Enternasyonal feminizme doğru – Buket KARAÇAYLI

Share on Facebook35Tweet about this on Twitter

Öncülüğünü, geçtiğimiz on yılın en güçlü toplumsal muhalefetini oluşturan Arjantinli kadınların yaptığı, 8 Mart’ta 55 ülkeden kadınlar ve LGBTİ+’lar Uluslararası Kadın Grev’indeydi.

Emeğimizin güvencesizleştirilmesine, “önce annelik” denerek iş gücünden dışlanmamıza, ev ve bakım emeğimizin görünmez kılınmasına karşı;

LGBTİ kadınların yok sayıldığı, nefret söylemlerine maruz kaldığı politikalara karşı;

Meydanların, parkların, tüm yeşil alanların tahrip edilmesine karşı;

Orta Doğu halklarını, kadınlarını ve çocuklarını bombalama politikalarına karşı;

Mültecilere yönelik politikalara, düşmanlığa, müslüman ve göçmen kadınların alınıp satılan bir meta haline getirilmesine karşı;

Anti-heteroseksist, anti-kapitalist, anti-militarist, anti-emperyalist, sömürge ve neoliberalizm karşıtı ‘ortak’ ve farklı taleplerle; kadınlar, erkek şiddetine, patriyarkaya ve iktidarlara karşı, tüm dünyaya yayılan feminizm rüzgârlarını estirdi.

8 Mart günü, dünyanın dört bir yanında aynı anda yapılan, milyonlarca kadının katıldığı yürüyüşlerle enternasyonal bir feminizmin taşları döşenmeye başladı. Neden olmasın? Dünyada çapında yaşanan sorunların en çok ortaklaştığı konu kadın sorunları değil mi? O zaman en çok bir arada durabileceğimiz bir zemin kadın kurtuluş mücadelesi olamaz mı?

Kadın dayanışması sınırları aşıyor

Kadınlar bin bir çeşit mücadele yöntemleriyle, erkek egemen dünyayı yıkıp ‘eşitliğin ve özgürlüğün’ egemen olduğu bir dünya rejimini kurmak için, var olan tüm hetero-ataerki rejimlere karşı bir araya geliyor.

Suriye’de erkek şiddeti gören bir kadınla ABD’de şiddet gören bir kadın arasında hiç bir fark gözetmeksizin bu kadınların taleplerini ortaklaştırabileceğimiz bir enternayonaliteden bahsediyoruz. Dünyanın herhangi bir noktasında kadınları sınıflara, kastlara göre ayıran hiçbir sistemi kabul etmemeliyiz. Kadınların kurtuluşu ancak bu zeminde gerçek bir nitelik kazanabilir.

Trans, göçmen ve siyahi kadınlara yapılan nefret suçu, hepimize yapılan bir saldırıdır…

İktidarlardaki cinsiyetçi tek adam modelleri hepimizi tehdit etmektedir…

Tam tersinden de;

Polonyalı kadınların kürtaj yasalarına karşı yapıtığı direnişlerle hükümetlerin geri adım atması;

İranlı kadınların başörtüsü olmadan kamusal alanlarda olma mücadeleleri;

Bask ülkesi kitlesel feminist özsavunma eğitimleri ve meşaleleli korku kovalama eylemleri;

İtalya’da, Güney Kore’de, İrlanda’da militan üreme hakları protestoları;

Eşit ücret için başlatılan kadın grevleri gibi mücadeleler de sınırlarını aşan kadın dayanışmasının zaferi, feminist kadın hareketin referanslarıdır.

Faşizmin korkulu rüyası: Kadınlar

“Yaklaşmakta olan her neyse; ‘biz’ kadınlar ona hazırlanıyoruz…”

Savaşlara, katliamlara, kadın cinayetlerine, erkek-devlet şiddetine, erkek yargılara karşı; toplumsal muhalefetin sözcülüğünün üstlenen kadınlar tüm dünyada yükselişe geçen faşizmin korkulu rüyası oluyor. Kadın hareketleri iktidardakilerin koltuklarını sarsıyor.

Bundan sonra da kadınlar ‘uslu’ durmamaya, en gür sesleriyle sokaklara çıkıp haklarını ‘söke söke’ almaya niyetli. Kendine güvenen, ayakları yere basan ve eskisine nazaran daha sağlam duran bir feminizle, kadınlar, var olan rejimlere karşı durmak ve parçalamak için hazırlanıyor…

Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı bir çağ başlıyor. Duyuyor musunuz, kadınların ayak seslerini? Yüzlerce yıllık bir bekleyişin ardından, sokakları, geceleri, meydanları zapt etmeye geliyorlar…

Share on Facebook35Tweet about this on Twitter
Comments
  1. unknown

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir