Erdoğan değil Fetret hükümünü sürüyor! – Erkan GÖKBER

Share on Facebook9Tweet about this on Twitter

 

Başkanlık rejiminde, yeni statüko nasıl kurulacak?

16 Nisan’da binbir çeşit hileyle dayattığı Başkanlık rejimi, Türkiye egemenlerinin yönetememe krizini çözmeye yetmeyecek.

Uzun erimli bir yeniden yapılanma süreci içinde bulunan Türkiye devleti, rejim krizini öteleyebilmek için, teknokratlar, kurullar, kayyumlar vb. birçok deney yaşadı.

Bu süreçler boyunca, yapısal zaaflarını perdeleyebilmek ve halkçı demokratik tepkilerin filizlenip kökleşmesini engelleyebilmek için, devlet zorunu hep üst düzeyde tuttu. 15 Temmuz öncesi cumhuriyetin bekçisi Orduyken şimdi Polis yeni rejimin koruyucusu ilan ediliyor.

Erdoğan şahında fiilen yürüyen Başkanlık Rejimi Yeni Anayasa ile birlikte “anayasal bir statüye kavuşmuş oldu.” Bunun hangi hilelerle, nasıl olduğu Türkiye egemen sınıfları açısından üzerinden atlanabilecek bir durum.

“İt dalaşı” her yerde

Lakin iktidar katında yüzler gülmüyor, sarayda bir zafer havası yok. Her türlü devlet imkanı kullanıldı ama yine huzur bulunamadı. Zafer çeşmesinden doyasıya içemeyen Erdoğan blunduğu konumda zorlanıyor. Toplumun yarısından fazlasının O’na karşı olduğu şu durumda yeniden inşa süreci oldukça zorlu olacak.

AKP zayıflayan bir konumdayken üst düzey bir hamle yapmaya zorlanıyor. AKP devlet olmaya soyunurken, Erdoğan çevresinde ve AKP’nin her kademesinde bir “it dalaşı” var. Sarayda Erdoğan değil Fetret hükümünü sürüyor…

Karmaşa içinde geçen her gün işler daha da sarpa saracağı için Erdoğan zaman kaybetmeden yeni yetkileriyle devletin ve AKP’nin dümenine geçmek istiyor.

Düşmez kalkmaz bir Erdoğan

Erdoğan, yetmezliklerini ve zaaflarını bildiğinden, ittifak kurarak ve güç “devşirerek” yol alıyor.

Ve düşmez kalkmaz bir Erdoğan olmanın, iktidardan başka hiçbir şeye bağlanmadan olabileceğini iyi biliyor.

O, adeta Makyavel’in Prensi gibi zamanı geldiğinde yol arkadaşlarını ve ittifaklarını gücün doruklarından aşağıya yuvarlamakta tereddüt etmedi. Ve ulaştığı güçlü konumdan hızla yeni ittifaklara yönelmeyi becerdi.

“Ne istedilerse verdiği” Gülen ekibiyle savaş kızışınca hemen Ergenekoncularla ittifak kurdu. Kurtulmuş, Türkeş ve Soylu gibi isimleri devşirerek yahut yanına çekerek özgül ağırlığını artırmak istedi.

Devlet partisi mi, parti devleti mi?

Erdoğan, bu yağma rejiminin merkezindeki isim olsa da yalnız değil, başkanlığını oligarşik bir güç alanı içinde icra ediyor.

Şimdi Oligarşik güçler için ise kritik mesele, AKP devlet partisi olarak yeniden mi kurulacak yoksa devlet AKP olarak yeniden mi inşa edilecek?

Başkanlık rejiminde, yeni statüko nasıl kurulacak? Tek adamlığa ulaşan Erdoğan eşitler arasında birinci olmaya razı değil. Ve ekonomik, siyasal ve jeopolitik kriz vektörleriyle birlikte

düşünüldüğünde yeni statüko, çok daha yıkıcı ve gergin koşullarda kurulmak zorunda. Peki Erdoğan’ın gücü, yeteneği ve zamanı başarı sağlamasına yetecek mi? Fetret, bozgun ve dağılma dinamikleri işliyor…

Yine de Erdoğan’ın gücünü küçümsemeyelim ve dikkatle bakalım ayın karanlık tarafında neler oluyor?

Yenikapı ufku, “devlete zeval gelmesin”

Başından beri Erdoğan’ın en büyük avatajı, muhalefetin dağınık ve stratejiden yoksun olmasında… En son Yenikapı’da varılan mutabakat, sistem içi muhalefetin Erdoğan karşısındaki ufkudur. “Amman devletimize zeval gelmesin!”

Yenikapı mutabakatı bize kokuşmuş “burjuva siyasetin sınırlarını” gösteriyor. Gerçek toplumsal sorunlar üzerine çözüm üretmeyenler, böyle gelmiş olanın nasıl böyle devam ettirleceğini tartışıyor.

Sistemin savrulduğu kritik dönemeçte, Baykal’ın, Akşener’in, Perinçek’in, Kurtulmuş, Türkeş ve Soylu’dan bir farkı yoktur. O yüzden hepsini Erdoğan’ın envanterinde sayabiliriz.

“Yeni toplumun” örgütlenmesi

Dikiş tutmaz bir kumaş var elde… Toplumsal güçler, egemenlerin yağma ve talan rejimi içinde, ölüm ya da sıtma arasında seçim yapmak zorunda kalmadan yaşar kalabilmek için kendi alternatifini örgütlemelidir.

İşçiler, kadınlar, gençler, Aleviler… tüm özgürleşme arayışındaki toplumsal dinamikler kendi kaderlerini belirleyecek yolları çizmeli… Kendi elleriyle demokrasiyi gerçekleştirmeli.

Halk iktidarını oligarşik sisteme dayatacak biçimde halk meclislerinin oluşması tek seçenek olarak önümüzde duruyor.

Düşman: Burjuvazi

 

Türkiye burjuvazisi doğuştan karşı devrimci ve karaktersizdir. Devlet krizde, ekonomide durgunluk ve enflasyon birlikte gidiyor, işsizlik ve yoksulluk büyüyor fakat büyük patronlar övünerek kâr oranlarını açıklıyor. Garip ama gerçek…

Devlet fidesinde hazır yiyerek semiren, rekabetçilik ve yaratıcılıktan yoksun asalak Türkiye sermayesi için devletle arayı iyi tutmak adeta bir varlık yokluk meselesi…

Yağma Hasan’ın böreği

Burjuvazi, yağma Hasan’ın böreğini yemekten başını kaldırmıyor. Onun tek düşmanı işçiler ve emekçiler. Siyasi kriz onlar için önemsiz. Toplumsal güçlere karşı hiçbir sorumluluk duymuyorlar, adeta başka bir dünyadalar. Ve büyük patronlar, egemenler içindeki dalaşta, altta güreşen pehlivan misali sessiz, sinik ve uzlaşarak hesaplarını yürütüyor.

Neoliberalizm ve faşizm sermayenin önünü açıyor

Egemenlerin artık yönetemez olduğu kaotik siyasal ortamda, Başkanlık rejimi sermaye için etkili bir yönetim biçimi… O yüzden büyük patronlar domuzuna uzlaşıyor. Hareket halindeki toplumsal güçlerin bastırılması, işçi sınıfı hareketinin dizginlenmesi için zor aygıtının güçlü ve kudretli olması sermayenin çıkarınadır. “Devleti küçültelim” tarzı liberal söylemleri telafuz eden kalmamıştır. Neo liberalizm ve faşizmle sermayenin önünün açıldığı bir dönem içinde bulunuyoruz.

Güçlü devlet ve Başkanlık rejimi, sermaye için teşvik, güvenlik ve fırsatlar sunan bir yapıdır. Tek düşüncesi kazançlarının teşvik edilmesi ve kârlarının garantiye alınması olan bu soyguncu sınıf o yüzden Başkanlık rejiminin getiriliş biçimine ses çıkarmamaktadır.

Hükümet sermaye için çalışıyor

Hükümet sermayeyle kol kola girmiş KHK’lar ile büyük patronlara teşvikler yapıyor.

Herşey sermaye için seferber ediliyor. Koç Holding, 2017’nin ilk çeyreğinde 22.3 milyar TL gelir elde ettiğini açıklıyor. Ayrıca Koç, geçtiğimiz yılın ilk üç ayında 515 milyon TL olan kârını, bu yılın ilk üç ayında yüzde 118 artırarak 1.1 milyara ulaştırmış.

Sabancı Holding ise 31 Mart 2017 itibariyle toplam varlıklarının 317 milyar 385 milyon TL’ye ulaştığı bilgisini geçiyor.

Utanmıyor ve sıkılmıyorlar…

2017/10082 No’lu kararname ile Devletin Cengiz Holding’e vereceği destekse şöyle sıralanıyor: Gümrük vergisi muafiyeti, KDV istisnası, KDV iadesi, yüzde 100 kurumlar vergisi indirimi, azami tutar olmadan 10 yıl boyunca sigorta primi desteği ve 250 milyon TL’yi aşmamak üzere kredi kullanım tarihinden itibaren 10 yıl faiz desteği.

Yani hükümet sayesinde Mehmet Cengiz bir çivi çakmadan milyarlık teşviki cebine indirmiş durumda…

İşçilerin parasını helal etmiyoruz

Hazineden, Varlık Fonundan ve İşsizlik Fonundan karşılanan teşviklerle, işçilerin, emekçilerin yoksulluğuna bedel düzenlemelerle büyümenin hesabı tutuluyor. Buna emek cephesinden en iyi cevabı DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu veriyor, “İşsizin parasını alıp işverenlere vermek ne helaldir ne de hoş! İşçilerin parasını helal etmiyoruz.”

Sular ısınıyor, emekçilerin kendi hesabını yapacağı ekmek, gül ve hürriyet günleri yaklaşıyor.

Share on Facebook9Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir