Erdoğan kuşatma altında – Juliana GÖZEN

“Devletin ana omurgasını” 15 Temmuz darbe girişimini kullanarak diğer iktidar odaklarından temizleyip ele geçiren AKP/Erdoğan iktidarı, tarihinin en güçlü zamanında olsa da, her geçen gün derinleşen krizlerin içerisinde boğularak en zayıf dönemini de aynı anda yaşıyor.

Bölgesel ve küresel düzlemde yaşanan hegemonya boşluğundan yararlanarak iç ve dış politikada boyundan büyük inisiyatifler alan Erdoğan, öte yandan kendisine yönelen tehditlerle kuşatılmış halde.

“Tek millet, tek bayrak, tek devlet” sloganına Başkanlık yürüyüşü ile birlikte “tek adam”ı da yerleştirmeye çalışan Erdoğan, gücü elinde toplayarak kuşatmayı yarmaya çalışıyor.

Erdoğan’ın tüm iktidar olanaklarını elde toplama hamlesi kaotik siyasal ve toplumsal bir ortam yaratıyor. Her ne kadar egemen olan Erdoğan olsa da, diğer güçler de bu ortamdan faydalanarak güçlenmeye ve Erdoğan karşısında alternatif olmaya çalışıyor.

Erdoğan ile Sermaye arasındaki soğuk savaş

 

Orduyu iktidar alanındaki güç dengesi içerisinde gerileterek sermayenin mutlak egemenliğini sağlamak için seçilen AKP,  “Başkanlık/Erdoğan” ile o egemenliğin tamamını kendine bağlamak istiyor. Tüm kurulu dengeleri sarsarak ve sarstığı yerde yeni düşmanlar kazanarak bu yürüyüşü gerçekleştiren AKP/Erdoğan, sermaye açısından dize getirilmesi gereken bir tehdit artık.

Özellikle 15 Temmuz sonrasında OHAL’e sırtını dayayarak ayakta kalmaya çalışan, sürekli arttırdığı baskı politikaları, uluslararası siyaset sahnesinde dayanaksız ahkam kesmeleri ve Ortadoğu’da boşa düşen hamleleri ile AKP/Erdoğan ve Sermaye/TÜSİAD arasında adı konulmamış bir soğuk savaş yaşanmakta.

Esasen Erdoğan tarafından inşa edilmeye çalışılan rejimin kendisi ile pek bir derdi olmayan sermayenin anlaşamadığı nokta; Erdoğan’ın fiilen güç dayatarak pastaya tamamen sahip olma çabası.

Evet, Erdoğan hamiliğinde orduyu gerileterek Kemalist rejimin kalelerini yıkıp yerine yeni bir rejimin inşasını destekleyen sermaye, şimdi Erdoğan’ın onun mutlak egemenliğini tehdit eden hamlelerine karşı zamana yayılan, Erdoğan’ı her taraftan kuşatarak gücünü azaltmayı hedefleyen bir hamle sürecinin içerisinde.

Sağdan –“soldan” çevreleme

İşte, bol keseden demokrasi, hukuk devleti,özgürlük söylemleri ile sahneye çıkan ancak despotik devletçi geleneğin kodlarını her hücresinde taşıyan İyi Parti/ Akşener çıkışını tam da buraya oturtmak gerekir. “Erdoğansız AKP” ve sermaye tarafından kontrol edilebilir neoliberal ılımlı milliyetçi-islam ekseninde kendini var eden İYİ Parti, sermayenin Erdoğan’ı sağdan kuşatma hamlesinden başka bir şey değil. İYİ Parti’nin çıkışı, gücün zirvesine tek başına oturmak isteyen Erdoğan’a sermayenin “milliyetçiliğinden” gelen bir ihtar.

Öte yandan Adalet Yürüyüşü ile tabutunda son kıpırtayışlarını yaşayan CHP de, AKP/Erdoğan’ı basiretsizce “sistem içi düzene  göre sol”dan sermaye tarafından bir sıkıştırma hamlesi olarak kullanılıyor. Adalet Yürüyüşü ile, Erdoğan’ın Başkanlık yürüyüşünden rahatsız olan ve hala CHP’den umut eden kesimi arkasına dizerek iktidar karşısında daha güçlü bir konuma sıçrama pozisyonu yakalayan CHP, kodları gereği ayağa kalkan ve umut eden toplumsal dinamikleri yatıştırarak sistemin içerisine çekmeye çalıştı.

Sol popülist söylemlerle ara ara çıkış yapsa da egemen kurucu devlet statükosunun yılmaz savunucusu CHP, Adalet Yürüyüşü’nde  ortaya çıkan toplumsal dinamiklere sırtını dönerek en iyi bildiği yola döndü. Özüne, sistemin “güvenli” sınırları içerisine dönen CHP,  sermaye ve belli ki ABD desteğiyle “Man Adaları belgeleri” hamlesini gerçekleştirdi.

CHP/Kılıçdaroğlu’nun eline tutuşturulan belgelerin açıklanması dahi halkın büyüyebilecek tepkisini engelleyecek biçimde  ve tepeden gerçekleştirilen basın toplantılarıyla kurgulu. Bu kurgudan da anlaşılacağı üzere,  Erdoğan’ı devirmek değil, sınırlamak hedeflenmektedir.

Muhafazakarların huzursuzluğu

Sağdan İYİ Parti, “sol”dan CHP kuşatırken AKP/Erdoğan’ı, sermayenin “içerden” de, Abdullah Gül’ü parlatarak kuşatmayı güçlendirmeye çalıştığını görüyoruz. Milli Görüş geleneğinden kopuşun mimarı ve AKP’nin kurucularından olan Abdullah Gül, bugüne kadar kırılma yaratacak bir hamle gerçekleştirmese de, AKP ve TÜSİAD içerisindeki “huzursuz”ların toplanma merkezi haline geliyor. Son yayınlanan KHK eleştirisinin, Erdoğan tarafından panik ile hedefe oturtulması tam olarak onun da bu hamleyi görmesindendir.

Son dönem çıkışları ve Gül’ün yakın arkadaşı Fehmi Koru’nun, tarikatları çevresinde toparlamaya başlayan Saadet Partisi masasına oturması, Erdoğan’ın Gül’ü neden bu denli hedef tahtasına koyduğunu gösteriyor. Bu hamle ile Erdoğan dindar muhafazakar kanattan da kuşatma altına alınıyor.

Değirmenin suyu nereye?

Sermayenin büyümesini engelsiz ve daha hızlı gerçekleştirebilmesi için, Erdoğan’ı sınırlayan ve onu hizaya getiren bir operasyonun düğmesine basılmış olduğu görülüyor. TÜSİAD, Gül, CHP, İyi Parti ile Erdoğan dört bir yandan kuşatılıyor.

Hızlı sonuç almayı beklemeyen, sürece yayan, devirmek değil zayıflatmak ve taviz kopartmayı hedefleyen bu operasyon aynı zamanda sermayenin düzenine zarar vermeden Erdoğan’ı hedeflemektedir.

Öte yandan şimdi birbirini sınırlamaya çalışan bu güçlerin “devletin/sermayenin bekası”nı tehdit eden durumlarda, yani Afrin Savaşı’nda kol kola girmeleri, vergi artışları ve grev ertelemelerinde sus pus olmaları sistemin kendisiyle değil, değirmenin suyunun kime döneceğinin derdinde olduklarını da kanıtlar niteliktedir.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir