Erdoğan devleti “bizi” rehin aldı! – Samet Haytacı

90’lar boyunca ekonomik ve siyasi istikrarı sağlayamayan, rüşvet ve yolsuzlukla yozlaşıp mafyalaşan, tüm bileşenleriyle köhnemiş olan devlet; 1999 Marmara Depremi ve 2001 Ekonomik Krizi ile iyice dibe çökmüştü. Enkazın başında bitiveren egemen güçler, sermayenin ve neo-liberal çağın ihtiyaçlarına cevap verebilecek “yeni bir hikâye” istiyordu.

Yeni hikâyenin toplumdan teveccüh görebilmesi için öncekine göstermelik de olsa bir final tertip etmek gerekliydi. Yakın zamana kadar zikredilmesi sakıncalı olan “Derin devlet” kavramının bir anda popüler ve konuşulabilir olması bu kapsamda değerlendirilebilir.

Yeni hikâye yine hikâye

AKP yıllar içinde güçlendikçe müttefiki Gülen Cemaati’nin de yardımıyla devletin kritik merkezlerinde etkin olan Kemalist kadroları tasfiye ediyor ve boşalan koltukları kendi kadrolarıyla dolduruyorlardı. Tüm bunlar 90’ların derin devletiyle hesaplaşma kisvesi altında olup bitiyordu.

90’ların ülkücü-muhafazakâr bileşimi “derinleri” ise bu tasfiye sürecini epey hafif atlatıyordu. Kemalist vesayet dillerden düşmezken Susurluk’tan pek söz edilmemiş, kontrgerilla örgütü olan Jitem’in üzerine gidilmemiş, Hizbullahçılara af çıkarılmıştı.

2012’de Hakan Fidan’ın ifadeye çağırılmasıyla başlayıp 2016’da en ölümcül düzeye ulaşan AKP-Cemaat kavgası devlet içinde büyük bir kırılma daha yarattı. Cemaatin tasfiyesi ile beraber Erdoğan rejimi yeniden yapılanıyordu.

90’ların devlet fraksiyonları geri dönmüş (bir kısmı belki de hiç gitmemişti) ve cemaatin boşalttığı yerlere oturmaya başlamışlardı.

Kim kimin hamisi?

Yakın tarihte yaşanan politik kırılmalar ülkemizde devletin ve derin devletin anlamını değiştirdi. Derin devlet mefhumu başlı başına bir devlet rejimi formuna büründü ve en tepesinde Erdoğan’ın mutlak hakimiyetle oturduğu bir yapı halini aldı.

Evet otuz yıldır düzene bir şekilde yön vermiş devlet fraksiyonları; bugün Erdoğan ile birlikte tekrar sahnedeler. Ancak bu güçler artık devletin sahibi değiller. Son kertede Erdoğan’ın belirlediği konjonktürel stratejilerde kendilerine iş düştükçe çıkıp rollerini oynuyor ve rejim içi ağırlıklarını artırmaya çalışıyorlar.

Rejim içindeki diğer kliklerle rekabet ederken Erdoğan’ı huzursuz edecek çıkışlardan kaçınıyorlar. Daha büyük “arzularını” da Erdoğan sonrasına saklıyorlar.

Mitleşmiş lider sendromu

Devlet içinde rakipsiz ve dokunulmaz olmak Erdoğan’ı mitleştiriyor. Erdoğan mitleştikçe kritik fay hatlarının üzerinden yürüttüğü iç ve dış politikaları o bilindik pragmatizmi ile örme konusunda daha fazla özgürlüğe sahip oluyor. Ülkeyi olmadık tehlikelere sürüklüyor, kendisi de sık sık yalpalıyor ancak aşağı çeken olmadığı için halen ayakta kalabiliyor.

Güncel durumda devletin de derin devletin de başı Erdoğan. Devlet içinde hiçbir grup onu rehin alacak, kandıracak, istemediği işlere sokacak güçte değil.

Bir çeşit deus ex machine(gökten inen makine tanrı) hadisesi yaşanıp dengeler tepetaklak olmadığı sürece Erdoğan’a kafa tutmayacaklar. Bu nedenle yapıyı Erdoğan Rejimi diye anmak ve faturayı O’na kesmek en doğrusu.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*