Erdoğan OHAL silahına sarıldı! -Erkan GÖKBER

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

 

Rejimin yönetememe krizi, AKP-Ordu ittifakı ile geçici bir statüye kavuşmuşken denge birden kırıldı. 15 Temmuz akşamı, oligarşik güçler arasında biriken gerilim darbe girişimi sonucu patlak verdi. Yine bir kılıç darbesi, düğümün çözülmesine, zembereğin boşalmasına sebep oldu. Fakat ava giden avlandı. Düşürülen kılıç hasmının eline geçti. Ve Erdoğan liderliğindeki klik, bozguna uğratılan darbecilerden başlayarak devlet içinde bir tasfiye ve yeniden yapılanma süreci yürütmeye başladı.

Darbe girişimi süpriz miydi, yoksa bekleniyor muydu sorusu geride kaldı ve süreç Olağanüstü Hal’e geldi dayandı.

Azrail’le imtihan ve kontra darbe

Marmaris’te uçağa binen Erdoğan Azraille girdiği imtihanı kazanıp İstanbul’a indiğinde artık başkomutan olmuştu. Siyasi hayatının en zor anlarını yaşadığını itiraf eden Erdoğan’ın karşı saldırısı da olağanüstü olacaktı.

“Bu hareket Allah’ın bir lütfu” denerek karşı hamlelere başlandı. Fırsat sıcağı sıcağına değerlendiriliyor, karşı darbe süreci ve uygulanan kontr terör ile Erdoğan diktatörlüğünün inşaası ve kitlelerin faşizme kazanılması hedefleniyor. 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL de burada anlam buluyor.

 

Şok doktrini ve OHAL

Sistem şok doktrini ile ayakta duruyor ve Erdoğan bu silahı kullanıyordu. Metropollerde gezen “canlı bombalar”, “Çöktürme Planı”yla Kürt illerindeki katliamlar ve yıkım, “siyasetin artık başka araçlarla yapıldığını” gösteriyordu… Ve darbe /kontra-darbe süreçleri, OHAL ilanıyla yeni bir evreye giren “Şok et, çökert ve teslim al” dinamiği yüksek şiddette, tehlikeli bir seansa başlıyor.

Hesap, devlet içindeki bin çeşit ajan şebekesinden biri olan Fethullah Cemaati’nden temizlenen sahanın, OHAL  ile hızla doldurulabilmesidir.

 

Rejim krizinden devlet krizine

Sıradanlaşan rejim krizi ansızın bir devlet krizi biçiminde metamorfoza uğradı. Ve sistem içi hesaplaşmalar yüksek şiddette, bir volkan patlaması gibi yıkıcı seviyede yaşanıyor. İpler Erdoğan’ın elinde gibi görünse de şu olağanüstü evrede işler her an sarpasarabilir… Değil rejimin sürdürülebilirliği, sistemin yaşarkalması risk altına girebilir.

Erdoğan’ın işi zor, ne ölçüde bir güç alanını tutabileceği belirsiz ve uluslararası ölçekte meşruiyeti yok.

Esas olan ise halk hareketi, işçi sınıfı, Kürtler, Aleviler, kadınlar, ekolojistler, LGBTİ’ler… Şüphesiz ki çürümüş devlet kurumları makyajlanıp tekrar inşaa edilirken bu dinamikler bekleyip görmeyecek, farklı düzeylerde de olsa sisteme karşı hareket halinde olacak, alternatif özgürlükçü demokratik iktidar alanlarını kuracaktır.

Peki Erdoğan, devlet içinde ipliği pazara çıkmış güç merkezlerine egemen olabilecek mi? Ve polis gücüne yahut sokaktaki gerici kitle hareketi içinde milisleştirilmeye çalıştığı islamcı faşist güçlere dayanarak nereye kadar ilerleyebilecek?

 

 

İleri demokrasiden OHAL’e

 

 

Erdoğan, 12 Eylül Darbe Anayasası’nın getirdiği OHAL uygulamasına sarıldı. Bu tüm yetkileri elinde toplayabilmesi için önemli bir silah.

 

OHAL malumun ilanı oldu

MGK’ya ve Bakanlar Kurulu’na neredeyse flashdisk içinde getirilen OHAL kararının sunumu Erdoğan’ın başkomutanlığı müsameresi şekilde oldu.

20 Temmuz günü, alınan OHAL kararı, geceye doğru Erdoğan tarafından açıklanmadan önce az çok herkese malumdu. Çünkü karar, 18 Temmuz günü Kısıklı’daki evinde AKP kurmaylarıyla yaptığı değerlendirme toplantısında Erdoğan tarafından masaya konmuştu. Aynı gece evinin önünde toplanan vatadaşlara “iki gün sonra MGK’dan sonra önemli bir kararı açıklayacağız” demesi Erdoğan’ın sabırsızlığının ve göz dağı verme isteğinin bir dışa vurumuydu.

 

OHAL’le birlikte parlamentoya gerek kalmadı

OHAL rejiminde birçok kanun Bakanlar Kurulunun Kanun Hükmünde Kararnameleriyle (KHK) uygulamaya koyulabiliyor. Böylelikle 7 Haziran sonrası askıya alınan, Saray Rejiminin aksesuarı haline gelen Parlamento, OHAL ile birlikte tamamen devre dışı kalıyor.

Devlet işleri, KHK adı verilen teknikle hızlıca yürütülünce, Erdoğan rejimi de devletin yeniden yapılandırılması sürecini istediği biçimde götürebilecek.

 

Erdoğan’ın cülus bahşişi

Erdoğan CHP ve MHP’yi de Sarayına aldı. Bu ikilinin OHAL düzeniyle bir sorunları zaten yok.

Dikiş tutar yeri kalmayan MHP paçasını toparlamaya çalışırken, derdi günü “Kontra darbe”yle birlikte Meral Akşener muhalefetini etkisiz hale getirmek. CHP ise “milli mutabakat” içinde taltif ediliyor olmanın hafif hoşluğu ve boşluğu içinde yüzüyor.

Erdoğan’ın lütufta bulunup “bir defaya mahsus şahsıma yapılan hakaret davalarımı çekiyorum” demesi de bunlara verilmiş cülus bahşişi sayılır.

KHK’yı uygulamak “sağlam irade” ister

KHK’lar, sistem içi hesaplaşmada devre dışı kalan Anayasa Mahkemesi’ni pas geçerek dosdoğru uygulanabiliyor. Tabii karar almak başka onu uygulayacak “sağlam irade”yi tesis etmek başka.

Bunun için Bakanlar Kurulu 667 sayılı ilk KHK’da, “Kanun Hükmünde Kararname kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz” maddesini ekleyerek emri altındakilere güven aşılamak istiyor.

Vali ve kaymakamların yetkileri artacak!

Erdoğan gayet açık konuşuyor “OHAL ilan edildi, bu süreçte valiler devreden çıkıp TSK mı el koyacak?, asla söz konusu değil. Tam aksine valilerimizin yetkisi daha da artacak. Tam aksine TSK valilerimizin emrinde bu süreci sürdürecekler.”

Yetki Valiler ve Kaymakamlarda… Yani OHAL ilanı doğrudan yasakları yürürlüğe sokmuyor, bu uygulamalar valilik kararıyla belirleniyor. OHAL Kanunu 11. madde Valilere ölçüsüz yetkiler tanıyor. Bu da kentlerin seçimle gelmeyen üst düzey bir bürokrat tarafından yönetilmesi anlamına geliyor. Yani Kürt illerindeki OHAL uygulamasında olduğu gibi kaotik siyasi ortam “süper vali”lerin öne çıkmasına neden olabilir.

Savcıların yetkisi 668 sayılı 2. KHK ile artırıldı, Hakim kararı olmadan arama, el koyma ve teknik takip gözaltına alınan kişilerin avukatla görüşme hakkı engellemek vb. birçok yetki tanındı. Ayrıca OHAL’le birlikte Polisin de eli güçleniyor ve yetkileri artıyor.

 

OHAL’in hedefi toplum

Tüm bunlar, topluma karşı topyekün savaş yürütecek bir ordunun toplandığını ve çeşitli silahlarla donatıldığını gösteriyor. Kendini başkomutan ilan eden Erdoğan, rejimin dizginlerine sarılmış dörtnala faşizme sürüyor.

Baskı ve şiddetin hedefi şu anda cemaat ile sınırlı tutulsa da orta vadede biriktirilen güç ve imkanlarla emekçilere, Kürtlere, Alevilere ve demokratlara saldıracağını kestirebiliyoruz. Demokratik halkçı güçlerin de buna göre tedariğini hazırlayacağını da öngörebiliyoruz.

OHAL’lerle Sistem Krizi Çözebilir mi?

 

Bir de OHAL’i bir dünya trendi olarak görüp ve meşrulaştıranlar var. Bunlar imalı sözlerle Fransa’daki, Amerika’daki, Almanya’daki örnekleri öne sürüyor. Aslında konunun açılması iyi oluyor, bu bize daha geniş vizyon sunuyor. OHAL ile demokratik ve halkçı bir sonuç yaratılamayacağının dünya çapında örneklerini görebiliyoruz.

Bu haller, kapitalizmin nasıl derin bir siyasal ve ekonomik kriz hali içinde halkları ve emekçileri boyunduruk almaya giriştiğini gösteriyor bize.

Dünyanın çeşitli yerlerindeki ilan edilen OHAL’lerle faşizan politikalar yükseliyor, polise geniş yetkiler tanınıyor ve dokunulmazlık veriliyor, bu uygulamalar halklar tarafından onay görmüyor. Kamu adına karar verme ve icra yetkisinin belli bir merkezde toplanması, “demokrasi” namına önemli bir tartışma konusu…

Artan baskılar

Avrupa da şok doktrinini ele alıyor. Topluma şok yaşatan terör eylemleri, güvenlikçi, faşist politikaların artırılması için bir fırsat olarak görülüyor. OHAL uygulamaları, özgürlüklerin kısıtlanması ve demokrasinin rafa kalkmasını beraberinde getiriyor.

OHAL ve artan baskılar çözüm üretmiyor aksine sorunu daha da karmaşıklaştırıp, büyütüyor. Geçtiğimiz haftalarda Fransa’da OHAL 6 ay daha uzatıldı. Fakat geçtiğimiz 9 aylık OHAL, geçen ay gerçekleşen Nice saldırısı da dahil en az 10 terör saldırısını engelleyemedi.

Ayrıca hükümetin, meclisten kaçırılarak yürürlüğe koyduğu çalışma yasasına karşı gelişen sınıf mücadelesini bastırmak için OHAL’i bir fırsat olarak kullanması, Fransız sermayesinin faşist politikalarla kurduğu derin bağı gösterir nitelikte…

OHAL Kürdistan’da 40 yıllık bir hal

OHAL Kürdistan için bir yaşam biçimi… 1978’lerdeki Sıkıyönetimi de sayarsak Kürt halkı 40 yıldır olağan koşullarda yaşamıyor.

Kürdistan’daki OHAL bölgesel ve özeldir… Burada halkın sömürgeleştirmeye ve asimlasyona karşı başkaldırısını ezmek üzere kurulmuştur.

Sıkıyönetim

Kürt illerindeki Sıkıyönetim “sivilleşerek”1987’de yerini OHAL’e bırakır. OHAL Bölge Valiliği kurulur, Özel yetkili OHAL Bölge Valisi atanır, Jandarma Asayiş Komutanlığı kurulur ve sömürge tipi faşist yönetim tesis edilir. 80’lerden 2000’e her türlü katliamcı ve asimlasyoncu politikanın yürütücüsü olacak siyasi mekanizma böylelikle işlemeye başlar.

30 Kasım 2002 tarihinde OHAL’i kaldırmakla övünen AKP’nin mekanizma elinin altında durur. OHAL’in sadece adı kalkar… 40 yıldır Kürdistan’da süren olağanüstü yaşam hali bitmez. AKP döneminde de katliamlar yaşanır, Roboski, Kobane serhildanı, Cizre, Sur, Nusaybin…

Ayrıca 2 yıldır çok daha özel bir yönelimin gündeme alındığını görüyoruz  “Çöktürme Planı”. Bu OHAL’i de aşan ve bölgeye yüksek seviyede savaş gerçekliğini dayatan bir plandır ve AKP-Ordu eliyle yürürlüğe girmiştir.

Şimdi soralım bakalım OHAL’i kim kaldırmış, kim geri getirmiş ve diz çöktürebilmiş mi?

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir