Emperyalist Batı bloğu içindeki gerilim tırmanıyor – Alp KAYSERİLİOĞLU

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

 

Sovyetlerin çöküşü sonrasında “İmparatorluk” hamlesi yapan ABD, Irak Savaşında duvara toslamıştı. Bu durum kapitalist güçler arasındaki hegemonya krizini ve “çok kutuplu Dünya” eğilimini açığa çıkardı.

Trump’ın seçilmesiyle beraber güç kazanan çok kutupluluk eğilimi, Batı emperyalist bloğu içindeki gerilimi tırmandırıyor.

Küresel egemenliği tehdit altına giren ABD’nin konumunu korumak isteyen Trump’ın ajandasının ön sıralarında, uluslararası anlaşmaların yükümlülüklerini sırtından atmak ve “Dünya polisi” fonksiyonunun masraflarından çekilmek yer alıyor.

Trump’ın ajandası, Batı emperyalist kampının diğer güçlerinin çıkarlarını tehdit ederken, aynı zamanda bu güçlerin ABD’nin egemenliğinden bağımsız bir emperyalist blok kurma eğilimini de pompalıyor.

Kısa bir aradan sonra yeniden gerginlik

Eski ortaklar arasındaki zaten “limoni” olan ortam “Önce Amerika!” ve “Önce Avrupa!” saflaşmasının üzerinden ciddi bir şekilde sertleşirken, 17-19 Şubat’taki Münih Güvenlik Konferansında herkes yine arkadaş oluverdi. Çünkü Dünyayı başka güçlerin yönetebileceği endişesi taraflara hâkimdi.

Ancak Münih Güvenlik Konferansı’nda barıştıktan sonra, son zamanlarda ortamın yeniden ciddi bir biçimde sertleşmesi söz konusu.

Gerginliğin yeniden tırmanışındaki ilk adımlar, Mayıs ayı sonunda yapılan NATO ve G7 zirvelerinde atıldı.

NATO zirvesinde Trump Avrupalıları askeri kapasitelerin güçlenmesine yeterince harcamada bulunmadıkları yönünde eleştirirken; G7 zirvesinde, ABD ile diğer 6 devlet özgür ticaret ve küresel ısınma konusunda sertçe birbirlerine girdiler. Sonunda, Trump’ın Paris Anlaşmasını yok sayması üzerine gerginlik patladı.

AB ülkeleri, Trump’ın bu kararını kabul etmek bir yana, artık kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmeleri gerektiğini vurguladılar.

Katar krizi

AB, hızla değişen küresel güç dengeleri içinde kendi konumunu güçlendirebilmek için, özellikle ticaret, Çin’le ilişkilerini geliştirmekle ve Orta Doğu’da bağımsız bir politikaya doğru yol almakla meşgulken, Katar krizi patladı.

Katar Türkiye’ye benzer biçimde nispi bir bağımsız alan içinde hareket ederek Orta Doğu’da kendisine özgü bir güç olmayı hedefliyordu. Bunun için İhvan hareketini destekledi, İran’la ilişkilerini düzeltmeye yöneldi ve Suriye’de cihatçı gruplar ile İran ve İran yanlısı milisler arasında arabulucu konumuna yerleşti.

Trump’ın ABD’si bu eğilime reaksiyon göstermeyi ve İran’la daha saldırgan bir şekilde mücadele etmeyi planladığı için Suudi Arabistan’ı, Katar’ı izole etmeye teşvik etti.

AB’den yine sert tepkiler geldi. Özellikle öncü güç Almanya’nın İran’la iktisadi ilişkileri biliniyor. Altı büyük gücün İran’la yaptıkları nükleer anlaşmayla hem İran’ın hem de onun bölgesel düşmanlarının, sürekli arabuluculara bağlı kalması hedefleniyordu. Almanya öncülüğünde AB, bu arabuluculuk fonksiyonunu ABD’den bağımsız bir şekilde üstlenmeyi öngörüyor. Trump’ın saldırgan tavırları açık ki bu planları çökertmeyi hedefliyor.

Rusya yaptırımları

En nihayetinde, bir süredir yaşanan Rusya konusundaki gerginlik de bir patlak daha verdi. Her ne kadar Trump başta “Rusya dostu” olarak tanımlanmış olsa da, en son Suriye ordusunun Amerikan filosu tarafından bombalanmasıyla o günler geçmiş sayılır.

Ama Trump daha da doğrudan bir şekilde Rusya’ya karşı hamlelere imza attı. Haziran ortasında ABD Rusya’ya karşı yaptırımlarını hem uzattı hem de bu yaptırımların kapsamını büyüttü. Artık yaptırımlar AB’nin farklı şirketlerinin Rusya’yla anlaşarak planladıkları gaz borularını da, dolayısıyla Avrupa’nın enerji çıkarlarını da kapsıyor.

Almanya, bu kararı kabul etmeyeceğini açıkça söyledi. Avrupa elitleri de “enerji kullanımı yoğun olan sanayimizin rekabet gücü söz konusu” diyerek konuyu net dillendirdiler.

“Trump şoku”nun sunduğu fırsat: Askerileşmeye tam gaz!

Almanya ve AB’nin bağımsızlaşma yolundaki en önemli sıkıntıları askeri kapasitelerin yetersizliği. AB askerileşme ajandası 2016 yılında rafta beklerken, Brexit oylamasıyla pompalanıp muazzam hız kazanmıştı.

Trump bu açıdan bir lütuf oldu. Mart 2017’den Haziran 2017’ye kadar süren bir süreç içinde AB tarafından MPCC adlı merkezi bir askeri karargâhın kurulması nihayet karara bağlandı.

Mevcut durumdan geleceğe doğru bakış atarsak şöyle bir yol gözüküyor: Birbirine bağımlılıkları yüzünden çelişkili, düz olmayan ve belki geri adımları da içeren bir şekilde olsa da, şimdiye kadar ortak bir “Batı” bloğu içinde konumlanan ABD ve Almanya’nın başını çektiği AB bloğunun birbirinden nispeten bağımsızlaşma eğiliminde. Bloğun çok kutuplu bir düzene doğru akan Dünya içinde kendisine özgü bağımsız bir güç odağı oluşturma çabasına girmesi artık yüksek bir ihtimal. Sürekli gelip giden gerilimler ve krizler bu sürecin yumuşak değil sert bir şekilde akacağını gösteriyor.

Eh, bir de tabii ki sürekli isyan eden emekçi halklar var. Onlar bu gelişmeleri nasıl karşılayacak acaba?

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir