Ekonomik kriz, okul zili ve kadınların emeği – Hatice Göz

Okul zili çaldı.

Bu, okul çağında çocuğu olan kadınlar için stresli, kaygılı, yorucu ve yoğun emeğin-duygusal ve fiziksel- sarf edileceği bir dönemin başladığı anlamına geliyor.

Kadınların ev içinde yapıp ettikleri, uğraşıp durdukları işlerin emek olarak bile görülmediği erkek egemen sistemde; okul çağında-özellikle ilkokula giden çocuğu olan kadınlar onlarca kat fazla emek harcamak zorunda kalıyor.

Bitmeyen ev ödevleri

Erkek egemen sistem bütün bir çocuk bakımını ve onun yetiştirilme sürecini kadının omuzlarına yükler. Çocuğun büyümesi kadar okumasından, ödevlerinden, defterinin düzeninden de sorumlu kadınlar. Erkekler, baba olarak, bu sürece çoğu zaman yalnızca dışardan “maddi kaynak” akıtarak dahil olurlar.

Eğitim sisteminin tartışmalı konusu ödevleri ele alalım mesela. Ülkemizde çocuklar eve geldikten sonra ortalama 2 saat ödev yapmak zorunda kalıyorlar. Bu ödevlerin asıl muhatabı ise ebeveynler oluyor. O ebeveyn de anne! Nedense “babalar çok çabuk sinirleniyor, masanın başında yeterince kalamıyor!”

Kadınlar çocukların ödevlerini yapmaları için neredeyse saatler harcıyorlar. Gece yarılarına kadar çocuklarla masa başında mücadele ediliyor. Ödevlerin yanlış ya da eksik olmaması için uğraşan kadınlar, her gün bu stresi yaşıyor.

Çocuğun bütün bir eğitim öğretim süresince iyi okullarda okuması, iyi öğretmenlerinin olması, nitelikli kurslara gitmesi, sınavlardan yüksek puan alması… Bütün bunların sorumluluğu da kadınlarda. Bu da daha fazla psikolojik ve sosyal baskı anlamına geliyor.

Okul ihtiyaç listeleri

Ekonomik kriz derinleşiyor. Bütçe kesintisine en çok sağlık ve eğitim alanında gidiliyor.

Devlet bütçeyi kıstıkça okullar kendi yöntemlerine başvuruyorlar. İlkokula başlayan bir çocuğun ihtiyaç listesine baktığınızda, hiç de ücretsiz okunmadığını anlayabiliyorsunuz. Okulların ampul ihtiyacından tutun da sıvı sabunlara kadar her şey velilerden isteniyor.

Çocukların ihtiyaçlarının karşılanması için yapılan alışverişler annelerden soruluyor. Hem ucuz hem sağlıklısı aranırken çocuğun istekleri hesaba katılmaya çalışılıyor. Bir de tabi “seneye de kullanılmak üzere” karşılanıyor ihtiyaçlar. Alışveriş süreci kadınları günlerce sokak sokak gezdiriyor.

Zamlar arttıkça çocukları servise verme oranı düşüyor. Anneler her gün, çocukların o ağır çantalarını sırtlayıp okula gidip gelmek zorunda kalıyorlar. Böylece daha “ekonomik” oluyor!

Okulda çocukların harcamalarını düşürmek ve sağlıklı beslenmeyi sağlamak için de kadınlar öğle aralarında da okula yemek taşıyorlar.

Toplumsal çürümenin bu kadar derinleşmiş olması da anne olan kadınlarda kaygı ve güvensizlik yaratıyor. Çocuklar servise tek başına bindirilemiyor, öğretmenler sürekli izleniyor, okul çıkışındaki yabancılar korkutuyor, çocuk ders kitapları ve bilgisayardaki sitelerin başında yalnız bırakılamıyor.

Üstelik, duygusal ve manevi ayrıntılandırılmış emek biçimleriyle sarmalanan kadınların ev ve bakım emeği, sevgi perdesi arkasında gizlenerek görünmüyor. Karşılığı verilmiyor ve böylece sistem de birçok yükünden sıyrılmış oluyor. Bütün bunları anneliğin görevleri gibi sunan devlet, kendi görevlerinden de sıyrılmış oluyor.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*