Düğüm noktası! – Samet Haytacı

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın ortadan kaybolmasına ilişkin haberler 2 Ekim gününden itibaren medyada yer almaya başladı. Türkiye’de devlet veya hükümet yetkilileri tarafından konunun gündeme getirilmesi için ise iki hafta geçmesi gerekti.

Hükümet olayı salt polisiye bir mesele gibi ele alıp bu bağlamda refleksler üretemezdi. Kaşıkçı’nın “yok edilmesi” yüksek gerilim hattında süren bölgesel çekişmede doğrudan Türkiye’yi (de) hedef alan kritik ve riskli bir hamleydi. Nasıl karşılık verileceği iyi hesaplanmalıydı.

Çok geçmeden; Suudilerle gerilimi daha da yükseltmekten kaçınan, kontrollü kalarak meseleden kazançlı çıkmayı hesaplayan bir tavırda karar kılındığı netleşti. Suriye’de şimdilik lehte gibi görünen dengenin bozulması, ekonomik kriz koşullarında daha fazla ihtiyaç duyulan Suudi yatırımlarının önünün kesilmesi gibi tehlikeler bu yönelimi cazip hale getirmiş olmalı.

Neden Cemal Kaşıkçı?

Kaşıkçı’ya ilişkin haberler “rejime muhalif gazeteci” etiketiyle sunuluyor. Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’a muhalif olduğu ve gazeteci olduğu doğru ancak onu önemli biri yapan başka detaylar var.

Kaşıkçı; İhvan geleneğiyle genç yaşlarda yolları kesişmiş, ilerleyen zamanda Suudi istihbaratı ve Suudi Kraliyet Ailesi başta olmak üzere önemli bağlantılar kurmuş ve kritik rollerde bulunmuş bir isim. Arap Baharı süresince ve sonrasında İhvan’dan yana tavır aldı ve Muhammed Bin Selman’ın yönetimi fiilen devralmasından sonra başlattığı tasfiyeler üzerine ülkeden ayrıldı.

Suudi istihbaratı kanalıyla Batı’da kurduğu ilişkiler ve “potansiyeli” onu ABD’ye taşıdı. Orada veliaht prensin iktidarına muhalif yazılar yazıyor, bölgede Müslüman Kardeşler (İhvan) çizgisindeki hareketlerin güçlenmesi için lobi faaliyetleri yapıyordu.

Neden Türkiye’de?

Erdoğan’ın Sünni Arap coğrafyasına dönük politikasına Neo-Osmanlıcı perspektif şekil veriyor. Ümmetin abisi olma yarışında en güçlü rakip Suudi Arabistan. Türkiye bölgesel hegemonya mücadelesinde TSK’ya ve Katar sermayesine bağımlı durumda. Zira bölgede silahsız hamilik de parasız abilik de mümkün değil.

Türkiye’nin çıktığı yolda temas halinde olduğu diğer güç ise Müslüman Kardeşler. AKP İslam’ı kavrayış biçimiyle İhvan’a hep yakındı. Bugünkü kamplaşmalar ve İhvan üzerindeki baskı diplomatik yakınlaşmayı da gerekli kıldı. İşte Cemal Kaşıkçı bu ilişkilerin düğüm noktasındaydı.

Neler olacak?

Erdoğan rejimi uzun süredir dünyadaki politik fay hatları üzerinde ısrarla yürüyerek başat aktörlerden tavizler koparıyor ve elde ettiği kazanımlarla ömrünü uzatıyor. Ancak özellikle Suriye’de zaman zaman ABD ve Rusya ile girdiği olumlu/olumsuz ilişkiler bugünlerde İdlib’te kritik bir aşamada kilitlenmiş durumda.

Bunun yanı sıra Türkiye ekonomisi son zamanların en kırılgan dönemini yaşıyor. Yani Cemal Kaşıkçı suikastı zamanlama açısından da yine bir düğüm noktasına denk geldi.

Uluslararası gerilimle eşzamanlı olarak devlet içinde birtakım çıkar çatışmalarının fitilinin ateşlendiği görülüyor. Emperyalist hırsların sonucunda içerideki ayrışmalar daha da keskinleşip derinleşecektir.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*