Don Kişot İşgal Evi’nden Müge Değirmenci ve Eser İnan Arslan ile söyleşi – Kader Ortakaya

Toplumsal Özgürlük Gazetesi

Yel değirmeninde işgal süreci nasıl gelişti? Mekan olarak bu binanın özelliği nedir, mahallelinin tepkisi nasıl oldu?

Tamamen, ihtiyaç ve kamusal alan sıkıntısı. Aslında Gezi parkı da, bir kamusal alan sıkıntısıydı. Kış yaklaşıyordu ve forumlar için kapalı alan gerekiyordu, bir işgal fikri ortaya atıldı.

Sonra, imar araştırmasına başladık. Neresi olacağına karar verilince, içeriye girildi ve temizlik başladı. Çok keyifli bir süreçti, hiç agresif değildi.

Bildiğimiz gecekondu fikrinden bağımsız olarak kamusal alan mantığında, Türkiye zaten işgal evi fikrine pek açık değil. Aslında biz de bilmiyorduk.

Mahalleli karşı durmadı, ama destek de olmadı. Amsterdam’dan gelen bir şan okulu, 40 kişiyle bir etkinlik yaptı, tam da o gün şikayet var diye, polis bir baskın yaptı.

Evde ideolojik bir söylem çıkmayınca şaşırdılar, tabi hiçbir şey yapamadılar ama mahalleyi terörize etmeye çalıştılar. Bütün mahalle polis arabalarıyla doldu, sonrasında mahalleli de destek vermeye başladı.

Biz etkinlikler yaparken, temizlik yaparken teyzeler börek, çörek, çay getirdiler. Ve bir süre sonra mahalleli, mahalleliyi, dışarıdan gelenleri tanışmaya başladı. Çünkü işgal evi, mahalleyi aşıyor.

İşgal haktır, herhangi bir karar ya da yasa üzerinden yürüyen bir şey değildir. Tamamen, etik üzerinden yürüyen bir şey bu. O yüzden haklıydı. Herkes, haklılığımızı bilen bir yerden karşılık verdi.

Dünyada birçok işgal evi örneği var, ama bu işgallere yaklaşımlar da farklı farklı şekilleniyor. Siz Don Kişot’un bir işgal evi olması noktasında ne düşünüyorsunuz?

Bir bahçem yoksa eğer bir duvarı işgal edebilirim bunun için, çünkü artık sistem o kadar her şeyimizi elimizden aldı, sıkıştırdı ki bizi, küçücük dairelerde birbirimizle ilişkilerimizi kaybettik.

Bunlar işgal ama sırf kafamızı sokacağımız bir yer için değil, işlevsiz bir yapıyı halk için işlevli hale getiriyoruz. Bina orada 20 yıldır duruyor ve sırf birilerinin parası var diye istedikleri mülkü istediklere yere konduramazlar. Biz Yel değirmenini seviyoruz ve burası bizim mahallemiz.

Peki Don Kişot’un işleyişi nasıl?

İşleyiş aslında biraz kendiliğinden gelişiyor. Her Pazartesi forum yapılıyor, orada kararlar alınıyor. Bir de etkinlik sayfası oluşturduk. Evin içinde genel kurallar belli. Tabi çok sert kurallarımız yok.

Neler yapıyorsunuz? Önümüzdeki süreçte neler yapmayı planlıyorsunuz?

Sistemin dışında kendimizi var etmenin yollarını arıyoruz. Küçük küçük inisiyatifler aracılığıyla kendi yaşam alanlarımızda uygulanabilirliğini tartıştığımız atölyeler yapıyoruz.

“Kafa açan cumartesiler” adıyla, yaptığımız atölyeler var. Evin ihtiyaçları gereği, kafa açan cumartesilerde alternatif mimariyi, enerjiyi, ekolojik temizlik ürünlerinin nasıl yapıldığını konuştuk.

Onun dışında müzik yapılıyor.

Bir bostan yapma fikrimiz var. Takas yoluyla tohum alış verişinde bulunduğumuz, tüm bunları mahalleliyle paylaştığımız bir çalışma yapmayı düşünüyoruz.

Takas odası var, tüketime karşı bir alternatif olarak takas pazarı kurmaya çalışıyoruz.

Geri dönüşüm atölyesi var hem kullanılmayan eşyaların geri dönüşümü hem de kompozit gübre için bir geri dönüşüm düşünülüyor.

Bisiklet atölyesi kuruldu. Samet Aksuoğlu’nun büyük çabalarıyla, “engelsiz pedal” adıyla engelli çocuklara bisiklet sağlamaya çalışıyoruz.

Mahalleliye, evi anlattığımız onları dayanışmaya çağırdığımız mektuplar gönderiyoruz.

Söyleşiler gelişiyor, yani sen gelsen, burada bir resim sergisi yapmak istiyorum, desen tamam yap denir, kimse hayır demez.

Biz, komşuluk ve dayanışma ilişkilerinin yeniden kazanılmasını ve işgallerin yaygınlaşması gerekliliğini istiyor, önemsiyoruz.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*