Ekonomi dengeleniyor mu? – Pelin Kahiloğulları

Kapitalizmin dünya çapında yaşadığı yapısal krizin faturası emekçilere kesiliyor. Daha fazla yoksulluk, baskı ve şiddet günlük yaşamımız oldu.

Krizden “zor yoluyla” çıkmaya çalışıyor, daha fazla savaş, iş ve kadın cinayetleri ve ekolojik yıkımla kâr oranlarının düşme eğilimini durdurmaya çabalıyorlar.

Spekülatif toparlanma

2019 yılının verileri üzerinden yapılan kimi analizlerde, Türkiye ekonomisinde bir ekonomik dengelenme sağlandığı ve krizden çıkılmaya başlandığı iddia ediliyor.

Bu iddia kendini “ekonominin büyüme oranı ve cari fazla” üzerine oturtuyor: 2019 yılının tamamına ait olan verilere göre yıllık büyüme binde 9. 2019’un son çeyreğinde ise büyüme hızlanıyor ve yüzde 6’yı buluyor. Aynı zamanda ekonomi yıllar sonra ilk kez cari fazla veriyor.

Ekonomik büyümenin gerçekleşmesini sağlayan ana etken, “kaynağı bilinmeyen döviz girişinin” artmış olması. Yani, “karanlık” kaynaklar bir tarafa, yüksek faizden yararlanmak için piyasalara giren ve her an kaçmaya hazır “sıcak para” artmış.

Cari fazla ise, ithalatın düşmesi ve turizm gelirlerinin artışıyla sağlanıyor. İhracattaki artış sınırlı.

Doğrudan yatırımların çoğu gayrimenkul yatırımları, üretime dönük yatırımların doğrudan yatırımlar içindeki payı yüzde 50’nin altında.

Öte yandan, Türkiye sermayesinin ülke dışına çıkardığı sıcak paranın yüzde 29,7 arttığı görülüyor. Yani hem yerli hem de yabancı sermaye bir yandan vurgun yaparken öte taraftan kaçıyor.

Sınıflar arası pergel açılıyor

Özellikle OHAL döneminde kamu zenginliklerine “el koyma” ve kamu ihaleleri üzerinden sağlanan muazzam sermaye birikimi ile kimi AKP’li bürokratlar ve AKP’nin etrafında toplaşan vurguncu “çıkar şebekeleri” Cengiz, Limak, Demirören gibi sermaye güçleri durmaksızın semirtildi.

Koç, Sabancı, Doğan gibi büyük sermaye grupları, zenginliklerini katlayarak arttırdı. Forbes Türkiye 2020 yılına ilişkin “en zengin ilk 100 Türk listesinde” bu şirketlerin yükselişi dikkat çekiyor.

Dolar milyarderi sayısı 26’dan 29’a yükseldi.

Zenginler zenginleşirken emekçiler daha da yoksullaşıyor.

Parlatılarak önümüze konan büyüme oranlarının hesaplanmasına enflasyon dâhil edilmiyor, kişi başına düşen milli gelirde ise bir daralma yaşanıyor.

DİSKAR 2020 raporuna göre geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 20’ye ulaştı, yani 7 milyonun üzerinde kişi işsiz. Türkiye ekonomisi yeni iş üretmiyor, tersine var olan işler azalıyor. Esnek ve güvencesiz çalışma genel çalışma kuralı haline geliyor. İşsizler arasında iş bulma ümidi olmayanların sayısı yüzde 38 artarak 668 bine ulaşmış.

Sınıflar arası çatışma yükselirken

İSİG Meclisi 2019 yılı raporuna göre en az 1736 işçi işyerlerindeki güvencesiz ortam yüzünden öldü. Ölen işçilerin yüzde 98’i sendikasız. Yine İSİG raporuna göre son 7 yılda en az 458 işçi işyerinde veya işe bağlı olarak yaşamına son verdi.

2019 yılında işçi sınıfına dönük saldırıların, işten çıkarmaların, iş yükünün ve bağlı olarak iş cinayetlerinin sürekli artması, sosyal güvencelerin gasp edilmesine hız verilmesi, zamlarla hayat pahalılığının yükselmesi karşısında işçiler direndi.

Geçtiğimiz yıla bütünlüklü baktığımızda, sermaye ile işçi sınıfı arasındaki çatışmanın yükseldiğini görüyoruz.

İşçi sınıfının, iş güvencesi, barınma, beslenme ve ulaşım gibi temel gereksinimlerin ücretsiz sağlanması ve çalışma saatlerinin düşürülmesi taleplerini savunabileceği işçi meclislerinin acilen örgütlenmesi gerekiyor.

İşçi Meclisleri, sermayenin doymak bilmeyen açgözlü saldırısını durdurmanın ve yaşanan krizden halkçı çıkışın zeminini oluşturacaktır.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*