Ekonomik krize karşı sol mücadele hattı – Emrah Arıkuşu

Ülke, özellikle Ağustos ayında kendini göstermeye başlayan ekonomik krizin sarsıntılarını yaşamakta ve daha şiddetli sarsıntıların yaşanacağı özel bir döneme giriyor.

Dünden bugüne

AKP, 2001 krizinin ardından özelleştirmelerle bir yandan yerli sermayeyi besleyip büyüttü, diğer yandan küresel sermayenin güvenle avlanacağı ve kazanacağı ortamlar hazırladı. Dışarıdan gelen para boca edilerek kendi iktidarını garanti altına alacak kesimleri kendisine bağladı. Parıltılı, şaşalı zenginlik görüntüsü altında kapitalist tüketim hızla derinleşti. İşçilerin, emekçilerin hakları tırpanlanarak sermaye iktidarı sağlamlaştırıldı.

Bugün ise ekonomik kriz ile devletin krizi iç içe geçmiş olduğundan sistem içi tüm güçler sermayenin gemisini kurtarma telaşında. Tüm güçler Saray Rejiminin inşasında rol oynuyor, faşizmin kurumsallaşmasına hizmet ediyor.

Demokrasi mücadelesinin sınırları

Ekonomik krize karşı politikada yargının bağımsızlaşmasını, OHAL’in kaldırılmasını istemek ve demokrasi söylemine sıkışmamak elzemdir. Yani mesele sadece devletin aldığı biçimle alakalı değildir. Sermaye faşizmi kendi önünün açılması için her dönemde kullanmıştır. Mesele sermaye egemenliğinin kendisidir. İllaki sayılan talepler yerine gelince ekonomik krizin tansiyonu kısmen düşebilir. Ancak yeterli değildir.

Başka bir açıdan bakıldığında ekonomik krizin faşizmin inşasını durdurma olasılığı ölü gözünden yaş beklemeye benziyor. Kriz halkta umutsuzluk ve çöküş yaratırken eğer alternatif bir programla mücadele ekseni kurulamazsa “kurtarıcı Başkanın” her türlü yönelimlerinin destekleneceği bir durumun gelişme olasılığı daha güçlü hale gelir.

Liberalizm ve ulusalcılığa mesafe

Sarayın keyfî uygulamalarının sermayeyi tahakküm altına aldığı, özellikle de Merkez Bankasının bağımsız olmayışının krizi tetiklediği algısı başka bir tehlikeli düzlem oluşturuyor. Tabii ki Merkez Bankasının Saray’a bağlanmasını kabul etmeyeceğiz ancak merkez bankalarının doğrudan uluslararası sermayeye bağlanmasının anlamına gelen bağımsızlık anlayışı da liberalizmin dik âlâsıdır.

ABD ve Batı karşıtlığında şekillenen anti-emperyalist görünümlü, neticede ulusal refleksleri canlandıran söylemle de bir yere varılmayacağı ortadadır. Antiemperyalistlik, devrimci halkçı politikalarla birleştirilemezse hükümetin yarattığı “vatan savunması” anaforunda yok olup gider.

Solun hesaplaşma bir dönemi

Hâlâ daha toplumun yarısı AKP’nin karşısında konumlanıyor ve azımsanmayacak bir kesim de kopuş için hazırda beklerken solun içinde bulunduğu durum faşizmin baskısı ve zoruyla açıklanamaz. Kapitalizmin girdiği kriz, kapitalizmin sınırlarını ortaya koyuyor ve toplumsal mücadele açısından türlü olanaklar barındırıyor.

Anti-kapitalist, demokratik, halkçı bir perspektifle kopuş bekleyen kitlenin içinde yuvalanarak burayı hareketlendirebilir; halkın uyutulması için yapılan söylemlere karşıt söylemlerin üretilmesinin yanında krizin sonuçlarına açlık, yoksulluk, işsizlik, işten atmalar, hak gasplarına karşı bir direniş hattı kurulabilirse kitlesel bir mücadelenin önü açılabilir. Şu an çok güçsüz olan sol birden bire muazzam derecede inisiyatif alabilir.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir