Ekonomi tıkırında mı? – Meral ÇINAR

Türkiye’de kriz tartışmaları 2018’in daha ilk çeyreği tamamlanmadan yeniden alevlenmiş durumda. Hâlbuki 2017’yi G20 ülkeleri arasında “en hızlı büyümeyi gerçekleştiren ülke” olarak bitirmiştik.

Ekonomide birkaç ay içerisinde her şeyin tersine dönme ihtimali çok az olduğundan, emekçi halkın sırtında bir kambura dönüşen bu büyümenin, nasıl bir büyüme olduğu ve kimleri büyüttüğü konusunda uyanık olmak gerekiyor.

İktidar için şu an en kritik aşama, bu gerçeklerin arkasında pusu kurmuş ekonomik durgunluğun 2019’da gerçekleştirilecek “Başkanlık” seçimleri öncesinde açığa çıkmaması. Bunun içinse, ya bu ekonomik çöküntü ülkeyi daha büyük bir kriz bataklığına sürükleme pahasına ötelenecek ya da seçimlere erken gitmenin yolları aranacak.

Faizler neden yükseliyor

Ekonomi Bakanı Mehmet Şimşek’in açıklamaları, Merkez Bankası ve Cumhurbaşkanı arasında yaşanan gerilimle birlikte yeniden gündeme gelen “faizlerin düşürülmesi” talebi neye dayanıyor, neden bu talep görmezden geliniyor ve neden aksi yönde faizler düzenli aralıklarla yükseliyor?

Öncelikle Türkiye ekonomisinin finansman açığı giderek yükselirken faizlerin düşmesi pek mümkün değil. Peki, finansman açığı neden önlenemiyor?

Birincisi; cari açık problemi… TÜİK’in güvenilirliği oldukça tartışılmalı verileri, cari açık olarak bilinen dış ticaret açığının ülkeyi yoksullaştıran ciddi boyutlara ulaştığını göstermeye yetiyor. Yani dış ülkelerden aldığımız kadar dışarıya bir şeyler satmıyoruz. Nitekim bu da sürekli bir dış borçlanmanın önünü açıyor.

Hazinenin anahtarı özel sektörde

Bir diğeri, özel sektör borcu ve kamu borcu…

Türkiye’nin en zenginleri listesi yayınlandığında ilk onlarda yer alan iki şirket (Yıldız ve Doğuş grupları), kişisel servetleri bir kenarda dururken milyarlarca liralık borçlarını yapılandırmak için bankalarla pazarlık masalarına oturdular. Murat Ülker 4,8 milyar dolarlık serveti ile ülkenin en zengin adamı ama holdinginin 6 milyar dolarlık borcu, onlarca teşvik, yapılandırma, devlet destekli kredilere rağmen öylece duruyor.

Bu sayede uzunca bir süre hazine destekleri sayesinde ve KGF (Kredi Garanti Fonu) kefilliğinde ertelenen özel sektör borçları gün yüzüne çıkmaya başladı. Vergi indirimleri, teşvikler ve Kredi Garanti Fonu desteği ile 2017 yılında 30 bin firma batmaktan kurtarılmış. Kim tarafından; tabi ki devlet… “Kamu malları neden parsel parsel satılıyor” sorusunun cevabını uzaklarda aramamak gerekiyor.

Tüm bunlara rağmen Türkiye’de 400 milyar küsur dış borcun %30’unu kapsayan “kamu” borcunun ödenemeyecek hadde gelmesi pahasına özel sektörü kurtarma çabası devam ediyor. Öyleyse, seçimlerden önce birkaç banka ve onlarca şirket iflasının önlenmesi arzu ediliyor olsa gerek.

Ekonomideki gidişat ve başkanlık

Seçimlerden önce ötelenmesi gereken en önemli sorunlardan biri de enflasyon yani pahalılık.  Üretmek için sürekli ithal etmek zorunda olan bir ülkede, TL sürekli değer kaybederken,  fiyatların yükselişi de önlenemiyor haliyle…

Enflasyonun bu önlenemez yükselişinin “Geçinemiyorum” isyanlarını sıçratma olasılığı Başkanlık hayallerini kâbusa çeviriyor olmalı.

Cumhurbaşkanının faizlerin yükseltilmesine öfkelenmesinin en büyük sebeplerinden biri de bu… Faizler düşürülmez ve enflasyon bu şekilde yükselmeye devam ederse, halk kredi borçlarını ödeyemeyecek. Ucuz krediler yoluyla geçiştirdikleri “geçim derdi” gerçeğiyle yüz yüze kalacak bir seçmen kitlesi de, Erdoğan’ın başkanlığını garanti edemeyecektir.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir