“Ekonomi bunalımda, kriz var” – Volkan YARAŞIR

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Kriz sarmalı

Ekonomi hızla kriz sarmalı içine giriyor. Döviz de yaşanan sert dalgalanma ve döviz şokları, yapısal bir sorun olan işsizliğin yükselmesi, işsizliğe görece çözüm olacak ekonomik büyümede yaşanan sert düşüş, enflasyonun iki haneli rakamlara ulaşması ekonomide yaşanan negatif tablonun tipik göstergeleri olarak dikkat çekiyor.

Bu tabloyu daha da ağırlaştıran gelişmelerden biri  Fitch’in açıklamaları oldu. Fitch’le birlikte 3 rating kuruluşu ( Moody’s ve S&P) Türkiye’yi yatırım yapılabilir ülke statüsü dışına çıkardı. Bu gelişmenin kısa vadede somut yansımasını sıcak paranın hızlı çıkışları biçiminde kendini dışa vuracak. Daha şimdiden finansal çıkışlar başladı bile. Uzun vadede ise ekonomik kırılganlık daha da şiddetlenecek.

Türkiye’nin küresel finans kuruluşları tarafından (Bank of Amerika, Merrill Lynch gibi) Brezilya ve Güney Afrika’yla birlikte en kırılgan 3 ülke içinde sayılması boşuna değil. Ayrıca bu üç ülkenin de dış kaynağa yüksek bağımlılık gösteren ülkeler olması dikkat çekicidir.

Stagflasyon ve kriz

Türkiye enflasyon içinde durgunluk anlamına gelen stagflasyon sarmalına girdi. Döviz şokları Türk lirasını küresel düzeyde spekülasyona en açık para birimi haline getirdi. Aynı zamanda şok senkronizasyonu döviz krizini tetikleyecek bir aşamaya geldi. Her an yıkıcı bir döviz krizinin yaşanması olasıdır.

Merkez Bankası’nın olası bir döviz krizine üreteceği çözüm bulunmamaktadır. Bankanın rezervleri brüt 107 milyar dolar civarındayken, kullanabilir net rezervi 30 milyar dolardır. Bu miktar olası şiddetli döviz şoklarına karşısında bile yetersiz kalacaktır. Ve durum ekonominin  en zayıf noktalarından birini oluşturmaktadır.

FED’in muhtemel faiz artırımı, yaşanan siyasal ve jeopolitik risklerin dövizde sert dalgalanmaları beraberinde getirmesi kaçınılmazdır. Demek ki önümüzdeki aylar Merkez Bankası’nı  sıkıştıracak hatta bloke edecek gelişmelere gebe olabilir.

Türkiye ekonomisinin en önemli problemlerinden bir diğeri ise yakıcı önemde olan ve ekonominin yapısal sorunu olarak dikkat çeken dış kaynak problemidir. 2017 yılı bu anlamda yıkıcı bir yıla dönüşebilir. Türkiye’nin önümüzdeki 10 ay içinde vadesi dolacak olan 165 milyar dolara yakın dış borç ödemesi bulunuyor. Bu rakama 32 milyar dolarlık cari açık dahil edilince 2017 yılında ödenmesi gereken rakam totalde 195 milyar doları buluyor.

Küresel likiditenin daraldığı, dövizde olağanüstü oynaklığın olduğu ve sermaye hareketlerinde sert yön değiştirmelerin gerçekleştiği koşullarda bu derece acil bir borç yükünün bulunması yıkıcı sonuçlar yaratacaktır.

Özel sektörün borç yükü ise krizin saç ayaklarından biridir. Şirketlerin dış borcu 312 milyar dolara ulaştı. İç borçları ise 400 milyar dolara yaklaştı. Özellikle şirketlerin yurtiçi bankalara olan 172 milyar dolar borcu son derece riskli bir durum yaratıyor. Ayrıca finans dışı kesimin döviz pozisyon açığı 210 milyar dolar seviyesinde.

Bu durum fiilen yaşanmakta olan bir krizin somut dışavurumudur. Özel sektörün aşırı ve kontrolsüz iç ve dış borç yükü ve çok yoğun bir oranda riskli bireysel kredilerin varlığı bankacılık krizini tetiklediği gibi borç çevrimini kırabilir ve borç krizi anlamına gelen bu durum, ekonominin çöküşü demektir.

Kriz ve çöküş

Yaşanan krizin 2001 krizinden temel farklılığı krizin özel sektör merkezli biçimlenmesi ve senkronize bir karakter taşımasıdır. Gelişmeler krizin multi karaktere bürünme olasılığını yükseltiyor.

Kriz, ekonomik ve siyasi krizin içiçe geçtiği bir tarzda şekilleniyor. Ayrıca krizin bankacılık, emlak ve döviz krizi şeklinde gelişmesi olasıdır. Krizler birbirini tetiklediği gibi  birbirini besleyebilir de.

Kriz tartışmaları içinde  kamu borçlarının sınırlı olmasından dolayı kriz riskinin bulunmadığı yönündeki açıklamalar spekülatif  mahiyettedir.

Türkiye’nin içinde bulunduğu kriz sarmalına en iyi örnekler 2009 ve 2010 yılında Avrupa’yı saran kriz senkronunda yaşandı. Özellikle kıtanın Akdeniz havzası kriz senkronizasyonu içine girdi. İspanya ve İrlanda’da bu dalgadan etkilendi. Bu iki ülkede kriz kamu borçlarının az olmasına rağmen özel sektör merkezli gelişti. Özel sektörün borçlarını ödeyememesi şiddetli bir bankacılık krizine yol açtı. İspanya’da bankacılık krizi emlak krizini tetikledi.*

(* Avrupa’da kriz ve özelde İspanya ve İrlanda’da krizin gelişme dinamiği ve biçim alışı hakkında daha geniş bilgi için bakınız; Avrupa’da Kriz / Sınıf ve Kitle Hareketleri, Volkan Yaraşır, Mücadele Yay., Baskı 2014.)

Türkiye de benzer bir süreç yaşıyor.

Siyasi iktidarın bu sürece karşı geliştirdiği, finans kapitalin ve piyasanın ihtiyaçlarına yönelik adımlar ya da krize karşı tamponlar ise palyatif bir içerik taşıyor. Bu palyatif adımları şöyle sıralayabiliriz: Zorunlu BES, Ahilik Fonu, Cazibe merkezi programları, Ulusal Varlık Fonu gibi…

Artık Türkiye kriz anaforu içinde. Fiili bir kriz yaşıyoruz. Krizin bundan sonraki aşaması ekonomik çöküş olacaktır. Türkiye’de ekonomik çöküşü besleyen bütün dinamikler açığa çıkmış durumda.

Bankacılık krizine doğru

 

2001 krizi sonrası bankacılık sektörü küresel kapitalizmin ve finans kapitalin ihtiyacına uygun olarak yeniden yapılandırıldı. Kemal Derviş’le anılan bu uygulamalar radikal finansallaşma adımları olarak okunabilir. Bu süreçte sektörün küresel sermayeyle yüksek entegrasyonu yanında, bankaların gelirlerinin çeşitlendirilmesi, faiz kalemlerinin yaygınlaştırılması gibi adımlar atıldı.

Sektörün yeniden yapılanması, 2008 küresel krizinin ilk fazlarından sektörün etkilenmemesine yol açtı.

Ne var ki bu durum uzun sürmedi. 2014 sonrası kapitalizmin organik/yapısal krizinin yeni bir faza geçmesi bir eşik işlevi gördü.

Küresel kriz etkisini periferide şiddetle hissettirmeye başladı.Türkiye çevre ülkeleri içinde en kırılgan  ekonomi olarak öne çıktı.

Özellikle 2016 yılı sonu ve 2017’nin  Ocak ve Şubat ayında Türkiye ekonomisi hızlı ve sert bir biçimde kriz süreci içine girdi.

Sarsılma

Kriz; borç krizi şeklinde biçimleniyor.

Bankacılık krizini tetiklemesi de yüksek bir olasılık. Daha şimdiden bankacılık sektörünün “büyülü” görüntüsünü hızla çözülmeye başladı.

Ekonomik ve siyasi krizin içiçe geçtiği bir tarzda gelişen krizin, bankacılık sektöründe sarsıcı sonuçlar yaratması kaçılmaz gözüküyor.

Bankaların verdiği ödenemeyen tüketici ve kredi kartları borçları 18 milyar TL’ye yükseldi. Şirketlerin takipteki borçları ise 39 milyar TL’ye çıktı. Son olarak S&P’nin 3  bankanın görünümü negatife düşürmesi yaşanan sürecin ilk dışavurumu olarak değerlendirilebilir.

Daha önce Fitch 8 bankanın görünümünü negatife çevirmişti. Türkiye hızla multi karakterde gelişen bir krizin içine giriyor.

Dövizde çalkantı sürecek

 

Aktüel olarak döviz kurunda göreceli bir durağanlaşma yaşansa da kurda dalgalanma sürecek.

FED son toplantısında faiz artırma kararını erteledi.

Yine de yakın süreçte FED’in faiz artırımına gitmesi yüksek bir olasılık. FED’in faiz artırımı küresel düzeyde doların değerinin yükselmesine yol açacak.

Döviz kuru

Küresel likidite yaşanan daralma döviz fiyatlarını tetikleyen temel faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.

Çevre ülkelerin 2014 yılından sonra küresel krizin merkezine dönüşmesiyle Türkiye’de döviz kuru hareketlenmeye başladı.

Türkiye bu süreçte en kırılgan  ülke olarak öne çıktı.

Türkiye’de siyasi ve jeopolitik risklerin artması, yaşanan siyasi kriz ve devlet krizi ve içine girilen kaotik süreç  döviz piyasalarını etkiliyor

Şok zirveleri

Küresel döviz piyasalarında bir gün içinde gerçekleşen işlem hacmi 4 buçuk trilyon dolar. Bu olguların  küresel düzeyde finansal dalgalanmalarla birleşmesi  kurun oynaklığını beraberinde getiriyor. Hatta şiddetli döviz şoklarının yaşanacağını bir konjonktürün önünü açıyor.

Döviz de dalgalanmaların artacağı bir sürecin içine girdik.

Doların kısa zamanda 4000 liraya geçmesi, 4500 rakamlarına ulaşması yüksek bir olasılıktır. Artık her siyasi gerilim ve içine girilen referandum süreci ve küresel finansal salınımlar dövizde sert yükselişlere yol açacaktır.

2017 Nisan ayı ve referandum sonuçları döviz şoklarından döviz krizine geçişle sonuçlanabilir.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir