Doğa için hayır! – Doğanın Çocukları

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

 

 

Doğal yaşamın zenginliği gün geçtikçe daralıyor, canlı çeşitliliği azalıyor, doğal alanlar tahrip ediliyor, hava, toprak ve su git gide daha büyük bir çöplüğe dönüşüyor. iİklimsel olaylarda büyük düzensizlikler ortaya çıkıyor. Bütün bu felaketler insanların ekonomik faaliyetlerinin sonucunda ortaya çıkıyor.

Bütün bu yaşananlar gösteriyor ki küresel çapta bir “gezegen kurtarma girişimi” hemen şimdi başlamalıdır. Kapitalist üretim sistemi durdurulmalı, doğal alanların işgali derhal sonlandırılmalı, kirlilik yaratan faaliyetler son bulmalıdır.

Bunu gerçekleştirmek elbette ki zor ve küresel çapta bir çaba gerektirmekte. Bu çaba ütopik değildir ve var olan gerçeklikten yola çıkılarak gerçeklik kazanabilir.

Referanduma giderken

Ülkemizde bu gerçeklik, kapitalizmin ilk ortaya çıktığından beri devam eden yağma politikalarını katlayarak sürdüren sermaye iktidarının (AKP’nin) geriletilmesinden başlar.

AKP iktidarı boyunca, Cerattepe’nin doğal güzelliklerinin yağmalanması, Karadeniz’in eşsiz doğasının şirketlere rant uğruna sunulması, Yeşil Yol, HES gibi projelerle talan edilmesi, Anadolu’nun birçok bölgesinin madenler ve projelerle kirletilmesi, ülkenin her yerine çılgınca kurulmakta olan termik santraller, İstanbul’un doğal kalmış birkaç yerinin de köprü ve çılgın projelerle katledilmesi gibi çok yönlü saldırılar yaşadık/yaşıyoruz.

Bu saldırlar gücünü işlevsizleştirilmiş (ve zaten öncesinde çok da işlevli olmayan) yargı organlarından, teknokrasiyi iyice kurumsallaştıran yürütme aygıtlarından ve OHAL döneminde bir yasama biçim haline gelen KHK’lerden aldı.

Başkanlık ve doğa

Başkanlık sisteminin ön provası olan OHAL uygulamaları gösteriyor ki olası bir başkanlık sistemi Türkiye’deki doğal alanlar ve canlı çeşitliliği üzerinde büyük bir tehdit. Yargı kurumunun büyük oranda işlevsiz olduğu bir ortamdan, tamamen işlevsizleştiği bir ortama geçişin doğa mücadelesi için ne anlama geldiğini kestirmek zor değil.

ÇED süreçlerinden elde edilen küçük kazanımlarımız olmuştu. Bu kazanımlar elbette ki yağmayı yavaşlatmaktan başka bir işe yaramadı. Şimdi başkanlık sistemi ile bu “küçük pürüzler” giderilmek isteniyor.

Diktatörlük anayasası yalnızca toplum için değil, aynı zamanda doğa için de bir baskı aracıdır. Başkanlığa verilmek istenen KHK yetkisi ile yerel halka zaten sorulmadan yapılan tüm projeler büyük bir hız kazanacak.

Başka bir denetimin zorunluluğu

Kâr ve yayılma saplantısı yüzünden, üretimi ve dolayısıyla doğal kaynakların tüketimini arttırmak zorunda kalan sermaye hareketi, bu yönelimini başkanlık sisteminde de, mevcut parlamenter sistemde de pekâlâ yapabiliyor.

Doğal varlıkların, yaşam alanlarının denetimine ve korunmasına yönelik hâlihazırda büyük bir boşluk var. Ufkumuz başkanlık sistemini püskürtmenin de ötesine geçmeli.

Başkanlığı geriletmek önemli bir hedef. Ancak onun ötesinde hedefler zorunludur. Varlıkların ve doğal alanların halk inisiyatiflerinin denetimine, doğanın çıkarlarını gözeten ekoloji meclislerinin kontrolüne bırakmak zorunludur. Sermaye saldırıları ancak bu şekilde geriletilir.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir