin (ilerleme ve CHP merkez kanadı) DİSK’in bu seviyede bir mücadelesine dahi tahammülleri yoktu onların amacı DİSK’İ CHP’nin çizgisine yani teslimiyet çizgisine sürüklemektir. İşte bizim için hayati önem taşıyan gerçeklik budur.

Netice olarak bütün çekişmeler rağmen bu üç eğilim yürütmede ortak temsil edilmek için uzlaşmaya vardılar. O güne kadar “ilkeli birlik” sözünü dillerinden düşürmeyenler, kongrede sadece yönetim pazarlığı ile yetindiler. Ama bu pazarlığın arkasındaki dile getirilmeyen ilke, DİSK’in CHP çizgisine daha da sürüklenmesidir. Şunu da arada belirtmeliyim, uzlaşmalar şaşırtıcı değildir. Çünkü her üç eğilim de işçi sınıfı içinde maddece ve ruhça işçiden kopuk, aristokratlaşmış sendikacılar zümresine dayanmaktadır. Ve bu sendikaların büyük ve zengin sendikalar olması, buna karşılık devrimci bir zeminde birleşen sendikaların ise küçük sendikalar olması tesadüf değildir. Eğe devrimci bir bilinç taşımıyor, işçi tabanının denetiminden kopuksak, bir sendika, zenginleştikçe yöneticileri • mevcut düzene kaçınılmazca daha fazla adapte olmaktadırlar. Bu nedenlerden dolayı maddi temelleri aynı olan, aristokrat sendika yönetimlerine dayanan bu üç eğilimin uzlaşmaları şaşırtıcı değildir. Hatta bizlerin devrimci tepkisi ve işçi sınıfında gittikçe yükselen devrimci bilinç karşısında bir bakıma da uzlaşmak zorundaydılar.

Bu noktada A. Baştürk kanadı ya kendine yöneltilen CHP’ye karşı “katı bir tutum” takınma eleştirilerine aldırmayacak hiç değilse eski tutumunu sürdürecekti, ya da onların kongredeki pratik gücü karşısında boyun eğecek, uzlaşacaktı. Neticede A. Baştürk uzlaşmayı seçti. Böylece de ilerlemenin ve CHP merkez kadının eleştirilerine ve frenlemelerine boyun eğmiş oluyordu. Bu uzlaşmanın kişilerden öteye siyasi anlamı budur.

işte kongre bir noktaya geldiğinde tamamen işçi sınıfının çıkarlarına karşı olan, bu uzlaşma pazarlıkları haline dönüştü, işçi sınıfının mücadele alanlarına yaraşır açıklık ve özgür davranma imkanları ortadan kalktı. Hemen her şey perde arkası pazarlıkların kongreye dikte ettirilmesine, hem de tartışmasız oldu bittilerle kabul ettirilmesine dönüştü. Olayların altındaki hiçbir siyasi gerçekliğin açıklanma imkanı yaratılmadan, sadece Abdullah Baştürk tarafından gösterilen isimlerin oylanmasına dönüştü. Ve en önemlisi kongrenin önündeki en zorunlu görev olan DİSK’in işçi sınıfının direnişi ile ilgili tutumunun karara bağlanması, yani önündeki devrimci görevlerin kongrede tartışılıp karara bağlanması, bu uzlaşma pazarlıkları içinde tamamen engellenir bir hale geldi yani yönetim pazarlıkları, DİSK kongresinin önündeki devrimci görevleri belirlemekten alıkoyar hale geldi. Ve işin en kötü yanı da böyle bir durumda kongre çoğunluğunun hiç de rahatsız olmamasıdır. Dolayısıyla biz ler varılan bu noktayı işçi sınıfına ve halkımıza duyurmak ve bu çarpıklığı protesto etmekle karşı karşıya kaldık. Bunun ise yürütme pazarlıkları arenasına dönüşmüş ve açık döğüş imkânlarının böyle bir uzlaşmayla ortadan kaldırıldığı kongrede yapılması mümkün değildi. O nedenle bilinçlice bu pazarlık arenasını terk ederek hem bu olayı işçi sınıfımıza duyurmalıydık, hem de hiçbir şekilde böyle pazarlıklarda taraf olmadığımızı anlatmak ve protesto etmek zorundaydık. Öyle yaptık.

Kongreyi terk etmemiz, mücadeleyi terk etmek değil, tam tersine, kongre kulislerinde boğulmaya çalışılan mücadelemizi açığa vurmak ve daha da yükseltmek amacını taşımaktadır.

Bilinmesini isteriz ki, bizim genel kurulu anlattığım nedenlerle terk etmemiz DİSK’İ, DİSK yapma uğraşımızın ilk adımıdır. Bundan sonra her şey oluşan bu çekirdeğin tutarlı davranabilmesine bağlıdır.

7 Temmuz 1980

DİSK Deri-İş Sendikası Genel Başkanı

KENAN BUDAK

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir